2014 Dünya Kupası Grup Elemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2014 Dünya Kupası Grup Elemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2012

Brezilya Rüyası


Milli takımımız gruptaki en önemli rakibine kendi evinde mağlup oldu. 3-0 kazandığımız Estonya maçının ardından bu oyun anlayışıyla Romanya ve Macaristan'ı yenemeyeceğimizi yazdığımda Selçuk İnan oynamadığı için böyle konuşmakla yani takımcılık yapmakla suçlanmıştım. Aslında sorunun Selçuk İnan meselesinden çok daha fazlası olduğunu anlatmaya çalışsam da kimseyi ikna edememiştim. Çünkü 10 kişilik Estonya'yı 3-0 yenmiş Brezilya'ya giden yolu yarılamıştık ve Emre Belözoğlu gibi coşkuluyduk. 

Eğer Milli takım teknik direktörlüğü gibi önemli bir görevdeyseniz galip gelirken de hatalarınızı eksiklerinizi görebilmelisiniz. Aklınızdaki oyun şablonuyla takımdan istediğiniz verimi alamıyorsanız yeni arayışlara girersiniz. Eğer 4-2-3-1 şablonunda ısrar edecekseniz oyuncuları da ona göre seçersiniz. Mesela Hamit bu şablonun sağında oynayabilecek tipte bir oyuncu değil. Sercan yetenekli ama henüz Milli Takımda 11 oynayacak olgunlukta değil. Umut bu şablonda tek forvet oynayabilecek tipte bir oyuncu değil. Selçuk İnan, Nuri Şahin varken hayatının hiçbir döneminde istikrar sağlayamamış Mehmet Topal bu oyun anlayışında etkili olabilecek oyuncu değil. Kısacası oyun şablonumuz yanlış. Böyle olunca da hiçbir oyuncumuzdan beklediğimiz verimi alamıyoruz. 

Oyuna müdahaleler oynadığımız 3 resmi maçta da yanlış ve zamansız. İşler ters gittiğinde düzelsin diye beklemezsiniz müdahale eder düzeltirsiniz. Özellikle geriye düştükten sonra Mehmet Topal'ı oyunda tutmanın izahı yoktur. Nuri Şahin gibi üst düzey bir oyuncuyu geride götürdüğünüz mücadelede 80 dakika kenarda oturtamazsınız. Mevlüt'ü kurtarıcı olarak oyuna almazsınız. Yanlış yerde oynatıldığı için etkisiz olan oyuncuların verimliliğini artırmak için çeşitli diziliş varyasyonları uygularsınız. 

Emre gibi oyuncuların peşine takılıp Milli Takım içinde kamplaşmalara çanak tutamazsınız. Birine öz evlat diğerine üvey evlat muamelesi yapamazsınız. Herkese eşit mesafede olmak zorundasınız. 

Kısacası Abdullah Avcı, adam yönetiminde başarısız, taktik anlayışta başarısız, mental hazırlıkta başarısız, oyuna müdahalede başarısız, oyunu okumada başarısız. Milli Takım alt kategorileri ve İBB takımında gösterdiği performans ve istikrarla takdirimi toplayan, bir zamanlar futbol bilgisine çok inandığım Avcı, benim için tam bir hayal kırıklığıdır. 

Ne zaman başarılı oluruz derseniz, yukarıdan aşağıya Türk futbolunu esir almış bulunan Demirören-Gümüşdağ-Avcı-Belözoğlu zihniyeti futboldan elini çektiğinde derim. 

12 Eylül 2012

MİLLİ MESAİ



Hollanda'nın Avrupa Kupası hüsranı ve sonrasında Belçika ile oynadıkları hazırlık maçını kaybetmesi Abdullah Avcı'nın bu maç için iştahını kabarttığını söyleyebiliriz. Bu doğrultuda takım kurgusu, oyunu tutup skoru korumaktan ziyade, deplasmanda Hollanda'dan üç puan alıp gruba ciddi favori olarak başlamaya yönelikti. Zira maç öncesi basın toplantısında Hoca'nın "Artık play-of u değil, birinciliği hedeflemeliyiz." demesi bunun en büyük göstergesiydi.

Bu bağlamda Hollanda karşısında orta sahada Emre, Topal ikilisi onların hemen önünde Arda kanatlarda Tunay ve Sercan, en uçtaysa Umut görev alıyordu.

Avcı'nın kafasında net iki şey var. Birincisi Arda'yı, bu sezon Madid'de oynadığı gibi oynatmak ve ikilinin önünde ondan faydalanmak. Burda Arda'nın bir sene içindeki gelişimini göz ardı etmemek lazım. Koca kafa, kanat hücumlarında sol bekin  bıraktığı pozisyonu doldurmayan adamdan, rakibe önde ciddi pres yapan ve kritik bölgede her maç en az dört beş kritik top kapan bir oyuncuya dönüştü ki, Hollanda maçında hem Sercan'a getirdiği iki top, hem karşı karşıya kaçrıdığı pozisyon bunun göstergesiydi.

Hoca'nın kadrodaki diğer bir net tavrı ise Batı Avrupa alt yapısı çıkışlı oyuncuları kullanma tercihi .İki maçta da dizilişimiz 2010'da final oynayan Hollanda Milli Takımının ve Alman Milli Takımının dizilişleriyle aynı. Avcı'nın bu bağlamda Hamit'i sağ bekte oynatması ve doksan dakika oyunda tutması, bu tavrının başka bir göstergesi. Zira Hamit'in Hollanda'nın hızlı kanat oyuncularına (Robben) madara olması bir tarafa, sadece ilk yarıda altı kez ayağındaki topu rakibe verip kalemizde tehlikeli pozisyonlara sebep olması bile ikinci yarıya Gökhan'la başlamaya yetecek sebepti. En azından Tunay - Gökhan değişikliği yapılarak, Gökhan - Hamit sağ kanadı ile, Hollanda'nın tek etkili olduğu bölge durdurabilirdi. Avcı'nın başta HERMES olmak üzere hepimizi isyan ettiren tercihi ise ikinci yarıda Emre'nin yerine oyuna Nuri'yi almasıydı. Bir senedir hiç maç oynamayan, üstüne ağır sakatlıklar yaşayan Nuri'nin, Selçuk İnan'ın yerine oyuna dahil edilmesi hem Selçuk'a yapılmış bir ayıptı hem de Milli Takım adına maça havlu atmak anlamına geliyordu. Zira Liverpool-Arsenal maçını izleyenler Nuri'nin topa on metreden fazla yaklaşamadığını görmüşlerdir. Nuri'nin daha çok zamana ve oynamaya ihtiyacı var ki o formuna kavuştuğunda Nuri - Emre - Selçuk'lu tadından yenmez bir orta saha kurulacaktır diye tahmin ediyorum.

  Abdullah Hoca'nın orta saha felsefesi Hollanda karşısında tutmadı. Zira bu takımın en zayıf bölgesi defansın göbeği. Hal böyleyken zaten orta sahada tamamen savunmayı düşünen Mehmet Topal, stoperlerin hemen önüne kadar çekilmek zorunda kaldı. Onun geride kalması da Emre'nin kalemize maksimum 35-40 metre uzaklıkta topla buluşabilmesine sebebiyet verdi. Bu da Emre'nin en önemli özelliği olan topla rakip sahaya direkt kat edebilme yeteneğini baltaladı. Bu dakikalarda bir Selçuk - Tunay değişikliği yapılsa ve Arda kanada çekilse oyunun akışı değişebilirdi. Mevlüt'ün oyuna girmesi ise değerlendirmeye bile değmeyecek anlamsız bir değişiklikti.

Hollanda karşısında alınan yenilgi için çok da fazla bişe söylemeye gerek yok. Zaten gruptan çıkma hesapları yapılırken bu maça puan yazıldığını sanmıyorum. Önemli olan bu maçta alınan mağlubiyetin Estonya maçına nasıl yansıyacağıydı. İlk maçtan farklı olarak Tunay'ın yerine Umut, Hamit'in yerine ise Gökhan ilk 11de başladı. Dün Selçuk'un ilk 11'de olmaması benim için süpriz olmadı. Bunu iki açıdan değerlendirebiliriz. İlk olarak Avcı'nın baskılar benim tercihlerimi etkilemez mesajı. İkincisi ve benim öyle olmasını umduğum: Estonya karşısında Mehmet-Emre ikilisinin orta saha için yeterli olacağını düşünmüş olması.

Estonya'nın 26. dakikada 10 kişi kalması maçın geneli için tam bir fikir sahibi olmamızı engellese de, ilk yarım saat için şunları söyleyebiliriz: Defans bölgemiz gerçek bir felaket. Ortada hiç birşey yokken Estonyalıların savunma arkasına attıkları toplarla geriye düşebilir, hatta on kişi kalabilirdik. Hakemin penaltıyı atlaması ve iki pozisyonda Mehmet Topal'ın stoperlerden bile erken davranarak topa müdahalesi maçı lehimize çevirdi.
Kırmızı karta kadar da, sonrasında da maçın yıldızı Emre'ydi. Rakibin onbir kişi olduğu dönemlerde tandemimizdeki uyumsuzluğun yarattığı iki pozisyon haricinde. Soldan iki ve göbekten bir pasla Burak gole yaklaşırken Gökhan'ın pasında ise o kendine has müthiş koşusuyla golle burun buruna geldi. Rakibin kırmızı kart gördüğü pozisyon milli takımımızın 2 si çok net olmak üzere beşinci gol pozisyonuydu. Onbire onbir oynanan bölümüne bakınca oyunumuzun iyi, oyuncu tercihlerimizin doğru olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
İki maç sonunda Milli Takımın genel bir değerlendirmesini yapmak gerekirse: Hem bireysel performans hem de defans sorunları açısından orta sahada Mehmet - Emre - Selçuk üçlüsünü kullanmak Milli takımımızı Avrupa'nın hem fiziksel hem de niteliksel olarak en önemli takımlarından biri haline getirecektir. (Nuri ve Hamit alternatiflerini unutmadan) Ben Tunay'da birşey göremesem de, Abdullah Hocanın bir bildiği vardır diyerek Sercan, Tunay, Gökhan Töre ve benzeri oyuncuları Arda'yla beraber kanatta kullanabiliriz. Son adam olarak da maçına göre Burak veya Umut kullanılabilir.

Şahsi görüşüm; ne olursa olsun memleket futbolunun son üç yıldır en iyi işleyen hatta tek iyi işleyen sistemi göz ardı edilmesin. ( Burak - Selçuk - Umut)

Avcı'ya İNANmak


Milli Takımımız 2014 Dünya Kupası elemeleri grup mücadelelerine Hollanda karşılaşmasıyla başladı. Abdullah Avcı'nın göreve getirilmesiyle başlayan yeni yapılanmanın nasıl bir oyun ortaya koyacağı merak konusuydu. Hazırlık kampını ve hazırlık mücadelelerini yakından takip edenler takımdan ve mücadeleden umutluydu. 

Abdullah Avcı'yı İBB öncesi Milli Takım alt yaş kategorilerinde görev aldığı zamanlardan bu yana takip eden biri olarak şu anki görevini sonuna kadar hak ettiğine inanlardanım. Milli takımımızın alt yaş kategorilerinde ilklere imza atarak önemli başarılar yakalamış sonrasında İBB ile dikkat çeken bir istikrar ve başarı yakalamıştı. Zaten bu istikrar ve başarı grafiği kendisine Milli Takımın kapılarını açtı. 

Hazırlık maçlarında zaman zaman umut veren, zaman zaman karamsarlığa düşüren bir Milli Takım seyrettik. Oyuncu tercihleri ve oyun anlayışı hep dikkat çekiciydi. Kimi zaman eleştirdik, kimi zaman takdir ettik. Nihayetinde hazırlık maçlarıydı ve üzerinde fazla durulmadı. Olması gerekende buydu. Ancak Hollanda karşılaşmasındaki kadro seçimi hepimizi şaşırttı. Daha önce hiçbir hazırlık maçında bir arada oynamayan bu 11 Hollanda gibi zorluk derecesi yüksek mücadelede sahaya sürülmüştü. Bu sezon henüz kendi takımında bile forma şansı bulamamış isimler de vardı sahada. Bununla birlikte Alman liginin alt seviye takımlarından iki oyuncuda bu karşılaşmada ilk 11'de şans buldu. 

Kadroyu gördükten sonra içimizde fırtınalar kopsa da, belkide hocamız bizim göremediğimiz farklı bir şey görmüş ve ona göre bir kadro oluşturmuş diye düşünerek maç öncesi temkinli olmayı tercih ettik. Maç başladı dakikalar ilerlemeye başladı. Tam da beklendiği gibi daha ilk dakikadan orta saha üstünlüğünü rakibe verdik. Niyetimiz zaten üstünlük kurmak değil rakibin oyununu bozmaktı. Topal-Emre seçimi de bunun kanıtıydı. Nispeten bu anlayışta başarılı da olduk. Aslında bu anlayışta başarılı görünmemizde ki en büyük etken, Hollanda'nın son dönemdeki tarihinin en kötü oyunlarından birini oynuyor olmasıydı. Bu fırsatı değerlendirememiş olmamız üzücü olsa da, üstünde durulacak bir konu değil. 

Bizim üzerinde durmamız gereken asıl mesele Abdullah Avcı'nın nasıl bir tavır ve oyun anlayışı sergileyeceğiydi. Hollanda karşısındaki hatalı kadro seçimi ve oyun anlayışı haklı olarak eleştirildi. Her teknik adam hata yapar ve zaman zaman eleştirilir. Önemli olan hata yapmamak değil hatalardan ders çıkarabilmektir. Milli Takımı bekleyen asıl tehlike budur. Hollanda maçından sonra yorum yapmamamın ve Estonya maçını beklememin nedeni de budur. Abdullah Avcı Estonya maçına da Selçuk İnan'sız çıkarak, her şeyin en iyisini ben bilirim tavrını sürdürdü. Bu davranışıyla Hakan Şükür'e kafayı takan Ersun Yanal'ı hatırlattı. Umarım sonu benzemez. 

Avcı, basın toplantısında Hollanda'nın da Huntelaar'ı oynatmadığını söyledi. Huntelaar'ın oynamamasının nedeni yerinde Van Persie gibi formunun zirvesinde bir oyuncunun olmasıydı. Peki Selçuk İnan'ı oynatmayan Avcı yerine kimi koymuştu. Tunay? Topal? Sercan? Kimse kimseyi aptal yerine koymasın. Türkiye'nin en formda ismi olan Selçuk İnan'a rakip takımdan benzer bir isim bulunacaksa, bu isim formunun ve kariyerinin zirvesindeki Van Persie'dir. 

Avcı, Estonya'yı Selçuk İnan'sız yenerek bakın Türkiye'nin en formda oyuncusuna bu takımın ihtiyacı yok onsuz da rahatlıkla galibiyet alırız mesajı vermek istiyor. Bu tehlikeli anlayış Türkiye'nin 2014 macerasına da başlamadan noktayı koyar. 

Futbol bilgisine ve teknik direktörlük meziyetlerine çok inandığım, hatta Terim sonrası Galatasaray'ın başında görmeyi çok istediğim Avcı, beni hayal kırıklığına uğrattı. Umarım her şeyin en iyisini ben bilirim tavrını sürdürmez ve 2014 Dünya Kupasını da uzaktan seyretmek zorunda kalmayız. 

Estonya galibiyeti kimseyi aldatmasın. Eğer maç 0-0 devam ederken rakibin verilmeyen penaltısı verilse ve oyuncumuza kırmızı kart çıkmış olsa, daha yolun başında Milli hüsrana dönüşecekti 2014 yolu. Maçın kırılma anıda buydu. 

Takımımız Estonya karşısına yine 4-2-3-1 düzeninde çıktı. Hollanda maçından farklı olarak Hamit'in yerine Gökhan Gönül, Tunay'ın yerine de Burak görev yaptı. Umut'u Tunay'ın pozisyonuna çeken Avcı en uçta da Burak'a görev verdi. 

10 kişi kalmış Estonya'ya karşı taktik değerlendirme yapmak sağlıksız olsa da, iki maçı birlikte ele alırsak, 2014 Dünya Kupasına katılma şansımızı düşük görüyorum. Avcı'nın Hollanda karşısındaki Tunay ve Sercan seçimleri kanatları kullanmamızı engelledi. Orta sahamızda Emre-Topal önlerinde Arda üçlüsü güçlü rakip karşısında kırılgan kaldı. Estonya karşısında da gerek Umut'un tam kanat özellikleri taşımaması gerek Hasan Ali'nin hücumcu bir bek olmaması kanat etkinliğimizi düşüren etkenlerdi. Buna rağmen, orta alanda Emre-Topal-Arda üçlüsü zayıf rakibe karşı büyük üstünlük sağladı ve oyundan galip ayrıldık. Avcı, Romanya ve Macaristan maçlarında da bu seçimlerinde ısrarcı olursa ki olacak gibi görünüyor ben 2014 Dünya Kupasını da evden seyredeceğimizi düşünüyorum. 10 kişi Estonya karşısında sergilenen oyun bile tatmin edici değildi. Birkaç oyuncunun bireysel becerisi ve hakemin yardımıyla alınan üç puan kimseyi aldatmasın. İyi mücadele ediyoruz ama iyi oynamıyoruz. Bunun en büyük nedeni de Avcı'nın yanlış oyuncu tercihleridir. Özellikle Hollanda maçında geriye düştüğümüzde Selçuk yerine neredeyse bir senedir ayağına top değmemiş Nuri Şahin tercihi tam anlamıyla skandaldı. 

Dilerim ben yanılırım ve Milli Takımımız 2014 Dünya Kupasında mücadele eder.