futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2013

FETRET DEVRİ YILDIZLARI

Galatasaray tarihinin en yönemli abancı futbolcusu kim diye bir anket sorusu sorsak cevapların büyük bir bölünmünde şüphesiz George Hagi imnini görürüz. Yine dönemi hatırlayan futbol severler içerisinden Popescu, Taffarel gibi isimlerin de telafuz edenlerde çıkacaktır. Üçüncü Fatih Terim Dönemiyle başlayan yeniden  yapılama sonucunda ise Melo gibi Eboue gibi Avrupa'da önemli kulüplerde başarılı olmuş isimleri, hatta Drogba gibi Sneijder gibi Dünya Futbolu'nun en tepesine çıkmış isimleri görüyoruz.

2000 Yılında alınan UEFA Kupası Galatasaray için 4 yıllık süreçte çıkılan bir dağın zirvesi gibiydi . Yavaş yavaş geri dönüşün vakti gelmişti. (Bu durumun başta ekonomik olmak üzere bir çok sebebi var uzun uzun tartışılır ama konumuz o değil. ) Ve artık kariyerinin son demlerinde olan futbolcular yavaş yavaş yerlerini haleflerine bıraktılar.Bu süreçte Türkiye sınırları içrerisinde ve hatta Avrupa'da durdurulamaz bir güç olan Galatasaray, Lucescu ile 2 sezon daha Ligde ve Avrupa'daa büyük işler yapsa da 2002-2011 arasında sadece 2 lig şampiyonluğu yaşadı ve Avrupa'dan iyice uzaklaştı. Bu gün UEFA kupası ile 3. Fatih Terim dönemi arasında (Bir nevi durgunluk döneminde) Parçalı formayı sırtına geçiren yabancı futtbolcuları hatırlayıp performans açısından en iyilerinden bir takım çıkarmayı deniyeceğiz.


Faryd Aly Camilo Mondragón
Galtasaray yakın tarihinin 3 önemli kalecisi desek tartışmasız herkesin aklınaTaffarel, Mondragon ve Muselra gelecektir. 2001 yılında Taffarel'in Parma'ya transferi sonrası Galatasaray taraftarının büyük kaygıları arasında Metz'den kiralananNMondragon'un 6 yıl aralıksız Galatasaray formasını giyeceğini kimse tahmin edemezdi. Lucescu'nun Galatasaray'ı ekonomik olarak küçülme yaşıyor. Takımda futbol severlerin pek tanımadığı Victoria, Florquin, Perez gibi isimler ilk onbirde yer alıyor Galatasaray'ı Sergen Yalçın, Ergün Pembe, Hasan Şaş gibi Türk Futbol Tarihinin en öenmli yıldızları ayakta tutuyordu. Mondragon ise geldiği ilk günden takıma müthiş ayak uydurmuş görünüyordu. Şampiiynolar ligi performansı (Özellikle Lİverpool deplasmanı) ile ilk sezondan taraftarın gönlünde taht kuruyordu. Galatasaray'a kiralık olarak gelen Mondragon'un bonservisi sezon sonunda Beşiktaş tarafından satın alınınca Galatasaray taraftarını hüzün sarıyordu. Herkes Mondragon'un Beşiktaş'a imza atmasını beklerken Mondragon imza gününde Beni Galatasaray'dan ayırırırsanız futbolu bırakırım diyerek restini çekiyor ve gerçek Galatasaray'lı oluyordu. Mondi sarı kırmızılı formayla iki şampiyonluk yaşadı belki ama en az Taffarel kadar Galatasaray efsanesi olduğunu kimse inkar edemez.


Rigobert Song

Bülent Korkmaz, George Popescu ikilisinden sonra Galatasaray stoper mevkiinde çok ciddi sıkıntılar yaşadı. Hayal kırıklıklarıyla dolu ikinci Fatih Terim dönemi sonrası kısıtlı bütçe ile yeniden yapılanmaya giden Galatasaray'da Ergün Gürsoy yönetimindeki transfer heyeti mücadeleci bir takım yaratma arusundaydı. bu doğrultuda ilk transfer olarak defansa Kamaerun Milli takımının kaptanı Rigobert Song'u getirdiler. Song'un geçmişinde Liverpool, Westham, Lens gibi takımlar bulunuyordu. Kamerun milli takımı Türk milli takımıyla konfederasyon kupasında da oynadığı için taraftarın aşina olduğu büyük şefin parçalıyı giyecek olması camiada memnuniyetle karşılanmıştı. Nihayetinde Rigo beklentlieri eksiksiz karşılayarak tam 4 sezon Galatasaray'da başarıyla forma giydi. futbol kalitesi, tecrübesi ve liderlik vasıflarıyla takımın oyununda değer kattı. 2006 ve 2008 olmak üzere iki şampiyonlukda büyük pay sahibi oldu. Hem Tomas'la hem Sevet'le iyi bir ikili oluşturdu. 2008 de kulüp yönetimimnin kendisiyle kontrat yenilememesi üzerine Trabzonspor'la anlaştı. Ersun yanal döneminde yeniden yapılanan Trabzonspor'un kaptanlığını yaptı.


Stjepan Tomas

Galatasaray'da Song deyince akla gelen ilk isim tartışmasız Tomas olacaktır. 2002 -2003 sezonunda Fenerbahçe'ye kiralık olarak gelen Tomas, Fabio Luciano ile iyi bir ikili oluştururken Fenerbahçe savunması için yıllar sonra yeni Uche - Högh benzetmeleri yapılıyordu. Ne var ki Şampiyonluğa koşan FB'de Adanaspor maçının 35. dakikasında oyundan alınan Tomas formasını yere fırlatınca Daum tarafından ipi çekiliyor ve bonservisi alınmıyorudu. Stoper mevkiine Song'u transfer eden Galatasaray, Fener'in Tomas'dan vaz geçmesini fırsata çevirdi ve 350.000 euro gibi bir bedel karşılığında tomas'ı kadrosuna kattı. 2004-2005 sezonuna bir enkaz devir alarak başlayan Hagi'nin savunma ağırlıklı oyununun Song'la birlikte bel kemiği oldu. 2006'da kazanılan şampiyonlukta da önemli pay sahiplerinden biri olan Tomas 2007'de takımdan ayrıldı.


Cesar Prates   

Değeri bilinmeyen oyuncular listesinde bana göre ilk sırayı alabilecek kalitede bir oyuncu. Hızı tekniği uzun mesafeli taç atışları ve en önemlisi mükemmel serbest vuruşlarıyla Çok uzun dönem takıma hizmet etmeyi hak eden bir oyuncuydu. Galatasaray'ın yıkıma uğradığı 2003-2004 sezonunda Hakan Şükür'le birlikte sahada ayakta kalabilen iki oyuncudan biriydi. Hagi döneminde sezon başlamadan Livorna'ya bedelsiz olarak transfer oldu. Oynadığı tek sezonda kupa ve avrupa maçları dahil 7 frikik golüne imza atan brezilyalı 2004-2005 sezonunda Galatasaray'da kalsa çok daha fazlasını yapabilirdi. Bugün geriye dönüp baktığımda Prates'den Eboue'ye kadar geçen süreçte Galatasaray'da sağbek oynayan hiçbir oyuncunun Prates kalitesinde olmadığını düşünüyorum.

Emiliano İnsua

Yıllarca sol kanat takımı olarak bilinen Galatasaray'da Hakan Ünsal ve Ergün Pembe'nin misyonlarını tamamlamaların ardından hali hazırda Türk Futbol'unun en büyük sıkıntılarından biri olan sol bek sıkıntısını Galatasaray da yaşadı.Bir dönem orhan akla idare eden sarı kırmızılılar 2007-2008 sezonunda Manisa'dan transferedilen Hakan Balta ile o bölgeye kesin çözüm bulduğunu düşünmüştü. Lakin 2008 Avrupa Kupası sonrası ciddi düşüş gösteren Balta'nın yerine Liverpool'dan Avrupa futbolunun gelectaki yıldızları arasında gösterilen İnsua, Rijkaard'ın özel isteğiyle kiralanmıştı. Rijkaard kısa süre sonra takkımın başından ayrılınca takımın başına yeniden geçen Hagi takımda kiralık oyuncu istemiyorum diyerek İnsua'yı  kadro dışı bırakmıştı. Performans olarak Galatasaray'a çok bir şey verememiş olsa da İnsua sol bek pozisyonuna mütemadiyen yerli tercih eden Galatasaray'ın nadir yabancı sol beklerinden biri olarak bu 11 kişilik kadroya girmeyyi başardı. İroniye bakın ki uzun vadeli planmlar için takımda kiralık oyuncu istemeyen Hagi kensisinden sonra geldiği İnsua'dan önce takımdan gönderildi. 


Alium Saidou

2004 yılında İstanbulspor'dan bedelsiz olarak alınan Saidou, Rahmetli başkan Özhan Canaydın'ın dönemin popüler tabiriyle Real Madrid'in kapısında yatarak transfer ettiği Brezilya'lı Flavio Conceiçoo'nun isminin gölgesinde kalınca Hagi Tarafın'dan Malatyaspor'a kiralandı. Hagi'nin gidişi, Concecao'dan beklenen verimin alınamayarak Olympiacos'a gönderilmesinin üstüne bir de ön libero mevkisine transfer yapılamaması eklenince o bölge mecburen Saido'ya kaldı. Eric Gerets'in Galatasaray'ı Hasan Şaş, İliç, Necati, Hakan Şükür ve Ümit Karan'la korkusuzca hücum ederken takım ortasahasının savunma güvenliği Ayhan Akman ve Saido'ya kalıyordu. Gösterişsiz ama temiz oyunuyla o sezon minimum beklentiyle görev alan Saidou maksimum fayda sağlayarak takımın şampiyonluğunda pay sahibi oluyordu. Sezon sonunda dönemin as başkanı Adnan polat Saidou o bölge için birinci sınıf bir oyuncu değil ön liberoya birinci sınıf bir oyuncu alacağız diyerek Kamerun'luyu takımdan gönderiyor: Transferin son gününe kadar istenilen hiç bir oyuncuyla anlaşma sağlayamayan Galatasaray Japon İnamoto ile el sıkışıyor ve yani bir hayal krıklığına yelken açıyordu.


Loric Cana   

Rijkaard'la başlayıp Hagi ile devam eden Bülent Ünder'le son bulan sezonun değerli nadir isimlerinden biridir. Sezon'a kağıt üzerinde çok iyi bir kadro ile başlayan Galatasaray'da işler bir türlü yolunda gitmiyordu takımda iyi futbol şöyle dursun iyi koşan oyuncu bile yoktu nerdeyse. İşte bu bağlamda mücadelesiyle hırsıyla taraftara kendini sevdirmeyi başaran Cana sezon sonunda Muslera transferinde Lazio'ya gönderilirken taraftarın damağında tad bırakmayı başardı.


Sasa Ilic

Bir gün bu ismin beni bu kadar heyecanlandırabileceğini asla düşünmezdim. Galatasaray tarihinin az sonra bahsedeceğimiz bir başka ismiyle birlikte en büyük transfer başarılarından biri. Fiyat performans bakımından müthiş bir tercih. Galatasaray'ın  bonservisi elinde 30 yaşını aşmamış yılda 1m eurodan fazla istemeyecek yıldız oyuncu arayışları yaptığı, işlerin sıkıştığı anda Haim Fresco'nun devreye girdiği ve nihayetinde yıldız futblcunun eşini ikna edemedik klişesiyle transferin noktalandığı dönemlerde. Taraftar Robet Pires'i beklerken Ilic'in gelişimi memnuniyetle karşılamamıştı. Sezonun ilk maçında Galatasaray Sami Yen'de Konyaspor'u ağırlarken Taraftarın açtığı Başkan Pires nerede? pankartı dikkatleri çekiyordu. Maçın henüz başında ceza sahası önünden aldığı pası Hasan Şaş'a yollayan Iliç içeri kat ediyor ve Hasan'ın ortasına yaptığı kafa vuruşulya taraftara merhaba diyordu. Yine ikinci yarıda Hasan Şaş'la girdiği ikili oyun sonrası ilk maçında ikinci lig golünü atan Ilic Galtasararay taraftarına futbolu hakkında fikir veriyordu. Saha görüşü ara pasları ve sırtı dönük forvetlerle yaptığı ver kaçlarıyla Gerets'in hücum futbolunun seyir zevkini arttırıyordu. Asistlerinin yanı sıra attığı 12 golle 2005-2006 sezonunda Galatasaray'ın şampiyonluğunda çok büyük pay sahibi oluyordu. Sonraki sezon Fenerbahçe'nin transfer yatrırımlarına ayak uyduramayan Galatasaray için işler iyi gitmiyordu. Ilic ikinci sezonunda ligde 10 Şampiyonlar ligi'nde 3 gole imza atıyordu. 2007-2008 sezonu öncesi taraftara yıldız sözü veren Özhan Canaydın Schalke 04'den Casio Lincoln'u transfer edince Iliç gözden düşüyor ve Salzburg'un yolunu tutuyordu. (Aynı sezon Galatasaray'ın sansasyonel transferi Lincoln'ün ligde kaç maç oynadığını hatırlayan varsa söylesin.)


Harry Kewell

Bu gün Türkiye Ligi Dünya'nın en kariyerli futbolcularına ev sahipliği yapabiliyor. Hatta bu işler eskisi gibi sadece 35 yaşından sonrada gerçekleşmiyor. Moussa Sow gibi Wesley Sneijder gibi yıldızlar kariyerlerinin önemli dönemlerinde Türkiye'yi tercih edebiliyorlar. Ama 2005 yılında birisi bana Harry Kewell 2008 de Galatasaray'a gelicek dese kesinlikle inanmazdım. 2008 Sezonuna Adnan Polat başkanlığında giren Galatasaray Transfer politikasını değitirmiş ve Transfer bütçeleri artırılmıştı.İlerleyen dönemlerde taraftarın "En büyük transfer Haldun Üstünel" şeklinde tezahuratlar besteleyeceği genç yönetici önderliğindeki transfer komitesi taraftarı sevince boğmak için sabırsızlanıyordu.

İnanılmaz Leeds United macerasından sonra Liverpool'a transfer olan Kewell'ın geçirdiği sakatlıklar ve karaciğer rahatsızlığı Avustralya'lının Liverpool'da yerini kaptırmasına sebep olunca. Oz Büyücüsü İstanbul'un yolunu tutuyordu. Sakatlığı hakkındaki tüm olumsuz eleştirilere rağmen Galatasaray taraftarının kendisinden beklentisi büyüktü ve hiç şüphesiz o bu beklentileri karşılayacak yeteneğe sahipti. Nihayetinde Ligin açılış maçında Hasan Şaş'ın arka direğe kestiği topa yaptığı düzgün vuruşla Sami Yen'de taraftara merhaba diyen Kewell'a Galatasaray taraftarı bir sonraki iç saha maçı olan Antep karşılaşmasına Liverpool'un kop tiribünlerinden transferedilen Harry Cool şarkısıyla eyvallah diyordu. Baros, Lincoln, Arda ve Nonda ile sağladığı uyumla estetik golerin hazırlayıcılığını ve bitiriciliğini yapan Kewell Galatasaray'da oynadığı ve takımın başarısız olduğu üç sezona rağmen taraftarın kalbinde Hagi'den sonra böylesine yer eden ilk oyuncu oluyordu. "Stay with us Harry"     


Franck Ribery

Galatasaray tarihinin hem en büyük transfer başarısı hem de en büyük yönetim beceriksiziliği olmayı başarmış bir oyuncu. UEFA 2013 yılın oyuncusu ödülü sahibi Franck Ribery.

2004-2005 sezonunda devre arasına girildiğinde Galatasray ligde Fenerbahçe'nin hermen arkasında zirve yarışını sürüdürüyordu. Cimbom sahada Fener'in hemen arkasında yer alsa da ekonomik anlamda fener'le yarışması mümkün değildi. Sarı kanaryalar o dönem yirmili yaşlarının henüz ortasında olan Manchester City'nin sorunlu yıldızı Anleka'yı almak üzereyken Galatasaray Türkiye'de ismini kimsenin bilmediği genç bir kanat oyuncusu ile kiralık olarak anlaşıyordu. Fenerbahçe basını "Cimbom Anelka'nın bonusunu aldı" şeklinde dalga geçerken Fatih Gökşen kimin bonus olduğunu sahada görürsünüz şeklinde iddalı cevaplar veriyordu. Ligin ikinci yarısı başladığında Ribery'nin potansiyelini tüm Türk futbol kamu oyu görüyordu. Ribery bir kanat oyuncusundan çok fazlasıydı. Taraftar da onu hemen bağrına basmış, Scarface posterleri eski açıkta yerini almıştı. Nihayetinde Türkiye Kupası finalinde Fenerbahçe ve Galatasaray karşılaşıyor ve genç fransız Galatasaray'ın 5-1 lik galibiyetiyle sonuçlanan maçta bonus tartışmlarına son noktayı koyuyordu.

Sezon sonunda Ribery'nin bonservisini Metz'den satın alan Galatasaray oyuncuya ödemesi gereken maaşı ödemeyince genç Fransız Galatasaray'dan kaçarcasına Marsillie'nin yolunu tutuyordu. Galatasaray'dan ayrılması kendi kariyeri açısından her nekadar doğru bir tercihse de. Bayern Munich maçlarını her izleyişinde  Galatasaray taraftarının içinin cız ettiği bir futbolcudur Franck Ribery.


Milan Baros

2004 Avrupa Kupası'nı izleyip de Baros'a hayran olmayan, Çek Cumhuriyeti'nin Yunanistan'a elenişine üzülmeyen yoktur sanırım. Bu turnuvadan tam 4 sene sonra 2008 Avrupa Kupası'nda A Milli Takımımımızın Çekleri 2-0 dan gelerek 3-2 yendiği efsanevi maçın bir iki hafta sonrasında Çek yıldız parçalı formayı sırtına geçiyordu. Liverpool'dan takm arkadaşı Harry Kewell'la birlikte taraftara yeni bir heyecan getiren Baros oyuna ilk onbirde başladığı ilk iki maçında sırasıyla Kocaeli  ve Konya'ya ikişer gol  atarak, Hakan Şükür'den sonra Aslan'ın yeni kralı olacağının ilk sinyalini veriyordu. Galatasaray'da Lincoln ve Kewell'la müthiş bir üçlü oluşrturan Baros sezonu 20 golle Kral olarak tamamlıyor ama Skibbe'nin gidişi, Bülent Korkmaz Lincoln gerginliği derken Galatasaray'ın kaybettiği bir sezon daha geride kalıyordu. Bir sonraki sezona Rijkaard'la müthiş bir giriş yapan Galatasaray'da kadro'ya Keita, Elano gibi çok önemli isimler de katılıyor ve Galatasaray kadrosu yabancı kalitesi açısından hiç olmadığı kadar güçlü bir duruma geliyordu. Milan Baros en iyi bildiği işi yapmaya, gol atmaya devam ediyordu. Ligin onuncu haftasında Fenerbahçe ve Galatasaray Kadıköyde karşı karşıya geliyordu. Maç daha başlamadan ısınma esnasında Cristian'ın Arda'ya omuz atmasıyla gerginlikler başlamıştı. Hakemin ilk düdüğünün ardından Emre Belözoğlu'nun ortasaha ile taç çizgisinin birleşmeye yakın bölgesinde, taraftara şirin görünmek amacıyla kayarak yaptığı faul sonrasında Baros'un ayağı kırılıyor ve bir daha tam anlamıyla geri dönemeyeceği süreç başlıyordu. Baros sezonun yarısını sakat geçirdkten sonra sahalara döndü ama asla eskisi kadar güçlü olamadı. Oynadığı maçlarda yine çok gol attıı ama çabuk sakatlanmaya başladığı için eskisi kadar çok oynayamadı. 3. Terim Döneminin ilk aylarında Elmander'le tam iyi bir uyum sağlamış ve goller atmaya başlamışken yeniden sakatlandı ve formasını devre arasında yuvaya dönüş yapan Necati'ye kaptırdı. Tam 4.5 sezon Galatasaray'da forma giyen Baros sakatlıklara rağmen parçalıyı terlettiği 93 maçta tam 48 gol atarak müthiş bir istatistik yakaladı. Bu gün Galatasaray taraftarı takımının golleri kadar Baros'un Antalyaspor adına attığı gollere de seviniyor.
                                                   MİLAN BAROS OLEY!!

Benim ilk onbirim böyle ya sizinkinde kimler var?


 








16 Aralık 2012

Kanarya Avı


Galatasaray Akhisar maçıyla birlikte sezonun en rahat ikinci maçını oynadı. Karşısında beklemediği kadar ürkek ve isteksiz bir Fenerbahçe bulunca zaman zaman afalladı. Maçın son bölümünde farkı açabilecek pozisyonları bulsalar da oyunu tutmayı tercih ettiler ve tepki gösteremeyen rakibini rahat bir şekilde geçtiler.

Galatasaray maç içinde sezon boyu yaşadığı önde top tutamama sıkıntısını yaşadı. Umut-Burak ikilisi önde hiç top tutamadı ve top bir o yarı alana bir bu yarı alana gidip geldi. Ancak rakip bunu kullanamadı ve Galatasaray karşısında pozisyon bulamadı.

Bu sezon iki ekibin oynadığı maçlara bakılacak olursa bu maçın pozisyon anlamında kısır geçmesi normal. Ancak derbi havasının farklı olacağı düşüncesi taraftarları beklentiye sokmuştu ama öyle olmadı. Deplasman performansı ortada olan Fenerbahçe, Gaatasaray'ın gollerine tepki veremedi. Pozisyona girmekte zorlanan iki ekibin mücadelesini daha çok isteyen taraf kazandı. Fener balı devreye girip Hasan Ali Türkiye kariyerinin ilk golünü ceza sahası dışından voleyle atmasa maç çok önce kopabilirdi. Neticede hakeden kazandı.

Maç kör döğüşü şeklinde devam ederken Terim'in Yekta hamlesi ve ortayı 3'lemesi maçın kontrolünün tamamen Galatasaray'a geçmesini sağladı. Maç başından beri yaptığı agresif hareketler ve top kayıplarıyla dikkat çeken Meireles'in kırmızı kart görmesi de zaten reaksiyon gösteremeyen sarı lacivertlileri tamamen maçtan düşürdü.

Selçuk'un muhteşem frikiği bizim için maçın en keyifli anıydı desek yanlış olmaz. İlk kez bir frikik pozisyonunda kalecinin ters köşeye gittiğine şahit oldum. Bu kalecinin Volkan olmasıysa keyfimizi katladı. Aklınca sağ köşeyi tuttuğunu gösterip Selçuk'u sola yönlendirdiğini sanan Volkan sola, top sağa gitti ve harika bir gol izledik.

Sezon başında Aykut Kocaman'a çok tepki gösterilmesi bizleri çok endişendirmişti. Ancak üst üste gelen birkaç galibiyetle hem Aykut hem biz Galatasaray taraftarı rahat bir nefes aldık. Bugün de kendisinin Galatasaray için ne büyük bir şans olduğunu bir kez daha gördük. Akhisar'dan sonra sezonun en rahat galibiyetini aldıysak kendisinin de önemli payı olduğunu belirtmeliyiz. Kendisinin 17'de16 yapabileceğine inanan taraftarlarıyla hep beraber olmalarını dileyelim. Galatasaray'ın yükünü azaltıp önünü açan bir rakibe her daim ihtiyacımız var.

Rakiplerin bu form durumu Galatasaray'ı rehavete sürüklüyor. Bu yüzden oyuncular lige konsantre olmakta sıkıntı yaşıyor. Şampiyonlar Ligi'nden elenene kadar lider olmamız durumunda şampiyonluğa çok rahat uzanacağımıza inanıyorum. Lige tam konsantre bir Galatasaray şu ortamda ligi rahatlıkla domine edebilecek güce sahip.

30 Kasım 2012

Şampiyonluk Yolunda bir Aslan s2e14


14. Hafta mücadelesinde Galatasaray'ın konuğu Gaziantepspor'du. Bu sezon konukseverliği ve cömertliğiyle dikkat çeken sarı kırmızılı ekibimiz ligde zor günler geçiren Antep'i de eli boş göndermedi. 
Umut-Burak-Amrabat üçlüsünün ilk 11 başladığı her maç gibi bu maçta tenis maçı havasında başladı. Top bir o yer alanda bir bu yer alanda gidip geldi. Topun rakip yarı sahada kalmasını sağlayamayan Galatasaray doğal olarak pozisyon bulmakta zorlandı. Bununla birlikte rakibin yarı sahasından kolayca çıkmasına mani olamadı ve defansta ciddi sıkıntılar yaşadı. Bunun en önemli nedeni başta da dediğim gibi Amrabat-Umut-Burak üçlüsünün rakibi rahatsız eden, oyununu bozan, topun rakip sahada kalmasını sağlayabilen tipte hücum oyuncuları olmaması. Bugün sahada tank Cris'de olsaydı ilk yarıda havluyu atmıştık. Semih Dany olunca en azından devreyi gol yemeden bitirdik. 

İkinci yarıya iki yerinde değişiklikle başlayan Terim, Elmander ve Engin'i sahaya sürdü. Bu değişikliklerle maçın şekli değişti ve Galatasaray rakibini kendi yer alanına hapsetti. Böyle olunca pozisyonlarda beraberinde geldi. Ancak, golü bir türlü bulamadık. 5 dakika içinde Muslera ve Eboue'nin sakatlık yaşaması konsantrasyonumuzu bozdu ve yine pozisyon yokken rakibin uzaktan çektiği cılız şut defansa çarpıp gol oldu. Gol gelmedikçe gerilen takımımız golü de kalesinde görünce iyice demoralize oldu. Tekrar toparlanıp golü bulsak da galibiyet için yeterli olmadı. Hakem iyi bir yönetim göstermese de Melo'nun aşırı tepkileri sorumsuzcaydı. Son haftalarda olumlu sinyaller veren Melo maalesef kendisine güvenenleri yine üzdü. Engin 11 maçlık cezasından zerre ders almamış görünüyor. Yine her kararda hakeme koştu. 

Bugünkü puan kaybında Terim'in kadro seçiminin de büyük payı var. Umut-Burak ikilisinin 4-4-2'nin ileri ucunda birlikte oynayamayacaklarını defalarca görmemize rağmen yine bu ikiliyle başlaması rakip üzerinde baskı kurmamızı engelledi. Nitekim yine pozisyon bulamadan devreyi tamamladık. İlk yarıdaki etkisiz oyunumuz haliyle rakibin direncini ve umutlarını artırdı. Oyuna Elmander'le başlamış olsaydık maç buralara gelmeyebilir rahat bir galibiyet alabilirdik. 

Takım olarak etkisiz oynuyoruz ama Selçuk İnan'ın inanılmaz düşüşü de dikkat çekici. Oyun içinde sürekli kayboluyor. Bir türlü kendini toparlayamadı. Bugün Hamit'te etkisiz olunca puan kaybı kaçınılmaz oldu. Yine ligde çok kötü maçlar çıkaran Eboue yine sahanın kötülerindendi. Şampiyon takımın iskeletini oluşturan Selçuk-Melo-Eboue kötü oynayınca Elamder'de yedek olunca oyun anlamında hiçbir şey ortaya koyamıyoruz. 

25 Kasım 2012

YİNE KUDURTTU



En sonundan başlayalım maçı yorumlamaya. Melo sahalarda çok az rastlanacak bir olaya daha imza atarak sıkıntılı Galatasaray taraftarını keyiften dört köşe yaptı. Çekemeyenleri yine kudurttu.

Şimdi başa dönecek olursak Fatih Hocanın Süper Ligdeki kadro tercihleri en az futbolcuların lige bakışı kadar rahatsız edici.

Elmander bu takıma sadece gol ve asist yaparak değil, oyun karakteriyle takımın rakip üstüne ciddi baskı kurmasını sağlayan ve Galatasaray'ın rakip sahaya yerleşmesini sağlayan en önemli oyunculardan biri. Hatta bana göre forvet hattına ismi ilk yazılması gereken kişi. Burak ve Umut arasında maçına göre tercih yapılabilir. Ama sezon sonu ve sezon başı geçirdiği sakatlıkların etkisinden daha kurtulamamışken yaşadığı son sakatlık onun fiziksel olarak biraz daha zamana ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Buna rağmen Elmander sahaya doğrudan sürülebilir veya sonradan alınabilir. Bugün de oyunun belli başlı bölümlerinde kendi özelliklerinden küçük pırıltılar verdiğini söyleyebiliriz. Ama Elmander fizik olarak yetersizken bir de Engini ilk onbirde sahaya sürmek takımın direncini tamamen düşürdü. Özellikle ilk yarı Engin'in savunma desteğini neredeyse hiç üstlenmemesi nedeniyle takımın dizilişini kavramakta bile zorluk çektim. İkisinin de biraz daha süreye ihtiyacı olduğu çok açık.

Sezon başlamadan defalarca söylemiştim Yekta'dan bu sezon çok şey bekliyorum diye. Selçuk'un yokluğunda bugün orta sahada hücum anlamında nadir de olsa olumlu işler yapıldıysa çoğunu Yekta yaptı. Topu ayağına aldığı andan itibaren klasını hissettiriyor gereksiz top tutmuyor ve boşu iyi ve doğru zamanlamayla görebiliyor. Gel gelelim savunma anlamında Emre kadar bile katkısı yok diyebilirim. Zamanla çok daha önemli roller alacağını düşünüyorum Yekta'nın.

Rakibin Elazığspor olması Galatasaray'ın bu gün en büyük avantajıydı bu açık. Orta sahanın sadece Melo ile ayakta durduğu Galatasaray'a karşı bir tek pozisyon bile bulamadı. Elazığ ne zaman tempoyu arttırmaya çalışsa Galatasaray pozisyon buldu. Aydın Karabulut'u hiç görmedim diyebilirim.

İkinci yarı Aydın'ın oyuna girmesi Galatasaray'ı orta sahada biraz daha güçlendirince Elazığspor için maç bitti. Riera yine çok iyiydi (Penatı pozisyonuna kadar.) Onun sert ortası ve şans golü getirdi. Bu sezon geçen seneki çıkışını sürdüremiyor olsa da Aydın bu gün Emre Çolak'a iki müthiş pas verdi. Emre ikisini de İveşa'nın uzun bacaklarına vurdu.

İlk düdüğünden son dakikasına kadar sıkıcı, uyku getiren cinsten bir maçtı. Ta ki amaçın 89. dakikasında çalınan penaltı ve Muslera'ya verilen kırmızı karta kadar. Penaltı netti ama kırmızı kartın doğru olmadığını düşünüyorum.  Elazığ'lı oyuncunun topu sektirdiği bölge hem koşu yaptığı alana ters hem de galatasaray'lı oyuncular pozisyona daha yakın.

Kırmızı çıktığı anda herkesin aklına Melo gelmiştir sanırım. Sonuçata sıra dışı bir durum varsa Galatasaray'da bu durumun baş rolünde Melo olmalı. Ve Melo sahalarda nadiren görülecek bir olaya imza attı Göksu'yu Elazığ taraftarını en önemlisi Yılmaz Vural'ı kahreden o kurtarışı yaptı. Sinirleri gerilen Galatasaray taraftarlarının sinirlerini birden yumuşatıp keyiflerini tavan yaptırdı. Benim gibi tv başında uyuyanlarında uykusunu açtı.

24 Kasım 2012

Şampiyonluk Yolunda bir Aslan s2e13


Galatasaray bugün Elazığ'da 3 puan kazandı belki ama Terim'in kadro tercihi gelecek için düşündürücü. Takımın Şampiyonlar Ligi maçları öncesi ve sonrası yaşadığı konsantrasyon sıkıntısı ve puan kayıpları ortadayken Terim'in böyle büyük bir rotasyona gitmesi zaten ligde isteksiz görünen oyuncularda hoca da ligi fazla önemsemiyor algısı oluşturabilir. Kaldı ki, bugünkü kadro tercihleri Terim disipliniyle bağdaşmıyor. Manchester maçında maç eksiği bariz görülen Engin, fizik olarak hazır görünmeyen Elmander ve tank Cris tercihleri rakibi küçümsediğinin açık göstergeleriydi. Zaten Selçuk Hamit gibi önemli eksiklerin olduğu bir günde yapılan bu rotasyon özellikle Avrupa maçlarının olduğu haftalarda takıma olumsuz yansıyacaktır. Haftada 3 maçı mental olarak yalnızca takımın değil İmparatorun da kaldıramadığını düşünüyorum. Yanlış kadro seçimi yanlış oyuncu değişikliklerini de beraberinde getirdi ve 3 puanı futbol sahalarında az rastlanır bir pozisyonla kurtardık. Terim'in bu tercihlerinin asıl nedeni yaklaşan Afrika Kupası öncesi Dany ve Eboue'nin alternatiflerini hazır tutmak da olabilir. Yinede neden ne olursa olsun bu rotasyonun yanlış olduğunu düşünüyorum. 

Maça bakarsak ilk yarı Galatasaray'ın birkaç pozisyonu olsa da genel olarak sıkıcı temposuz bir oyun vardı. İkinci yarıya daha hareketli başlayan Galatasaray golü bulmakta gecikmedi. Ancak, girdiği pozisyonları cömertçe harcayan ekibimiz son dakikada defansımızın arkasına atılan bir topla pozisyon verdi ve az daha bir puana razı olacaktı. Maça damgasını vuran penaltı ve kırmızı kart gören :Muslera'nın yerine kaleye geçen Melo'nun kurtarışı çok önemli 2 puanı kurtardı. Sevindirici olan Yekta'nın güzel oyunu ve Melo'nun her geçen gün hazır hale gelmesiydi. Kurtardığı penaltı da Melo için moral olup iştahını daha da artıracaktır. 

Emre Çolak, Aydın, Cris, bu takımın oyuncuları değil. Bunu sezon başından beri defalarca yazdım. Her forma bulduklarında da söyleyeceğim. 

İbrahimoviç'in rövaşata golü, Almeida'nın ayağıyla gol atması, Bekir'in rövaşata golü derken Kasım ayındaki sıra dışı futbol olaylarına Melo'nun kurtardığı penaltı da eklenmiş oldu. 

11 Kasım 2012

Şampiyonluk Yolunda bir Aslan s2e11


Öyle haftalar vardır maç hakkında konuşmak bile istemezsiniz. Bunun sebebi gönül verdiğiniz takımın puan kaybetmesi değil, mücadele etmemesidir. İşte biz Galatasaraylılar için öyle bir maçı geride bıraktık. Rüya takımımız, bu sene kümede kalma mücadelesi vereceğinin sinyallerini veren Mersin İ.Y. karşısında varlık gösteremedi ve 1 puana razı oldu.

Şampiyonlar Liginde şanssızlığımızı kırıp, önemli bir galibiyet aldık. Ancak önümüzde çok kritik ve zorlu iki maç daha var ve grupta sonuncu olma ihtimalimiz hiç de az değil. Buna rağmen sahaya bakıyoruz, ben Avrupa takımıyım ne işim var Mersin'de havasında 10 oyuncu. 10 oyuncu diyorum çünkü maçı ciddiye alıp mücadele eden bir isim vardı sahada o da; Hamit Altıntop. Sonradan oyuna girip hiçbir varlık gösteremeyen Amrabat ve Aydın'ı da eklersek 12 isteksiz adam vardı sahada. Haliyle puan kaybı kaçınılmaz oldu. Fizik olarak değil belki ama zihin olarak haftada üç maçı kaldıramıyoruz. Bu da futbol anlayışı bakımından Avrupa seviyesinin çok uzağında olduğumuzun göstergesi.

Maça dönecek olursak ilk yarı itibariyle sabaha kadar oynansa gol olmaz havasında bir maç vardı. İkinci yarının hemen başında Umut'la gelen golse Galatasaray için büyük şanstı. Ama Galatasaray zaten isteksiz oynadığı maçta golü de bulunca kazandım havasına girdi ve belalısı Nobre de golünü atıp cezayı kesti. Maçta öylece sona erdi.

Galatasaray için sıkışık fikstür, eksik futbolcular filan bahane olamaz. Bugün ortaya konan oyun ilerisi için umut vermiyor. Özellikle defans anlamında çok büyük zafiyetlerimiz var. Cluj maçında defansın arkasına atılan her top kalemizde tehlikeli oldu. Bugün de Nduka'nın koşuları sıkıntı yarattı. Golü yediğimiz korner atışında da Nobre'yi kaçırmaları affedilir gibi değil. Nitekim kolay gol yemeye devam ediyoruz. Bununla birlikte kenardan gelen oyuncuların performansları da düşündürücüydü. Amrabat ve Aydın formayı kapma şansını ellerinin tersiyle ittiler. Forma savaşına yeniden Engin'in de katılacağını düşünürsek bu haliyle Amrabat'ın işi hayli zor. 

Elmander ve Engin'in takıma katılması oyunumuzu çok yukarıya taşıyacaktır. Özellikle kapanan rakibe karşı çok önemli iki koz olacaktır. 

2 Kasım 2012

Şampiyonluk Yolunda bir Aslan s2e10


Takımımız 10. hafta mücadelesinde İBB'ye konuk oldu. Galatasaray için koşmadan kazandı dersek yanlış olmaz. Zorlu Şampiyonlar Ligi mücadelesi öncesi yıpranmadan maç kazanmak avantaj gibi görünse de  oyunumuzu olumsuz etkiliyor ve maç ritmi yakalamamıza mani oluyor. Bunun sıkıntısını daha önceki maçlarda da yaşadık. O yüzden ne oynanan oyundan ne de ortaya koyulan mücadeleden memnun olmadım. Bugün Galatasaray biraz iştahlı olsa maç 6'ya 7'ye giderdi. Şampiyonlar Ligi ile Süper Lig kalite açısından siyahla beyaz gibi. Şampiyonlar Ligi'nde oynanan oyun ve ortaya koyulan mücadele ne kadar üst düzeyse ligimizde oynanan oyun ve ortaya koyulan mücadele o kadar vasat. 

Bugün Belediye karşısında gösterdiğimiz mücadele Çarşamba günü oynayacağımız Cluj maçı için yetmez. Çarşamba günü Romanya'da çok daha fazlasını yapmak mecburiyetindeyiz. Cluj belki üst düzey bir takım değil ama bugünkü Belediye takımından en az 3 gömlek üstün. Romanya liginde orta sıralarda bulunan Cluj'un bile bir Süper Lig kulübümüzden 3 gömlek üstün olması aslında Türk futbolunun içler acısı halini görmek için yeterli. 

Antrenman maçından bile daha vasat bir mücadele olduğundan maçla ilgili değerlendirme yapmak da anlamsızlaşıyor. Galatasaray iyi oynamadı. Bunda skoru erken bulmasının ve rakibinin neredeyse hiç karşılık verememesinin önemli payı var kuşkusuz. Ancak Galatasaray defansı hala iyi sinyaller vermiyor. Bireysel hatalar çok fazla. Müdahalelerde uyumsuzluklar dikkat çekiyor. Sevindirici olan Eboue'nin kendini toparlaması ve yine eskiden olduğu gibi rakiplerine geçit vermemesi. Takım olarak büyük sıkıntılar yaşadığımız süreçte Yekta takım için büyük kazanç oldu. Melo ve Selçuk'un bekleneni veremediği şu ortamda orta sahada önemli işler yaptı. Bugünde iyi bir oyun çıkardı. Melo'nun formayı kapması zor görünüyor. Selçuk yavaş yavaş toparlanmaya başladı ama oyun içinde daha fazla sorumluluk alıp önceden olduğu gibi takımını yönlendirmesi şart. Çünkü Selçuk liderlik etmeyince takım, şuursuz ataklar yapan dağınık bir görüntü çiziyor. 

Kalite açısından bu kadar farklı maçlar oynamak takıma zarar veriyor. Bir türlü beklediğimiz mücadele gücüne ulaşamıyoruz. Bugün antrenman maçı kalitesinde maç oynayıp hafta içi üst düzey bir maça çıkmak dengemizi bozuyor. Bocalıyoruz. Maç ritmi yakalayamıyoruz. Bununla birlikte takımda konsantrasyon sorunu da ortaya çıkıyor. 

Umarım Cluj maçında gülen taraf biz oluruz ve Şampiyonlar Liginde gruptan çıkma umutlarımızı sürdürürüz. 

24 Ekim 2012

Şampiyonlar Liginde bir Aslan s1e3


Takımımız Şampiyonlar Ligi 3. maçında Cluj'u evinde ağırladı. Şansımız belki matematiksel olarak devam ediyor ancak oynanan futbol ümit vermekten çok uzak. Herkesin dilinde olan futbol şansı futboldan yana olanların yanındadır. Siz futbola ortam hazırlamazsanız futbol şansı hiçbir zaman yanınızda olmaz. Üç gündür Marmara'yı etkisi altına alan sağanak yağmur birden bire bastırmadı. Günlerdir Trakya'dan can alarak geliyorum diyordu. Ama stadın halinden gördüğümüz kadarıyla böylesi kritik bir maç öncesi hiçbir önlem alınmamış. Stadın üstünün kapatılmamış olmasına girmiyorum bile. Yönetim futbola ortam hazırlamazsa futbol şansı yanımızda olmaz. 

Gelelim teknik ekibe. Terim ve ekibi gerçekten çok formsuz. Özellikle son maçlarda oyuna yapılan müdahaleler bunun açık kanıtı. Gençlerbirliği maçında Eboue'nin çıkması oyunun kaderini değiştirdi ve Hamit'in hatalarıyla üst üste 2 gol yedik. Sonucunda da beraberliğe razı olduk. Bugün Cluj maçında da sahanın en çok mücadele eden ismi Hamit'in henüz devre bitmeden oyundan alınması çok kritik oyunun seyrini değiştiren taktik hatadır. Bu sezonun hiçbir şey vermeyen ismi Emre Çolak'ın sakatlanan Elmander'in yerine oyuna girmesiyse taraftar olarak benim umutlarımı bitiren hamle oldu. Son değişiklik ise zihnimin sınırlarını aştı. İçeriye isabetli top atmamız gereken maçta oyuna Sabri'nin girmesi hangi aklın ürünü anlayamadım. Çivi çiviyi söker diye oyuna alındı sanırım. Ben Engin maç eksiği var diye oynatılmıyor sanıyordum ama Engin'den daha fazla maç eksiği olan Sabri girince böyle olmadığını gördüm. Engin'in ölüsü Sabri+Emre'den daha iyi bir performans ortaya koyar. Yani teknik ekipte futbola ortam hazırlayamadı. 

Gelelim oyunculara. Takımın en formsuz ismi Selçuk İnan. Ortaya koyduğu futbola akıl sır erdirmek mümkün değil. Sahada varlığıyla yokluğu bir. Bırakın sorumluluk alıp top kullanmayı kaptırdığı topu bile kovalamıyor. Son anlarda takım gol için çırpınıyor kendisi ceza sahası dışında ölü noktada geziniyor. Sorunları olduğu ortada. Tatile mi gönderilir başka bir şey mi yapılır sorununu bilmediğimden bir şey diyemiyorum ama en kısa sürede sorunları çözülmeli. Bence sahanın en kötüsüydü. Bir diğeri Dany. Avrupa seviyesinde bir oyuncu değil. Bu noktada yine kendisine kızmamak lazım. Ujfalusi gibi kritik bir oyuncunun boşluğunu Cris gibi ağır bir oyuncuyla doldurmaya çalışan yönetimin suçudur. Cris'in adı gündeme geldiği gün yine buradan Cris'in takıma zarar vereceğini söylemiştik. Bir diğer formsuz isim Eboue. Tanıdığımız sevdiğimiz Eboue'nin çok uzağında. O kanattan gelişen rakip atakların tamamında rakip oyunculara orta şansı tanıdı. Hücuma katkısı yok denecek kadar azaldı. Ayağında top tutamaz oldu. Zaten alarm veren defans hattına birde kendisinin formsuzluğu eklenince gol üstüne gol yer olduk. Oyuncularda yönetim ve teknik ekibe ayak uydurdular. 

Göz göre göre gelen kritik yönetim hataları, teknik ekibin formsuzluğu, Selçuk'un sahadan silinmesi alınan neticelere ortam hazırladı. Siz futbola ortam hazırlarsanız futbol şansı yanınızda olur. Siz futbola ortam hazırlamazsanız penaltı vuruşu bile o çerçeveden içeri girmez. 

19 Ekim 2012

Şampiyonluk Yolunda bir Aslan s2e8


Takımımız ligin 8. Haftasında Başkent ekibi Gençlerbirliği'ne konuk oldu. Maça durgun başlayan Galatasaray oyuna konsantre görünmedi. Yediği golde kendine gelmesine yetmedi ve devreyi 1-0 mağlup tamamladı. Terim, durgun ve isteksiz bir oyun ortaya koyan oyuncularını silkelemiş olacak ki, ikinci yarıda bambaşka bir oyuncu topluluğu vardı sahada. Kötü de oynasa mücadeleden hiç vazgeçmeyen Galatasaray ikinci yarıyla birlikte geri dönmüştü. Umut-Burak değişikliği de takıma olumlu yansımış ve beraberlik golü gecikmemişti. Elmander'in indirdiği topu iyi takip eden Umut, takımına beraberliği getiren isim olmuştu. Bu golden kısa bir süre sonra Elmander'in ceza sahası içinden yolladığı füze Ramazan'ın bakışları arasında ağlarla buluşmuş Galatasaray öne geçmişti. Her şey takımımızın lehine gelişirken Terim'in Eboue-Aydın değişikliği maçın seyrini yeniden Gençlerbirliği lehine çevirdi. O kanattan gelişen Gençlerbirliği ataklarıyla da üst üste 2 gol yiyip yeniden geriye düştük. Eğer Eboue'nin bir sakatlığı yoktusa Terim'in çok büyük bir taktik hata yaptığını söyleyebiliriz. Eboue, iyi bir maç çıkarmıyordu belki ama yinede aksayan defans içinde varlığı bile takım için çok önemliydi. Elbette yediğimiz golleri yalnızca bu değişikliğe bağlamak hata olur. Ujfalusi'nin sakatlığından bu yana defans kurgusunu bir türlü oturtamadık. Buna Hakan Balta'nın geçen seneki formunun çok uzağında olması da eklenince geçen sezon 18 maçta yediğimiz golü bu sezon 8 maçta yemiş olduk.

Geçen sezon yine 8.haftada Gaziantep maçıyla ayyuka çıkan defans krizini Terim, Ujfalusi'yi ortaya çekip, yanına da altyapıdan Semih'i monte ederek çözmüştü. Hatırlarsanız o haftaya kadar Ujfa defansın sağında Servet-Gökhan göbekte oynuyordu. Eboue ise sağ önde oynuyordu. Terim'in bir an önce bu defans krizini çözmesi gerek. Çünkü önümüzde çok kritik bir Cluj maçı var. Hakan Balta'nın alternatifinin Riera, Ujfalusi'nin alternatifinin de Cris olmadığını önceki maçlarda gördük. Yani şu an defansımız tam bir çıkmazın içinde. Terim'in işi hiç kolay olmayacak.

Aydın Yılmaz, Emre Çolak, Hakan Balta bu takımın oyuncuları olmadıklarını bilmem kaç bininci kez ispatladılar. Terim'in artık bu oyuncularda ısrar etmemesi lazım. Riera'yı kullanabilir alt yapıdan genç isimlere şans tanıyabilir ama artık oyuna Aydın Yılmaz'ın girmemesi lazım. Geçen sezon rotasyon filan diye kullandık ama artık vites büyütmüş, hedef büyütmüş bir takımız. Artık Aydın'dan, Çolak'tan medet ummamamız gerekiyor.

Ayrıca bu maçta Selçuk'u da çok aradı takım. Özellikle ilk yarıda kimse saha içi liderliğini üstlenmedi. Kimse sorumluluk almadı. Ancak ikinci yarı Hamit liderliği ele aldı ve takımını taşıdı. Buna rağmen kolay gol yememiz elimizi kolumuzu bağladı.

Cluj maçı içinde bizi bekleyen en önemli tehlike defans olarak görünüyor. Bununla birlikte şu anda ilerde en iyi anlaşan iki isim Elmander ve Umut olarak göze çarpıyor. Cluj maçına bu ikiliyle başlamakta yarar var. Selçuk'un da takımdaki yerini alacağını düşünürsek Cluj'u yeneceğimize inanıyorum. Yeter ki kolay gol yemeyelim.

13 Ekim 2012

MİLLİ MESAİ (TOKAT)


     Hollanda maçı bitimiyle, orta saha ve kadro tercihleriyle ilgili yapılan aşırı eleştiriler sonrası Abdullah Avcı'nın  Estonya karşısına da aynı düzenle çıkmasına iki sebepten ötürü şaşırmamıştım. Birincisi baskılar bizi yıldıramaz politikası, ikincisi ise Estonya'nın zayıf bir rakip olmasıydı. Zira Estonya maçında Mehmet Topal - Emre ikilisi sahada gerekenleri yapmaya yetmişti. Ama o gün Romanya maçı için tercihlerin değişeceğini düşünmüştüm. Ama öyle olmadı. Bu noktada hayal kırıklığına uğradığımı söylemek durumundayım. 

   Önceki yazımda belirtmiştim; hocanın kafasında Batı Avrupa tandanslı bir futbol anlayışı var. Hollanda ve Almanya Milli takımlarının benimsediği 4-2-3-1 dizilişini tercih ediyor diye. Şimdi bizim futbolumuzda çok büyük bir yanılgı var. Evet bir takımın oyun anlayışı çok belirgin ve net olmalı ama bu sahaya dizilişler öyle abartılacak kadar önemli şeyler değildir. Yeri gelir bir tek oyuncu için tüm dizilişi değiştirirsin. Ama oyun anlayışın baki kalır. Yani sistem bir oyun anlayışını doğurmaz oyuncuların doğru bölgelerde olması bu anlayışı getirir.

   Şimdi, bugün sahada olan ve olmayan oyuncularımıza bakacak olursak; Volkan, Hamit, Emre, M.Topal, Arda, Gökhan gibi Avrupa klasmanında en üstün bir alt düzeyinde sayılabilecek oyuncularından oluşan bir kadro hatta kenarda Nuri var ki, son haftalarda Liverpool'da o da ciddi süreler alıyor. Hepsi tanıdığımız bildiğimiz oyuncular tek tek pozisyonlarını belirtmeye gerek yok. Lakin, günün nispeten kıpırdanan iki ismi vardı Gökhan ve Emre ki bu kıpırdanmanın da ilk yirmi dakikayı geçmediğini söyleyebiliriz. Şu saydığımız oyuncularla böyle bir dizilişte istediğiniz futbolu oynamanız mümkün değil. Oyuncuları hiç değiştirmeden bile çok daha etkili bir milli takım kurabilirsiniz. Şu anda beklenen forma kavuşamamış olsa da Hamit, memleketin iki yönlü nadir orta saha oyuncularından biridir. Mehmet ve Emre'nin yanına alarak oluşturacağınız kademeli bir orta saha hem topa tamamen hakim olacaktır hemde Emre'nin üçüncü bölgeye girebilmesini sağlayacaktır. Bu orta sahayla kolay gol yeme sıkıntısını da bir derece aşabilirsiniz. Arda'yı da kanatlara çekerek hem markajdan kurtarabilir hem daha etkili bir şekilde ceza sahası içerisine toplu veya topsuz koşular yapmasını sağlayabilirsiniz.

Umut kariyerinin hiçbir bölümünde takımın golcüsü olarak yer almamıştır. Hamit gibi statik sayılabilecek bir oyuncuyu savunma arkası koşu yapmasını gerektiren bir pozisyonda oynatıp santrafora Umut'u almak nasıl bir tercih anlamış değilim. Sercan ise bu seviyenin oyuncusu olmamasının yanı sıra çok da bencil. Kolay bir pozisyonda ilk golü yedikten sonra şu hücum hattıyla golü bulmanız artık çok zordu zaten olmadı da.

Savunma ve kale için söylenebilecek birşey yok. Gökhan sezon başının aksine iki haftadır formda. Hasan Ali kalitesi yüksek olmasa da alternatifsiz duruyor. Ömer ve Semih ise çok tecrübesiz olduklarını fazlasıyla bel ediyorlar ama takımda tahammülü en çok onlar hak ediyorlar. 

Rıdvan Dilmen'in bugün devre arasında dikkatlerimizi çektiği müthiş bir nokta vardı. İki takımın yedek oyuncularının ikinci yarıya hazırlanış tarzları arasındaki fark... Sanırım bu tespitten sonra değişiklikler hakkında konuşmak yersiz olur.

Romanya hakkında söyleyebileceğim şey: Hiç öyle iyi bir takım falan değil. Kendimizi kandırmayalım. Adamların forveti Stancu... Galatasaray'a transferi sebebiyle dalga geçilen Stancu. Stoperleri Tamas. Ömer Erdoğan'ın Galatasaray kariyerini bitiren adam. İddia ediyorum oyuncu kaliteleri Orduspor'un üstünde değil. Torje ve Razvan hariç kaliteli diyebileceğimiz oyuncuları yok. 

Peki neden Kazanamadık ? Birincisi biz ne zaman disiplinli savunma yapan bir takımı çözebildik ki ? Ve ne zaman topun arkasında kalarak bir maçtan istediğimiz sonucu alabildik? İkincisi maç boyu topun arkasında kalacağını bildiğin bir takıma karşı şu düzenle ( Oyuncularla değil ) gol bulabilecek bir takım var mıdır?

Ayrıca son iki yılda, birlikte veya ayrı yetmişin üzerinde gol atımş ikilinin, 8 maçtır aynı anda sahada hiç olamamaları ve birinin neredeyse hiç tercih edilmemiş olması, ve ikisinin birden son anda sakatlanmaları ne kadar ironik değil mi ? YEMEDİK...

12 Ekim 2012

Serbest Vuruş






Eskiden beri Blogu takip edenler bilirler. Biz bu işe 2009 senesinde biri Fenerbahçeli, biri Galatasaraylı iki arkadaş olarak giriştik. Ama zaman içerisinde Fatih'in özel işleri nedeniyle bloğa zaman ayıramaması ve gelip giden yazar arkadaşlarımın istikrar sağlayamaması sonucunda  iki Galatasaray'lı olan Hermes ve ben kaldık. İddaa konulu yazılarında yaptığı geyiklerle dikkat çeken Hermes'in maç analizlerine de başlaması, bizi bir anda Galatasaray merkezli bir blog haline getirdi ki bu çok da istediğimiz bir durum değildi. Ama 3 Temmuz sürecininin başından bu yana her ne kadar bu işe sağ duyulu olarak yaklaşmaya çalışsak da bir noktadan sonra diğer kulüp taraftarlarıyla aramıza mesafe koymak zorunda kaldık. Ve Benim yazdığım futbol ve futbolcu hikayeleri, Hermes'in İddaa konulu yazıları ve anketler dışında  diğer kulüpler hakkında pek bir paylaşım yapamaz duruma geldik. Futbol dışı gündemden uzaklaşmak, artık sadece futbol konuşabilmek arzusuyla bloğumuza rengi fark etmeksizin tutkusu futbol olan yazarlar aramaya koyulduk.

Bununla birlikte bloğu daha katılımcı hale getirmek için Serbest Vuruş isimli taraflı tarafsız herkesin sporla alakalı görüşlerini yayınlayacağımız bir köşe oluşturduk.

Daha açık bir biçimde ifade etmek gerekirse; Dünya'da veya Türkiye'de güncel olan veya olmayan her tarz ve formattaki spor yazılarınızı bu köşeden paylaşmak niyetindeyiz. Böylece hangi takım taraftarı olursa olsun hangi görüşten olursa olsun, siz değerli sporseverlerin fikirlerini, söylemek istediklerini, görüşlerini paylaşmış olacağız. Bazı arkadaşlarımız belki de tarzıyla fark yaratıp blogumuzun  yıldızı olabilecek :)) Şaka bir yana tıpkı hayatta olması gerektiği gibi blogta da daha paylaşımcı bir ortam oluşturmak derdindeyiz. Bizlere bu yolda yazılarınızı bizimle paylaşarak destek olacağınıza inanıyoruz. Kısa uzun fark etmeksizin sporla alakalı görüşlerinizi aşağıdaki mail adreslerine yollarsanız bizde serbest vuruş köşesinde sizin isminizle paylaşmaktan onur duyarız.

Yazılarınızı:  unalburak-10@hotmail.com , ubs_17@hotmail.com , ve hakanbuyukcakir@gmail.com adreslerinden e-mail youyla veya Facebook adresimizden bize ulaştırabilirsiniz.

6 Ekim 2012

Şampiyonluk Yolunda bir Aslan s2e7


Takımımız zor günlerden geçerken en son söyleyeceğim şeyi en başta söylemek istiyorum: hiçbirimiz unutmamalıyız ki; ''Galatasaray Yerde Kalmaz...'' 

Takımımız 7. Hafta mücadelesinde Eskişehirspor'u evinde konuk etti. Mücadeleye yine tutuk başlayan Galatasaray, ilk yarı boyunca pozisyona girmekte zorlandı. Hatta akılda kalan tek pozisyon yok desek yanlış olmaz. Eskişehir ekibi deplasman olmasınında etkisiyle topu rakibin kullanmasına izin verdi. Bulduğu kontrataklarla etkili olmaya çalıştı. Tello'nun defansın arkasına attığı toplarla birkaç tehlikeli pozisyon yakalasa da Galatasaraylı oyuncular savuşturmayı başardı. 

İkinci yarıda benzer tempoda başladı. Amrabat'ın oyuna girmesiyle biraz kıpırdanan Galatasaray, bulduğu ilk pozisyonu Burak'la gole çevirmeyi başardı. Bu dakikadan sonra rakibinde risk almaya başlamasıyla Galatasaray pozisyonlar bulmaya başladı. Özellikle Umut'un çıkıp Yekta'nın girmesiyle 4-3-3 düzenine geçen Galatasaray, daha etkili oynamaya başladı. Amrabat, Selçuk ve Burak'la pozisyonlar bulmamıza rağmen ikinci golü bulamadık. Son dakikalarda Selçuk ve Cris'in zincirleme hatalarıyla gelen golle de beraberliğe razı olduk. 

Alınabilecek bir galibiyet belki moralleri düzeltecekti ama oynanan oyun yine kimseyi tatmin etmemiş olacaktı.  Umut-Burak ikilisiyle 4-4-2 oyun düzeninde başarılı olamayacağımızı haftalardır ısrarla vurguluyorum. Umut Burak ikilisi sahada olmasın demiyorum ama bu ikiliyle sahadayken 4-4-2 ısrarını anlamıyorum. Önde bu ikili varken hem çok pozisyon veriyoruz hemde pozisyona giremiyoruz. 80. dakikada Yekta'nın girmesiyle 4-3-3'e döndük ve maç boyu girdiğimiz pozisyondan daha çok pozisyona girdik. Bireysel hatadan yediğimiz gol aldatmasın kimseyi. 4-4-2'nin temel taşı Elmander olmadan 4-4-2 oynamaya çalıştıkça puan kaybediyoruz. Özellikle Elmander'in olmadığı maçlarda 4-3-3 gibi varyasyonları uygularsak bütün oyuncuların performansını artırabiliriz. Ummut-Burak ikilisi önde oynadığında top rakip yarı sahada kalmıyor. İkisi de sırtı dönük top alabilen top saklayabilen takımı o bölgede tutup orta sahayı hücuma dahil etmeyi becerebilen tipte oyuncular değil. Topun o bölgede kalmaması orta sahamızın da hücuma katılmasını engellediği gibi rakibin çok pozisyon bulmasına ve defansımızın eksik yakalanmasına da neden oluyor. Selçuk-Melo ikilisi de bu yüzden çok pasif kalıyor. Takım olarak ayağa kalkmamız ve yeniden keyif veren bir takım olabilmemiz için ya Elmander'in dönmesi yada Elmander'in olmadığı maçlarda Terim'in 4-4-2 ısrarından vazgeçmesi gerekiyor. 

Cris gibi ağır bir defans oyuncusunun neden hala forma bulduğunu anlamakta güç. Dany ve Semih'in iyi bir ikili olduğunu düşünüyorum. Eğer bu oyuncu tipleriyle 4-4-2 oynamaya çalışma ısrarından vazgeçersek onların performansı da artacaktır. Yani çok pozisyon vermemizin nedenini defansa bağlamak haksızlık olur. Galatasaray takım olarak kötü oynuyor. Bence bunun en önemli sebebi de tekrar tekrar söylüyorum; mevcut oyuncu tiplerinin 4-4-2 dizilişine uygun olmamasıdır. Eğer Terim bunu görmemekte ısrar edecekse, Elmander'in bir an önce iyileşip takıma dönmesi ve bir daha sakatlanmaması için dua etmekten başka yapacak bir şeyimiz kalmıyor. 

Muslera için ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Bu ligin çok üstünde bir kaleci. Yaşının da genç olduğunu düşünürsek maalesef elimizde tutabilmemiz zor görünüyor. Geldiği ilk sezonda Galatasaray kulübünde iz bırakanlar arasına girmeyi başardı. Umarım hep takımımızda kalır ve daha nice kupaları bu forma altında kaldırır. 

3 Eylül 2012

Şampiyonluk Yolunda bir Aslan S2E3


Takımımız ligin 3. haftasında TT Arena stadyumunda Bursaspor'u ağırladı. Uefa Avrupa Liginden talihsiz bir biçimde elenen yeşil beyazlı ekip, İstanbul'a yorgun ve moralsiz geldi. Galatasaray'ı yenip moral bulmanın hesaplarını yapan Sağlam ve oyuncuları maça istekli başladı. Gole kadarda iyi bir oyun ortaya koydular. Defansı önde kurup ileri uçta baskı yaptılar. Zaman zaman top kazanıp tehlike de yarattılar. İki takımda defansı önde kurunca oyun orta alanda sıkıştı ve çok top kaybı yaşandı iki taraf adına da. Belli ki Ertuğrul hoca rakibini iyi analiz etmiş, takımını da kısa sürede iyi hazırlamış. Golü yedikten sonra dirençleri biraz olsun kırılsa da oyunda kaldılar. Bunda Galatasaray'ın oyunu rölantiye almasının da etkisi oldu elbette. Nitekim ilk devre seyir zevki yüksek bir oyun oldu. 
İkinci yarıya hızlı başlayan yeşil beyazlılar aradığı golü duran toptan buldu ve oyuna yeniden ortak oldu. bu dakikadan sonra Galatasaray'ın şuursuz ataklarından faydalanarak üst üste önemli kontra ataklar yakalasalar da golle sonuçlandırmayı başaramadılar. Galatasaray golün şokunu üstünden atınca da yeniden oyunda denge sağlandı. Emre Çolak Amrabat, Elamder-Burak Yılmaz değişikleriyle de maçta dengeler yeniden Galatasaray lehine değişti. Zaten yorgun ve moralsiz olan ekip daha fazla direnemedi ve 3-1 geriye düştü. Galatasaray'ın rehavetinden faydalanarak skoru 3-2 ye getirseler de puan için yeterli olmadı. Bursaspor'u müthiş mücadelelerinden ötürü kutladıktan sonra Galatasaray'a geçelim. 

Takımımız maça iyi başladı. Defansını önde kuran rakibine karşı üstünlük kurmakta zorlansa da Umut Bulut'un takipçiliğiyle golü buldu. Bu dakikadan sonra oyunun kontrolünü eline alan Galatasaray oyunda tempoyu düşürdü. Soyunma odasına önde girse de Emre Çolak'ın etkisiz oyunu orta alanın aksamasına neden oldu. Kanatta etkisiz olduğu gibi sık sık orta alana gelerek Melo-Selçuk uyumunu da bozdu. İkinci yarıya Emre Çolak-Amrabat değişikliği beklerken Terim önde olan takımını bozmak istemediğinden olsa gerek değişikliğe gitmedi. Aksayan takım ikinci yarının başında üst üste pozisyonlar verdi. Emre-Amrabat değişikliği daha önce olsa daha farklı olabilirdi belki ama Terim'in takdiri diyelim. Golü yedikten sonra Burak-Elmander, Emre-Amrabat değişiklikleri geldi. Bu değişiklerden sonra son şampiyon sazı eline aldı ve iki gol buldu. Tam maç bitti diye düşünürken duran toptan gelen gol son bölümlerde sıkıntı yaşattı. Geçen sene az gol yemesiyle dikkat çeken Galatasaray, bir maçta daha birden fazla gol yemiş oldu. Bu maçta yediği golleri rehavete bağlayabiliriz. Ancak yaklaşan şampiyonlar ligi maçlarını düşünürsek kolay gol yeme sorununa bir çare bulmamız şart. Aksi takdirde kağıt üstündeki avantajımızın hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü Braga ve Cluj ekipleri bize oranla zayıf görünseler de son yıllardaki Avrupa ve lig başarıları dikkat çekici. Bu maçta takımımız adına sevindirici olan en önemli gelişmeyse; Melo ve Hamit'in gösterdikleri performans oldu. İkisi de iyi bir performans gösterdi ve en kısa sürede eski formlarını yakalayacaklarının sinyallerini verdi. Takım olarak da her maç daha iyiye gittiğimizi söyledikten sonra her zamanki gibi oyuncu performans değerlendirmemize geçelim. 

Fernando Muslera: Bu sezon çok gol yememizin kendisiyle hiçbir ilgisi olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Tabii futbolcular nasıl olsa Muslera kurtarır deyip defansı ikinci plana atmıyorlarsa deyip komikliğimizi de yapalım. Her neyse yenen gollerde yine hatası yoktu. Kritik birkaç pozisyonda önemli müdahaleler yaptı. Her zamanki gibi kalesinde güven verdi.

Eboue: Kanattan yaptığı her bindirme yine rakip kalede tehlike yarattı. İsabetli ortaları, defanstaki kritik müdahaleleri, pozisyon bilgisi ve tecrübesiyle yine göz doldurdu. 

Dany: Kasımpaşa mücadelesinde yaptığı hataları tekrarlamadı. Uyum sürecini büyük oranda atlatmış göründü.  Terim'in özellikle üzerinde durup neler yapması gerektiğini maç görüntüleriyle anlattığını ve antrenmanlarda özel olarak ilgilendiğini düşünüyorum. Bugün o hataları tekrarlamaması ve basit oyunu tercih etmesi dikkat çekti. Takımla birlikte henüz ikinci maçına çıktığını düşünürsek başarılıydı diyebiliriz. 

Semih: Ujfalusi'yi aradı bugün. Ujfa ile mükemmel bir uyum yakalamışlardı. Bugün Dany'le ilk kez yan yana oynadı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen yine iyi bir performans gösterdi. Yanına Dany'nin yerine tecrübeli bir stoperin şart olduğunu düşünüyorum. İki tecrübesiz ismin 3 kulvarda başarılı olması mümkün görünmüyor. 

Hakan Balta: Emre Çolak'ın vasat oyunu kendisini de etkiledi. Buna rağmen iyi oynadı. İyi mücadele etti. Emre yüzünden yalnız kaldı o kanatta tek başına savaşmak zorunda kaldı. Bu yüzden kanat bindirmelerini de yapamadı. Ön plana çıkmasa da çok çalıştı bence günün başarılı isimlerinden biriydi. 

Emre Çolak: Kasımpaşa maçının yıldızı Emre, Beşiktaş maçının ardından Bursaspor mücadelesinde de vasatı aşamadı. Kanatta varlık gösterememesi bir tarafa, sık sık göbeğe gelerek Melo-Selçuk ikilisinin oyununu da bozdu. Çok top kaybetti, gereksiz birçok müdahalede bulundu. Hata yaptıkça daha çok çırpındı ama çırpındıkça da daha çok hata yaptı. Beşiktaş mücadelesinde ortaya koyduğu vasat oyunun ardından formayı Amrabat'a teslim eder diye düşünmüştüm ama yine ilk 11 de başladı. Yerine giren Amrabat'ın başarılı performans göstermesiyle haftaya yedek soyunacağını söyleyebiliriz. Olması gereken de bu. Kendine olduğu kadar takıma da zarar vermeye başladı. 

Selçuk: Takımın şefi yine iş başındaydı. Çok çalıştı çok mücadele etti. Belki istatistik anlamında skora direk katkıda bulunmadı ama genel anlamda başarılı bir oyun çıkardı. Ayrıca ilk golde de korneri kullanan isimdi. 

Melo: Bugün 90 dakika sahada kaldı. Eski formuna yakın bir performans ortaya koyarak sevindirdi. ilerleyen haftalarda daha çok katkı verecektir. Özellikle hücuma daha çok katılmasını bekliyoruz. Çünkü hücuma katıldığı her pozisyon rakip kalede tehlike yaratıyor. Eski fizik gücüne kavuştuğunda hücuma yine daha fazla katkı sağlayacaktır. 

Hamit: Yüzümüzü güldüren bir diğer isimde Hamit'ti. Maç eksiğini kapatmaya başladığı net biçimde görüldü. Takıma uyumu da her geçen gün artıyor. Birkaç haftaya çok iyi duruma gelecektir. Beklentilerin farkında olduğunu mücadelesiyle ispat etti. 

Elmander: Belki skor tabelasında ismi yoktu ama çok çalıştı rakip defansı yıprattı. Golden önce Melo'yla girdikleri verkaç muhteşemdi. nitekim top kornere gitti ve devamında da gol geldi. Kendisinin yerine oyuna giren Burak'ın gösterdiği performans haftaya Terim'i kadro kurmakta zorlayacaktır. Tabii takımımızın en önemli sorunu hep bunlar olsa keşke. 

Umut: Başarılı performansını bugünde sürdürdü. Goldeki fırsatçılığı dikkat çekti. Topu iyi takip etti ve doğru zamanda doğru yerdeydi. Yine takımın en başarılı isimlerinden biri olmayı başardı.

Amrabat: Oyuna yine sonradan girdi. 2. golde defansı hataya zorlayarak rakibe kendi kalesine gol attırdı dersek yanlış olmaz. 3. golünde asistini yapan isimdi. Sonradan oyuna girerek iki golde direk pay sahibi oldu. Emre Çolak'tan formayı söktü aldı diyebiliriz. Keyif veren futbolunu bundan sonra 90 dakika seyrederiz diye umuyorum. 

Burak: Oyuna sonradan girdi. Golünü de attı. Ne kadar önemli bir golcü olduğunu gösterdi. Forma rekabetinde Terim'i en çok düşündüren isimdir sanıyorum. Bugünden sonra daha da düşündürecektir. Haftaya 11'de başlar mı bilinmez ama yakın zamanda düzenli forma giymeye başlayacaktır. 

Takımımız her geçen gün daha iyiye gidiyor. Kolay gol sorununu da çözdüğümüz zaman Süper Lig'i domine edeceğiz. Daha önce dediğim gibi bu haftalarda aldığımız her puan çok önemli. Şu ana kadar da 3 maçta 7 puanla hedeflediğimiz noktadayız diyebiliriz. Artık hepimizi Şampiyonlar Ligi heyecanı sardı. Kuralar çekildi fikstür belli oldu. Şampiyonlar Liginde kolay rakip yoktur ancak nispeten kolay bir gruba düştüğümüzü söyleyebiliriz. Umarım kağıt üstündeki avantajımızı iyi değerlendirip gruptan çıkarız. 

ŞAMPİYONLAR LİGİ NİYETİNE

Bir Galatasaray'lı için Süper Lig:  Futbolsuz geçen zamanları değerlendirme ve yeni bir Avrupa macerası için gerekli prosedürleri yerine getirme dönemidir.

Çok uzun zamandır hasret kaldığımız Şampiyonlar Ligi için artık gerçek anlamıyla geri sayıma başladık. Kalplerin ritminin hızlanmaya başladığı ilk eşik olan, grup kura çekimlerinin yapıldığı dakikalarda malesef keyfimizi kaçıran çok üzücü bir haber aldık. Tecrübe ve yeteneğiyle savunmanın bel kemiği ve Galatasaray'da hücumun başlatıcısı olan Ujfalusi'nin sakatlanması, kadroyu tamamlamış olmanın verdiği rahatlıkla kuraları izlemek için televizyonun karşısına geçen bizleri, bir anda düşüncelere gark etti.

Başta blogdan yazar ve eski ev arkadaşım Hermes olmak üzere, yakın çevremin de bildiği gibi benim savunmaya ilk tercihim, Arsenal'den hayranı olduğum, bugünün City'lisi Kolo Toure. Yaşadığı doping sansasyonuyla Ada'da gözden düşen Fildişi'linin, hem Bursa hem de Trabzonspor'la görüşmüş ve parada anlaşamamış olması, transferin Galatasaray için çok zor olmayacağını gösterdi. Ayrıca Eboue ile hem Arsenal'de hem de milli takımda yan yana oynamaları çok büyük avantaj. Ayrıca hem sağbek hem ön libero için alternatif olabilecek bir oyuncu. Stoper özellikleri, hücuma katılışları, top kullanışı ve hava hakimiyetiyle, Avrupanın üst düzey savunmacılarından biri. Ve önünde oynayabileceği en az dört sene olduğunu düşünüyorum. Fatih Terim'in maç sonrası demeci ve Eboue'nin boşboğazlığıyla, Toure isminin artık yüksek sesle söylemesi beni yeterince heyecanlanıyor. Ayrıca Fatih Hoca'nın basın toplantısında yalnızca stoper değil başka ihtiyacımız da var demesi burnuma bir çilek kokusu gitriyorsa da bir imza görmeden havaya girmek istemiyorum.Hücum hattına yapılacak bir takviyenin takımın dengesini alt üst etmesinde  de çekinmiyor değilim. Zira şu haliyle bile o bölgede kadro tercihlerinin tartışma yaratacağı bu gün iyice belli oldu. Transfer konusunu burada tamamlamadan önce eğer stoper harici bir transfer yapılacaksa sol beke yapılsın diyor ve noktayı koyuyorum.


Dedğim gibi kendimizi iyice Şampiyonlar Ligi'nin havasına kaptırdık . Bu gün oynadığımız Bursa maçı, Şampiyonlar Ligi öncesi takımı görmek adına iyi bir fırsat aslında. Zira Süper Lig sürecinde kendi sahamızda bize karşı savunmayı önde kurup ort asahasını stoperlerimizin hemen önüne kadar çeken, orada baskı kuran ve biz daha hücuma çıkarken bizi zor durumda bırakan bir rakiple her zaman oynayamıyoruz. Bu maç kanımca Galatasaray için Şampiyonlar Ligi öncesi taşların yerine oturduğu maç olma değeri taşıdı. Oynadığımız oyunu ve oyuncu değerlendrmelerini ayrıntılarıyla hermes yapacaktır zaten. Ben kadro ile ilgili bir kaç kelam etmek isterim.

Öncelikle Kasımpaşa maçının ilk yarım saatinden sonra sol içe çekilen ve Selçuk'un yanında başarılı bir performans sergileyen Emre Çolak'dan bahsedelim. Geçen seneden beri ısrarla söylediğim bir şey var ki. Emre kesinlikle bir kanat oyuncusu değil. Bir kanat oyuncusunun belirgin iki özelliği vardır. Birincisi kanat oyuncusu topla kat edebilmeli, sıfıra inebilmeli. Emre topla kat etme yeteneğine sahip bir oyuncu değil ikincisi hucum anında kendi kanadında ki beke pozisyon açıp kendisi içeri topsuz kat etmeli bunu da pek göremiyoruz Emre'de. Arkasında oynayan oyucunun da Hakan balta olması ve hakanın risk almayı pek sevmemesi, sol kanadın hücumda neredeyse hiç etkili kullanılmamasına sebep oldu.  Amrabat'ın oyuna girmesi ile o bölgenin nasıl hareketlendiğini sanırım hekes görmüştür. Galatasaray'ın şu andaki sisteminde (4-4-2 ) özellikle kendi sahamızda oynayacağımız maçlarda Amrabat o bölgede daha etkili ve daha doğru bir tercih olacaktır.

Emre Çolak kötü oyuncu mu ? Tabi ki hayır. Emre topu çok iyi saklayan ve  uzun ve kısa mesafeli iyi paslar atabilen, zaman zaman çok iyi zamanlamayla iyi şutlar atabilen bir merkez ortasaha oyuncusu. Kasımpaşa maçına dönecek olursak Emre'nin iyi performansının  yanında Selçuk'un geride nekadar etkisiz kaldığını da göz ardı edemeyiz. Selçuk'un hücumdaki etkisinin en büyük itici gücü arkasında Felipe Melo'nun varlığıdır. Yani Emre'den maksimum verim almak için  şu an ki Galatasaray'ın 4-3-3 gibi bir sistem kurması lazım ki  o da şu anda pek mümkün değil. Ayrıca sağ kanatta Hamit'in artan performansı ve içeri kat edeişleriyle Eboue'nin bindirmeleri de görünce, Galatasaray için en uygun sistemin geçen sezondan gelen (4-4-2) sistem oduğunu söylemek çok da zor olmasa gerek.

Ufa'nın sakatlığı demişken, Ufa gibi bir tecrübeyle yanyana oynamanın Semih için ne büyük bir şans olduğu bugün çokdaha net görüyoruz. Geçen sene Reyes ve Forlan'ın bonusu olarak düşünüp burun kıvırdığımız Çek yıldız, takıma kattığı büyük değerin yanında Semihin çıkışında da tecrübesi ve yeteneğiyle çok büyük bir paya sahip.Eğer Semih'e, Sevet veya Gökhan'ın yanında forma verilseydi bugün kendini bir takasın içinde ya da PTT birinci ligde kirada bulabilirdi. Benim Şampiyonlar Ligi'ndeki stoper tecihim, çabukluğu, tek hamleli olmayışı ve bazen kendine aşırı güveni paslarda hatalar yapmasına sebep olsa da de teknik kapasitesinin Semih'e göre yüksek oluşundan ötürü Dany. Semih ise yerli pasaportu ve potansiyeliyle ligde ilk onbirde daha fazla şans bulacaktır.( Tabi ki bir stoper transferi yapıldığı var sayılınca)

Bir diğer kaos bölgesinin hücum hattı olduğu açık bir şekilde bugün ortaya çıktı. Sezon başında bir çoğumuz Elmander, Burak ikiisinin kadronun açık ara iki ismi olacağı Umut'un ise iyi bir alternatif olarak sezon boyu kadroda kalacağı ve sezon sonunda Fransa'ya geri döneceği düşüncesindeydik. Fakat Uumut'un sezona fırtına gibi başlaması tüm hesapları alt üst etti. Yakın zaman için formalardan birini Umut kapmış görünüyor. Diğer forma için Elmander ve Burak arasında çekişme bir süre daha devam edicek.

Ben Burak'ın transerini Galatasaray'ın geçen sene eksikliğini yaşadığı deplasman golcüsü eksikliğini kapatması açısından çok önemli buluyrum. Elmander raikbi pres gücüyle zorlayan ve takımın rakip sahaya çökmesini sağlayan, takım sıfıra indiğinde çok etkili olan bir oyuncu. Ligin en iyi şutörlerinden de biri. Burak ise rakip öndeyken, savunma arkasına müthiş koşular yapan, gol bölgesine çok çabuk gelebilen, fizik gücü yüksek ama Elmander'in yırtıcılığından uzak bir forvet. Umut ise Elmander ve Burak'ın ortasında ne Elmander kadar yırtıcı ne Burak kadar süratli olan ama ikisinin özelliklerine de belli ölçüde sahip olan bir santrafor.

Elmander sezon sonu yaşadığı sakatlığın olumsuz etkilerinin fiziksel anlamda hala taşıyor olsa da Şampiyonlar Ligi 'ne kadar hazır hale geleceğini düşünüyorum. Fiziksel olarak hazır hale geldiğinde santrafor tercihleri Fatih Hoca için daha zor bil hal alacak. Bu günkü maçı ele alırsak, hücum hattında mutlaka Burak olmaıydı. Zira Bursa, savunmayı kalesine 40 metre civarında kurarken bizde bu mesafe maksimum 25 metredeydi. Orta sahamız Emre, Hamit, Melo ve Selçuk gibi statik oyunculardan kurulu olunca Elmander gibi rakip kaleye yakın oynamayı seven bir oyuncunun işi hayli zor oldu. Maç içinde daha çok orta saha civarında topla buluşan Elmander çok da etkili olamadı. Bu günkü onbir tercihini Hoca'nın iyi giden düzeni bozmama geleneğine bağlıyorum. Zira Burak, Bursa skoru 1-1 e getirip savunmayı biraz daha geri çektiği dakikalarda oyuna girmesine rağmen savunma arkasına atılan paslarda ne kadar etkili olduğunu bizlere hatırlatmayı es geçmedi. İkinci gol yine Burak'ın savunma arkasına yaptığı bir koşu neticesinde geldi. Attığı gol de kaymak oldu.

Benim fikrim ilerleyen dönemlerde Elmander fiziksel anlamda eksiklerini giderince onbirin değişilmezi olacak diğer forma ise rakibe göre Burak ve Umut arasında değişecektir.

Devler Ligi'ne daha zaman var. Bu günlük sadece büyük heyecan öncesi takımın durumundan bahsedelim. Gurubumuzu ve gruptaki durumumuzu daha sonra ele alalım diye düşündüm.

SON OLARAK KAFAMDAKİ ŞAMPİYONLAR LİGİ KADROSU


                                                          
                                                                 MUSLERA
                                                     
                         EBOUE        -       TOURE        -      DANY       -       BALTA

                                                                 
                                                        MELO
                                                                              SELÇUK
   
                         HAMİT                                                                     AMRABAT
                                         
                                          
                                                     BURAK(UMUT)
                                                                                   ELMANDER
                                 

27 Ağustos 2012

Şampiyonluk Yolunda bir Aslan S2E2


Galatasaray'ımız 34 haftalık periyodun 2. haftasını İnönü'deki Beşiktaş mücadelesiyle geride bıraktı. İki takımda galibiyet için sahaya çıkınca bol pozisyonlu, bol gollü keyifli bir mücadele seyrettik. Daha maçın 10. saniyesinde maçın nasıl geçeceği belli oldu dersek yanlış olmaz. Umut Bulut defansın arkasına çok güzel bir koşu yaptı kaleciyi de geçti ama filelerle buluşturmayı başaramadı. Eğer o gol olsa Beşiktaş, başa baş mücadele edemeyebilirdi. Galatasaray üst üste pozisyonları cömertçe harcayınca Fernandes faktörüyle Beşiktaş golü buldu. Bu dakikadan sonra Beşiktaş'ın kendine güveni arttı. Ters kafayla topu kendi ağlarına gönderen Melo'da demoralize oldu. Galatasaray bu gole Elmander'le yanıt verse de, Hamit'in formsuzluğu, Melo'nun henüz hazır olmaması Galatasaray'ın etkinliğini düşüren etkenlerdi. Bunların üstüne defansta yapılan bireysel hatalar eklenince Galatasaray rakibi karşısında istediği üstünlüğü kuramadı. Bütün bunlara rağmen eğer Galatasaray öne geçmeyi başarabilseydi maçı koparırdı. 

Oyuncu analizlerine geçmeden önce Beşiktaş'tan bahsetmek istiyorum. Beşiktaş, belki kadro kalitesi olarak önceki senelerin altında ama mücadele ve takım ruhu olarak önceki senelerin çok üstünde. Sahada birbirine yardımcı olan, birbirinin boşalttığı alanı kapatan, yardımlaşma gücü yüksek bir takım vardı. Belki Fernandes dışında çok kaliteli isimler yoktu Beşiktaş'ta ama birbiri için ve takım için terinin son damlasına kadar savaşan oyuncular vardı. Beşiktaş şu haliyle belki şampiyon olamaz ama terinin son damlasına kadar savaşır ve taraftara keyif veren bir oyun ortaya koyar. Ancak kulübü bekleyen iki tehlike var. Birincisi Fernandes'in takımdan ayrılma ihtimali, ikincisi Qaresma'nın takıma dönme ihtimalidir. Yönetimin bu iki kritik durumda alacağı tavır bana göre Beşiktaş'ın koca bir sezonunu etkileyecek. Eğer Fernandes'i elde tutup, Quaresma'yı gönderebilirlerse takım zirveye oynayabilir. Yok Fernandes giderse, Quaresma'nın durumu bir şeyi değiştirmez ve Beşiktaş orta sıra mücadelesi veren bir takım haline gelir. Bu maçta gösterdi ki, Fernandes bu takımın her şeyi. O yüzden yönetimin ne yapıp ne edip takımda tutması gerek. 

Galatasarayımıza dönecek olursak, önümüzdeki bir ayı ne kadar az kayıpla kapatırsak o kadar iyi. O yüzden sezon başı olması, İnönü gibi zor bir deplasman olması itibariyle bir puan için iyi diyebiliriz. Mücadele eden 11'imizi tek tek ele alacak olursak: 

Muslera: Gollerde yapabileceği hiçbir şey yoktu. Yan toplarda başarılıydı. Yine kritik müdahaleler yaptı. Topu oyuna sokmada ki başarısı zaten biliniyor. Hatta bu konuda Dünya'nın sayılı kalecileri arasında gösterebiliriz. 

Eboue: Yine çok iyi mücadele etti. Kanat bindirmeleriyle Beşiktaş'a zor anlar yaşattı. Bindirme yaptığı her pozisyon rakip kalede tehlike yarattı. Defansta kademe hatası yapmadı. Üzerine düşeni başarıyla yerine getirdi. 

Semih: Takımımızın yediği ikinci golde hatası olsa da, Beşiktaş'ın şok presinin etkisi yadsınamaz. O an orada kim olsa aynı hatayı yapabilirdi. O yüzden kendisi için rahatlıkla başarılıydı diyebiliriz. Birçok Beşiktaş kontra atağını başarılı bir şekilde savuşturdu. Geçen sene yakaladığı çizgiyi sürdüreceğini gösterdi. 

Ujfalusi: Defansın sigortası. Tecrübesiyle, başarılı hamleleriyle, topu oyuna sokma becerisiyle iyi bir performans gösterdi diyebiliriz. 

Hakan Balta: Geçen maçın yıldızlarından biri olan Hakan Balta, bu hafta takımın vasatlarındandı. Oyuna konsantre görünmedi. Aklı başka yerde gibiydi. Hele üçüncü golde yaptığı hata yenilir yutulur cinsten değildi. O golün ardından takımımızın da gardı düştü. Ayrıca geçen hafta yaptığı başarılı bindirmeleri izleyemedik. Kaptanın canı sağolsun diyelim. Uzun maratonda herkes kötü maçlar çıkarır. Sezon boyunca ona çok ihtiyacımız olacak. 

Hamit: Kariyerinin belkide en formsuz dönemini yaşıyor. Bir yıl neredeyse hiç maç oynaması onun futbolunu çok geriye götürmüş. Maç eksiği rahatlıkla fark ediliyor. Minimum bir, maksimum iki ay sonra takımın en yararlı isimlerinden biri olacak. Çünkü tanıdığımız Hamit bu değil. Takım olarak sabrettiğimize değecek. Maç eksiğini oynamadan kapatamaz. Takım için çok yararlı olacak yeter ki sabredelim. 

Melo: Tam hazır olmasa bile takıma ne kadar faydalı olduğunu oyundan alındıktan sonra daha net gördük. Uzun tatilin sıkıntısını yaşıyor. Birkaç hafta içinde hazır olacaktır. 

Selçuk İnan: Yine bütün gollerin içinde o vardı. Bir asist, bir golle oynadı. İşin istatistik yönü böyleydi. Onun dışında pas trafiğini yöneten isimdi. Aldı verdi, attı attırdı. Melo'nun çıkmasıyla orta sahanın yükü tamamen kendisine kaldı. Ve etkinliliği düştü. 

Emre Çolak: Geçen haftaki performansından çok uzaktı. İstikrardan uzak çizgisini sürdürürse formasını Amrabat'a kaptırması yakındır. Kritik bölgelerde rakip takım oyuncularına yaptığı gereksiz faullere devam ediyor. Kendisi gibi zeki bir oyuncuya yakışmıyor. Hele maçın son saniyelerinde rakip topu kaybetmek üzereyken yaptığı müdahale akıllara zarardı. Maçın son anında rakibe pozisyon yarattı. Bölgesindeki alternatifler düşünüldüğünde formayı zora soktu diyebiliriz. Nasıl geçen hafta formayı tırnaklarıyla kazıyarak kaptıysa bu haftada tam tersine formayı bırakmaya yakın bir performans gösterdi. Buna rağmen takıma çok katkısı olacak sezon içinde. 

Umut Bulut: Henüz 22. saniyede defansın arkasına yaptığı koşudaki başarısını son vuruşta da gösterebilse, sonuç çok başka olabilirdi. Başarılı performansını sürdürmeye devam ediyor. Formayı kimseye kaptıracak gibi görünmüyor. Maçın en başarılı isimlerindendi. Elmander'le çok iyi bir ikili oldular. 

Elmander: Attığı gol, gösterdiği başarılı performansla eski formuna kavuşmaya başladı diyebiliriz. Önde yaptığı pres, indirdiği toplar, attığı goldeki çabasıyla takımın iyilerindendi. Yerine Burak'ın girmesiyle önde baskı yapamadık. Yeterince top indirip, topun önde kalmasını sağlayamadık. Benim için Elmander, bu takımın olmazsa olmazlarındandır. Elbette uzun maratonda kenarda oturduğu maçlarda olacaktır ama kadroyu ben oluştursam ilk yazacağım isimlerden biridir Elmander. 

Amrabat: Oyuna yine sonradan girdi. Topu önde tuttu. Adam eksiltti. İyi paslar attı. Kendisinden bekleneni başarıyla yaptı. Elbette takıma alıştıkça çok daha iyi olacaktır. İlerleyen haftalarda Emre Çolak'tan formayı alacaktır diye tahmin ediyorum. 

Aydın: İyi bir yedek. Sanıyorum Galatasaray içinde olup olabileceği en iyi konumda bu olur. 

Burak yılmaz: Sonradan oyuna giren bir diğer isimdi. Kendisini değerlendirebileceğimiz bir oyun olmadı. Penaltı pozisyonunda kendisine bir müdahale vardı ama ceza alanı dışında gerçekleşti. Frikik olması gerekirken penaltı verildi. 

Tek tek oyuncu performansları da böyleydi. Sahada mücadele eden herkese teşekkür etmek lazım. Müthiş keyifli bir derbi seyrettik. Gole de pozisyona da doyduk. Uzun zamandır böylesi keyifli bir Gs-Bjk maçı seyretmemiştik. 

Burak'ın pozisyonunu öne çıkarmak bence sahadaki oyunculara ve bu güzel mücadeleye haksızlık olur. Tekrar tekrar iki takım oyuncularına da teşekkür edelim. 

Burak'ın pozisyonunda Escude'nin arkadan yaptığı müdahale bu açıdan daha net görülebilmektedir. 
http://s1.directupload.net/images/120826/5okphipx.swf

25 Ağustos 2012

BURSA'DA BİR ALEX (PABLO BATALLA)



Yıllar sonra, bu isim belki sadece Bursaspor'lular ve hafızası güçlü olan bir avuç futbol sever tarafından hatırlanacak ama Bu gün Bursaspor'un kadrosunda tarih yazmış ve yazmaya devam eden bir on numara var: Pablo Martin Batalla...





Ertuğrul Sağlam'ın 2008-2009 Sezonunun ikinci yarısında, Timsahların  başına geçmesi ve yeşil beyazlıların, ikinci yarının en çok puan toplayan takımı olması, Bursa'yı ligde ancak altıncı sıraya kadar yükseltebilmiş ve Avrupa Kupaları dışında kalmasına yol açmıştı. Yeni sezona Pendik'ten  Ramazan Sal , Kayseri'den Turgay Bahadır, Trabzonspor'dan Hüseyin Çimşir, Basel'den İvan Ergiç, Beşiktaş'tan Tomas Zapotocny ve Velez Sarsfield'dan Pablo Martin Batalla transferleriyle başlayan Bursaspor'un, yeni bir devrimin arifesinde olduğunu kimse tahmin edemezdi.

Aynı dönemde Galatasaray Takımın başına Riijkaard'ı getirmiş. Kewell'lı, Baros'lu, Nonda'lı kadrosunu Kader Keita, Elano, gibi hatırı sayılır yıldızlarla güçlendirmiş; Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım ise, Daum'la üç yıl üst üste şampiyonluk sözü vermişti. Otoriteler şampiyonluk yarışının bu iki takım arasında geçeceğini düşünüyordu. Bursa üzerine yapılan tahminlerse en iyi ihtimalle ligi dördüncü bitirebileceği yönündeydi. Bir önceki sezonu beşinci bitiren Bursaspor, Beşiktaş veya Trabzonspor'dan birinin önüne geçip, UEFA kupasına katılması halinde ciddi bir başarı yakalamış adledilecekti.

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin üst üste maçlar kazandığı bir sonbahar dönemi geride kalırken, Bursaspor için işler pek iyi gitmiyor, fikstürün de getirdiği dezavantajla, ciddi puan kayıpları yaşanıyordu. Pablo Batalla, ilk golünü ligin 8. Haftasında, Manisa deplasmanında, 82. dakikada serbest vuruştan bulurken; uzaktan da olsa taraftarına merhaba diyordu. Bursaspor'un yeni oyun düzeninde, orta saha Bekir Ozan Has ve İvan Ergiç gibi hem tecrübeli hem güçlü iki oyuncuya bırakılırken; kanatlarda transfer sezonunun yıldızları  Ozan İpek ve Volkan Şen görev alıyordu. Santrforda magazinin bir başka değişilmezi Sercan Yıldırım gol kovalarken, hemen arkasında oyunun beyni konumundaki Pablo Batalla sessiz sedasız takımı yönlendiriyordu. Batalla arkasındaki Ergiç'le kısa sürede muheteşem bir ikili oluşturmuştu.

 Bursaspor bir uzun mesafe koşucusu gibi yarışın ilk metrelerinde gücünü koruyor ve tempoyu artıracağı zamanı sabırla bekliyordu. Manisa deplasmanı Bursaspor ve Batlla için temponun arttığı ilk kritik viraj oluyordu. Sonraki üç hafta boyunca Batalla hem atıyor hem attırıyordu. Ona Ergic'in de eşlik etmesiyle birlikte ortaya 6-0 lik İBB galibiyeti çıkıyordu. Bursaspor artık herkese meydan okuyordu. Bu meydan okumada Türk basını her ne kadar Sercan ve Volkan'ı ön pilana çıkarsa da takımın bu yükselişinde üç oyuncu kaptan Ömer Erdoğan, İvan Ergiç ve Pablo Batalla kilit rollerdeydi. Ligin ilk yarısında Bursaspor hem Galatasaray hem Beşiktaş karşısında gülen taraf olurken; sahasında Fenerbahçe'ye kaybediyordu.

Ligin ikinci yarısına inanılmaz bir tempoyla başlayan Bursaspor'da, Batalla beş haftada dört gol atıyordu. Fenerbahçe karşısında deplasmanda 2-0 geriye düşen Bursaspor'un ateşleyicisi yine Batalla oluyor 2-3 biten maçta, Yeşilbeyaz'lıların ilk golünü atan isim oluyordu. Bu maçla birlikte Bursaspor'un kendine güveni artmış, artık şehirde herkes şampiyonluktan söz etmeye başlamıştı. Bursaspor durdurulamaz bir güç haline gelmişti. Hal-i hazırda yarışın içinde bulunan Fenerbahçe ve Galatasaray kadar şampiyonluğa inanıyorlardı. Son haftalara doğru, beklenmedik bir şekilde Galatasaray'ın gardı düşmüş, üst üste yenilgiler alarak yarışın dışında kalmıştı. 34. haftaya gelindiğindeyse zirvede sadece iki takım kalmıştı: 73 puanlı Fenerbahçe ve 72 puanlı Bursaspor.

 Şampiyonluk düğümünün çözüldüğü son haftada Bursaspor yıldızının barışmadığı Beşiktaş'la evinde, Fenerbahçe'yse Trabzonspor'la Saraçoğlu stadyumunda karşı karşıya geliyordu. Bursada maçın kilidini Batalla açıyor Timsah yürüyüşü için İstanbul'dan müjdeli haber bekleniyordu. Ancak maç Bursapor lehine sonuçlanıyor Fenerbahçe'de Trabzonspor karşısında üstünlük sağlayamayınca Bursaspor tarihinde ilk kez şampiyonluğa uzanıyordu.
 

 Kadıköy'de yapılan yanlış anons, Bursa'ya doğru aksediyor; Anadolu'da yeni bir destan yazılıyordu.Bu efsanenin Kralı Ertuğrul Sağlam, ordunun komutanı ise Pablo Martin Batalla'ydı. Bursaspor, Türkcell Süper Lig 2009-2010 şampiyonu  oluyordu.

Bu başarı, Türk spor tarihinin lokal başarılarının en büyüğüydü.Modern zamanlarda ilk defa bir Anadolu takımı ligi zirvede tamamlıyordu. Ertuğrul Sağlam adını genç yaşta tarihe yazdırıyordu.




Fenerbahçe için Alex, Galatasaray için Hagi neyse Bursaspor için de Batalla odur. Zira Bursaspor'da şampiyonluk yaşamak, ne Fenerbahçe'de ne Galatasaray'da şampiyonluk yaşamaya benzer. 



 Şampiyonluk sonrası süreç Bursaspor için beklenidiği gibi zorlu geçti. Maddi sıkıntılar, Bursaspor'un, Şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi'nden gelen gelirleri, transfere yönlendirmesini engelleyince, beklenen düzeyde transferler gerçekleşmedi. Kısıtlı bütçeyle yapılan transferlerinse (İnsua,Nunez gibi) takımın seviyesinin altında oldukları aşikardı. Bir taraftan da Volkan gibi, Sercan gibi, medyanın pohpohladığı genç oyuncuların zihnine istanbul hayalleri iyice yerleşmişti. Sezonun ilk yarısında İnsua, Batalla'nın pozisyonunda oynarken Batalla biraz göz ardı edilmiş; İnsua'dan istediğini alamayan Bursapor'da Ergiç, sezonun ilk yarısında ortasahadan hücuma ciddi katkı sağlamış ve attığı gollerle Bursaspor'u yarışta tutmuştu.İkinci yarıya Miller ve Altidore transferleriyle başlayan Bursa'da; Batalla da kendi bölgesine geri dönüyor atmaya ve attırmaya kaldığı yerden devam ediyordu.Bursaspor sezonu Trabzonspor ve Fenerbahçe'nin 21 puan gerisinde de olsa üçüncü sırada bitiriyor ve UEFA Avrupa Ligi'ne kalmaya hak kazanıyordu.

2010 - 2011 sezonunda Şampiypnlar Ligi'nde oynanan ve 6-1 kaybedilen Valencia maçında Batalla Bursaspor'un tek golünü atarak birkez daha tarihe geçmişti. 

Bu süreçte, medyaca pohpohlanan ve havaya iyice giren Volkan ve Sercan kado dışı kalıyor; Volkan Trabzon'un Sercan ise Galatasaray'ın yolunu tutuyordu. Daha önemlisi Bursaspor, İvankov ve İvan Ergiç'in kontratlarını yaşlarından dolayı yenilemiyor yerlerine Scot Carson ve N'Diaye yi getiriyordu. Altidore'u gönderen ve gitmek isteyen Kenny Miller'ı kadroda tutamayan Bursaspor'da; Bangura da beklenenin çok uzağında kalmış ve Yeşilbeyazlılar üst üste puan kayıpları yaşamaya başlamıştı.Sezon ortasına kadar, bu kötü gidişe çözüm üretemeyen Bursaspor devre arası transferinde, forvet hattına Ohiggins'den Sebastian Pinto'yu transfer ediyordu. Sezonun ikinci yarısı yine Batalla'nın peş peşe golleriyle başlıyor Bursaspor'lu futbolcular 5 hafta boyunca yalnızca Batalla'nın gollerini seyrediyorlardı. Batalla'nın golleri ise Bursaspor'u galibiyete taşımaya yetmiyordu. Nihayet 22.haftada Sebastian Pinto Batalla'ya eşlik etmeye başlıyordu. 23. haftada Bursaspor ligin durdurulamayan ekibi Galatasaray'ı Batalla'nın tek golüyle durduruyor, performansı günden güne artan N'Diaye ile bilrlikte Bursaspor lig sıalamasında üstlere tırmanmaya başlıyordu.

Normal sezonun sonunda kendine ancak 8. sırada yer bulabilen Bursaspor, Süper Final Avrupa Ligi guruplarına da 4-0 lık şok bir yenilgiyle başlıyordu. Sivasspor karşısında alınan bu mağlubiyet Timsahlar için bir dönüm noktasıydı. Bursaspor 8. sırada başaldığı gurubu 4. bitirmenin yanı sıra Türkiye Kupası'nda da final oynayarak Avrupa Ligine katılmayı garantiliyordu. Batalla, 2011-2012 sezonunda attığı 13 golün 4'ünü Süper Final'de atarak kritik dönemeçte yine takımını sırtlıyordu.

Çok zorlu başalayan bu sezonda, yaşanan geri dönüşün, sahadaki ana kahramanı Yine Pablo Martin Batalla'ydı. Batalla'nın Pinto'yla yakaladığı sinerji ve Pinto'nun yarım sezona sığdırdığı 10 golü de, bu başarıda göz ardı edilemez bir gerçekti.








Batalla son tangosunu geçtiğimiz gün Twente karşısında yaptı. Bursa Henüz turu geçmiş değil ama Twente gibi zorlu bir rakip karşısında, oyunu boylesine elinde tutan bir yıldızı izlemek en az turu geçmek kadar keyifliydi. Umarım  Batalla kendi efsanesini. Önce deplasmanda Twente karşısında sonra Avrupa Ligi'nde Bursaspor'la devam ettirir.












Ve işte Muhteşem gollerinden bir kesitle Pablo Martin Batalla