fenerbahce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2012

Doğru Oynamak



Öncelikle şunu söylemeliyim ki yıllardır bu kadar gerilimsiz, bu kadar heyecansız, kaybedenin sadece üç puan kaybedeceğini, kazananınsa daha fazlasını kazanmayacağını bildiği ve doksan  dakikaya binlerce anlam yüklemediği bir derbi yaşamamıştık.

Geçen sezona nispeten  bir çok oyuncusu düşüşte olan Galatasaray'la bal yapmayan arı Fenerbahçe dün TT Arena'da karşı karşıya geldi. Galatasaray'ın bu sezon bir çok oyun zaafı olduğunu buradan bin kere söyledik. Ve az çok Galatasaray'ı takip etmiş tüm teknik direktörler Galatasaray'ın bu zaaflarından faydalanmaya çalıştı kısmen de başarılı oldu. Aykut Kocaman hariç.

Maç öncesi Fenerbahçe'nin Galatasaray'a karşın maçı kontrol edebileceği tek bölge Topal, Meireles, Cristian üçlüsünden oluşan orta alandı ki Fenerbaçe bu bölgede iki pas yapmayı dahi denemeden topu sahanın her yerinden Sow'un bulunduğu bölgeye şişirmeyi tercih etti. Bu taktikte tek akılcı durum Sow'un sıklıkla Amrabat'ın savunma zaafı dolayısıyla Riera'nın yalnız kaldığı bölgeye koşular yapmasıydı ki o bölgenin oyuncusu olan Kuyt'la beraber Galatasaray kalesine gelmek kolaylaşacaktı. Ama Fener'li oyuncular bu topları daha kendi yarı sahasından atmaya kalkışınca Galatasaray orta sahası her topa rahatlıkla müdahale etti. Fenerbahçe için dünkü derbi taktiksel anlamda bundan ibaretti.

Galatasaray ise kendi sahasında kazanma isteği daha belirgin taraftı. Elmander'in yokluğunda hücumda top tutma konusunda büyük sıkıntı yaşayan, gollerin büyük çoğunluğunu savunma arkası koşularıyla bulan Galatasaray'a karşı Fenerbaçe'nin savunmayı geride kuracağını herkes tahmin ediyordu zaten. Bu anlayışta Galatasaray golü bulana kadar orta sahada ısrarla pas yapmaya çalıştı. Bu paslaşma ilk meyvesini Hamit'in direkten dönen şutuyla verdi. Orta sahada bol miktarda pas yapmak hem rakibi yormak için hem doğru şutu bulmak için hem de Galatasaray'ın geçen yıldan bu yıla belkide eksilmeden devam eden tek özelliği olan duran toplardaki etkisini kullanmak için en doğru hücum anlayışıdır ki Riera'nın ölümcül ortasına dokunma şanssızlığı Bekir'e nasip oldu.

Bu dakikadan sonra Galatasaray'ın belki de maç boyunca hatalı oynadığı tek bölüm başladı. Fenerbahçe için Burak tehlikesi varsa Galatasaray için de Sow tehlikesi var düşüncesiyle savunmanın iyice geri yaslanması Melo'nun onların önüne kadar gelmesi sonucu Fenerbahçe, Gataasaray sahasına topla gelmeye başladı. Fenerbahçe'de hücum anlayışı sağlıklı olmasa da Sow'a şişirilmek istenen bir top Riera'dan döndü ve beş kişi ile ceza sahası içinde dizilmiş Galatasaraylıların boşalttığı alandaki Hasan Ali'nin ters ayakla yaptığı mükemmel vuruş skoru eşitledi.

Tekrardan skor arayan taraf durumuna düşen Galaatasaray doğru yaptığı işe döndü ve orta saha da top çevirmeye başladı. Cristian'ın Selçuk'a yaptığı faul sonrası arkadaşlarına serzenişi durumun Fenerbahçe adına vehametini anlatıyordu aslında. Selçuk'un usta işi vuruşu kimse için sürpriz olmadı. Skoru bulan Galatasaray bu kez bir sıfır öne geçtikten sonra yaptığı hatayı yapmadı. Özellikle Hamit'in ilk yarı performansı Galatasaray için çok değerliydi.


Devre arasında iki teknik adamdan da kesin değişiklikler bekleniyordu. İlk tahmin Sezer - Meireles değişikliğiydi. Hem sarı buçuk faulü, hem kötü futbolu, Galatasaray karşısında hakim olamadığı orta sahayı Muhtemel Yekta takviyesiyle İyice rakibe vermek istemeyecek olan Fenerbahçe'nin ilk tercihi olmalıydı ama Kocaman buna gerek görmedi. Terim ise memnun olduğu gidişata on beş dakika daha şans verdi. Bu dakikalarda Galatasaray, Amrabat'la bir kaç kere etkili gelse de hücumları sonlandıramadı. Bu tip maçlarda en sıkıntılı bölge Amrabat'ın arkasında kalan Riera'nın bölgesi olur. Buna rağmen Riera dün maçın en iyisiydi. Hem oynatmadı hem oynadı, çalımlar attı, orta sahayı rahatlattı. Hem sol bek hem sol iç gibi oynadı. Bir çok kez de Selçuk ve Melo'nun yüzü FB kalesine dönük top almasını sağladı. 60.dakikadan sonra Terim Umut - Yekta değişikliğiyle orta sahayı beşleyince maç Fenerbahçe adına sona erdi. FB savunmasının alan bırakmadığını gören Burak, orta sahaya yaklaşıp kaleye otuz beş kırk metre mesafelerde top tutup pas yapmaya faul almaya başladı. Yekta kesinlikle takımın önemli değerlerinden biri. Daha fazla sahada kalmayı hak ediyor. Dün yine çok iyi işler çıkardı. Tek eksiği rakip Fenerbahçe de olsa kaleyi gördüğü yerden vurmaması. Son yirmi dakikada üç dört etkili pozisyona giren Galatasaray bu pozisyonlardan gol çıkaramasa da Fenerbahçe'ye de pozisyon vermedi. Zaten Kuyt'ın yerine oyuna giren Krasic'e pozisyon versen kaleye gidecek hali de yoktu. Maç belkide son yılların pozisyon başına gol oranı en yüksek derbisi olarak 2-1'lik skorla bitti.

 Futbolda iyi oynamak kadar doğru oynamak da önemlidir. İki takım da çok iyi futbol oynayamadıkları bir dönemde karşılaştılar. Doğru oynayan kazandı.

14 Aralık 2011

BİR AVUÇ ATEŞ ...........


Hagi'ye aşıktık biz. Biz  çocukken Galatasaray'ın bütün oyuncuları çok iyiydi ama hepimiz Hagi'ye hastaydık. Çünkü o bambaşkaydı ve malesef otuzbeş yaşındaydı. Bir gün Hagi'siz kalacak olmanın üzüntüsünü hafifletecek tek şey vardı. Veliahtı yetişmekteydi. Beklendiği üzere Hagi, UEFA Kupası'nın alındığı sezondan bir sene sonra  futbolu bırakmıştı. Beklenmeyen ise Emre'nin, "Okan abisiyle" birlikte İtalya'nın yolunu tutmasıydı.

Emre için çok erken Okan için ise çok geç gerçekleşmiş bir transferdi.Herşeyden öte Galatasaray yönetiminin çok büyük bir basiretsizliğiydi.



Emre İnter'e gittiğinde hiç kızmadım ben. Hatta gurur duydum.Ama çok üzüldüm. O zamanlar İnter'in Emre ve Okan için nekadar yanlış bir takım olduğunu kavrayamayacak durumdaydım. Benim için İnter Avrupa'nın en  büyük takımlarından briydi. Ronaldo bile oradaydı. Daha ne olsun?

Emre'nin İnter macrası bizim lise yıllarımıza tekabul eder. İnter'in nasıl bir cadı kazanı olduğunu yeni yeni farkettiğimiz yıllar. C. zanetti ile Recoaba arasında, Dalmatlı, Concecaolu saçmasapan birsürü ortasaha oyuncusunun farklı mevkilerde denendiği bir türlü iskelet kadro oluşturulamayan Milan'ın gölgesinde kalmaya mahküm bu takımda bir türlü sürekli yer yer bulamamış. Hector Couper'li İnter'de Hagi'nin veliahtı olmakatan çoktan çıkmış, ekmeğinin peşindeki işçi gibi, hangi pozisyona konsa oynamaya çalışmış bir türlü kendini kanıtlayamamıştı.

O yıllardan hafızam da kalan şeyler herkesle aynı. Lazio'ya attığı iki müthiş gol (bizi çok umutlandırmıştı.). Gazete küpüründe gördüğüm Stam'a vurmaya çalışırken yediği kırmızı kart, İnterin 0-2 yenik götrdüğü maçta 88 de oyundan alınması ve yerine giren Recobanın kalan dakikalarda 3 gol birden atması ve ihalenin Emre'ye kalması.



Emre'nin EPL macerası İnterden farksızdı. Ben yine de çok sevinmiştim. Çünkü New Castel'ın başında eski bir dost vardı. Daha önce Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Tugay Kerimoğlu'na İngiltere'nin kapılarını açan Sunes, Emre'yi Çok istemişti. Gel gör ki New Casle keşmekeşin göbeğiydi ve burada menejerler Arsenal, ManUTD da olduğu gibi yıllarca kalamıyordu. Emre yine pozisyonlar arasında harab oluurken; pepeşe oynadığı iki maçtan sonra beş hafta yatan bir müzmin sakata dönüşmüştü(Euro 2008 de sadece Portekiz maçında oynamış kalan maçları sakat olarak kenardan izlemişti). Pisikolojik sıkıntıları zaten blinen Emre, bir maç sonrası El Hadji Diouf tarafından ırkçılıkla suçlanmış, bir de ırkçı damgası yemişti.

Euro 2008in oynandığı dönemlerde. tüm Galatasaray'lıları derinden yaralayanbir haber Türk Spor Meda'sında yankılanıyordu. Milli Takm'ı ziyarete giden bir Galatasaray'lı Taraftarın saha kenarından sarfettiği sözler herşeyi açıkıyordu.

"Emre Fenerbahçe'ye gitmişssin Yazıkar olsun"


Emre Galataray'lıların evladıydı ve Fenerbahçe'ye gidemezdi. Adnan Polat'ın kendi adına söylediği söz aslında tüm Galatasaray taraftarı için geçeriydi. "Emre'ye kızma hakları vardı."

Çünkü daha br sezon önce, basın tirübününe kol gösterdii zaman, ona sahip çıkan Galatasaray taraaftarıydı.Çünkü Galatasaraytaraftarı ,sırf o kırmızı kart gördü, o oynayamayacak diye final sevincini buruk kutlamıştı. Hıncal Uluç'a onca küfürü Fenerbahçe Taraftarı etmemişti. Ne olursa olsun Sami Yen'de yeri ve 5 numaralı forması herzaman hazırdı. Ve her Galatasaray taraftarı onun bir gün mutlaka yeniden parçalıyı giyeceğine inanıyordu.

Ben Emre Fenerbahçe'ye gittiğinde de fazla kızmadım. Ben Fatih Akyel'e de hiç kızmamıştım zaten(ki Fatih Akyel, Fatih Altaylı'nın kaprisleri yüzünden geçmişti boğazın karşı kıyısına) . Ama çok üzüldüm.Emre'yi çubukluyla göreceğimi hiç tahmin etmemiştim. Ben yine yönetime kızdım. Ama bukez elinden kaçırdkıları zaman kızdığım kadar kızadım. Çünkü Emre pahalı bir oyuncuydu ve o günün şartlarında Emre'yi almaya Galatasaray'ın maddi gücü yetmemiş olabilirdi. Emre'nin de profosyonelliği gereği Fenerbahçe'yle anlaşması gayet normaldi.

Benim gibi Galatasaraylılar Emre'ye "Ben çocukluktan beri Fenerbahçe'liyim" dediğinde kızdılar. Hem de çok kızdılar. Çünkü aldatıldıklarını hissettiler. Hem gereksiz. Hem aptalca bir açıklamydı bu. Zira bizler Emre'nin, Avrupa yıllarında Türkiye ile ilgili verdiği demeçlere" Bir Galatasaray taraftarı olarak" diye başladığına defalarca şahit olmuştuk. Hatta bir arkadaşımın katıldığı bir panelde kendisine yöneltilen "Türkiye ligi'nin şampiyon kim olur?" sorusuna; "FB olmasın da kim olurasa olsun diyecek kadar Galatasaray'lıydı.

Emre'nin Fenerbahçe serüveni futbol ve sakatık performansı olarak bakıldığında eski yllarına nazaran iyi geçse de pisikolojisini iyice bozdu. Yaşı ve tecrübesi ile ligin abileri konumuna gelmiş ama bu abiliği tam algılayamamıştı. Halbu ki onun Ergün gibi Popescu, Taffarel gibi örenk abileri vardı. Hiç değilse Alex'e  öykünebilirdi. Ama o gün geçtikçe hırsla rakibine faul yapan, (ki normaldir) rakibinin yaptığı en ufak şarjdan sonra üstüne yürümeyi marifet sanan, herşey bir tarafa en ufak bir hatasında kendi takım aradaşına bağırmayı liderlik sanan ve kendi arkadaşıyla kavga etmekten çekinmeyen bir adam haline geldi. Andre Santos, ve Cristian bir tarafa, Yüzündeki amahçup ifadeyle kendisine " Ne yaptım Abi" diyen Gökhan gönüle karşı tavrı bir Galatasaray'lı olarak beni bile çieden çıkardı.

Emre bu olmamlıydı. Bu gün Bülen Timurlenk Abinin yazısında dediği gibi Emre aslında de olması beklenen kişi olamadığı  için bu oldu belki de.




2000-2001 sezonu penaltı atışlarıyla sonuçlanan enfes Türkiye kupası maçı (yer Kadıköy. Ozaman Tek maç usulü oynanıyor) Kankam ve Babası Ethem amca ikis de çok koyu fenerli. Bir posisyonda Jhonson Emre'ye arkadan bastı ve yirmi yaşındaki Emre bir anda arkasına dönüp kendisinin iki katı olan Jhonson'a öyle bir saldırdı ki. Ethem amca yıllar sonra Fenerbahçe formasıyala destekleyeceği  Emre'ye notunuşu sözlerle veriyordu.

"Bir avuç ateş O..... Ç......"




Emre hiç değiştiremedi kendini. Geliştiremedi de. Bu ülkenin hep en iyi oyuncularından oldu. Ama asla olması gereken kadar iyi olamadı. Hatta o yirmi yaşındaki Emre'yi de aşamadı hiç. Bir avuç ateş hiç sönmedi. harlandıkça harlandı yangın oldu. içindeki ateş büyüdü içine aldı Emre'yi


Emre'yi tanıyanlar özel ahayatında çok iyi biri olduğundan bahsederler hep inanırım. Ama adama şunu da sorarım. Özel hayatınızda Emre'yle kaçkez ters düştünüz? İnönü'de yükselen o kol Emre'nin özel hayatı değil miydi?  Yarın bir basın toplantısı düzenleyecek ve Aykut Hoca'sından özür dileyecek Emre. Zaten kendisi için bir haftadır dolaşan A. Madrid söylentileri var. Fenerbahçe Emre'nin boşluğunu kolay kolay dolduramaz. Ama Emre içindeki boşluğu nasıl dodrur bilmiyorm.Ve Özel hayatında çok iyi olduğu söylenen bu insan için aklıma  otuz yasında futbolu bırakma kararı alan Jesus Almeyda'nın şu sözleri geliyor.

"Biz futbolun sahte dünyasının içindeyiz. bu tamamen düzmece bir dünya. bize basit bir oyun oynamamız için milyonlarca dolar ödeniyor. ama biz sadece sistemin devam etmesi için kendini satan köleleriz. ben sadece futbolcu almeyda değilim. bir insanım, bir babayım ve bir çiftçiyim. işte bu benim. ve futbolun içinde kaldığım her gün gerçek almeyda’dan uzaklaşıp, kişiliğimi yitiriyorum"


 
Emre'nin Pisikolojisini değerlecek bilgiye sahip değilim. Bana da düşmez açıkçası. Ama bundan üçyıl önce Fenerbahçe'ye transfer olduğu dönemde Bülent Timurlenk'n Aceto blog da payaştığı yazıyı okumanızı tavsiye ederim.   http://acetobalsamico.blogspot.com/2008/09/90larn-sezercikiemre-belzolu.html

28 Ağustos 2011

FENERBAHÇE'NİN YAŞADIKLARI


Şike soruşturması başlayalı yaklaşık iki ay oldu. Federasyonun Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligine gönderememe kararına kadar yaşanan gelişmeleri daha önce değerlendirmiştim. (kendi.çapımda) İsteyenler buraya tıklayarak tekrar görebilir. 

Her şeyden önce şunu söylemek isterim ki; İyi bir Galatasaray'lı olarak, Fenerbaçe camiasının yaşadıklarından rahatsızlık duymaktayım. Gelinen noktada, yaşanan bu belirsizliğe, girilen bu çıkmaza, her ne olursa olsun ne Fenerbahçe'li futbolcular, ne de Fenerbahçe taraftarları sebep olmuştur. Yaşananların müsebbipleri, (eğer şike ıspatlanırsa) bir gurup işgüzar Fenerbahçe yöneticisi, yönetime gelir gelmez bir bilinmezlik denizinin içine düşen ve kurtulmak için hep yılana sarılan Türkiye Futbol federasyonu ve En çok da daha çok ticari varlığını sürdürebilmek için Türk Telekomla girdiği yarışta Süper Lige değerinin çok üstünde yatırım yapan yayıncı kuruluştur. Evet bence olayların bu hale gelmesindeki en büyük pay Digitürk'ündür. 

Neden mi ?

Naklen yayın ihalesi yapıldıktan sonra, bütün sözüm ona futbol otoriteleri, "Vay efendim ligimizin marka değeri ne kadar yükseldi" "Yok efendim kulüplerin geliri arttı" "Artık ligin kalitesi de yükseklecek". "Almanya'yla aramızda bir fark kalmadı". "Şu ülkede şu kadar maç naklen yayınlanırken bizde şu kadar yayınlanacak" falan filan... Bir kaç aklı selim sahibi kişi dışında ( Örnek Mehmet Demirkol) kimse sormadı; Kardeşm bu lig bu kadar eder mi ?diye. Kimse çıkıp Fazla parayla marka değeri artmaz demedi. ligin kalitesi artarmış da çok kaliteli oyuncular gelirmiş. Öyle olmadığını da gördük. Yerli oyuncuların zaten hakkının çok üstünde olan fiyatları iki katına çıktı; Yerli kulüpler tok satıcı oldu. Anadolu kulüpleri zaten çok az olan PR çalışmalarını da bırakarak sırtlarını tamamen naklen yayın ihalesine yasladı. Büyük takımlar sportif başarısızlıklarını örtmek için şöhretli oyunculara milyonlarca avro akıttı.Ve biz bugüne kadar çok fark etmesek de Lig Tv Türk Futbolu'nun yeni patronu oldu.

  
Tekrar Fenerbahçe'ye dönelim. Şike davasında iki ezeli rakibi Beşiktaş ve Trabzonspor'un önünde başı çeken Fenerbahçe, UEFA dayatmalı Federasyon kararıyla yalnız kalmış gibi görünüyor. Bu noktadaki serzenişleri de sonuna kadar haklıdır. Bana kalırsa Fenerbahçe'nin şu anda yaşadığı sürünceme, özellikle Beşiktaş ve bir miktar da Trabzonspor için geçerli.

 Kupayı iade etmek bahanesi bana her ne kadar mantıklı gelmese de; Fenerbahçe'nin yerine Trabzonspor'un Şampiyonlar Ligi'nde yoluna devam etmesi Karadeniz ekibinin bu işten daha kolay yırtabileceği anlamına gelebilir. 

Fenerbahçe yönetiminin bu gün haklı olarak sorduğu  ( ki karar açıklandığı gün ben de bu buradan sormuştum yazmıştım isteyen yukarıdaki linkden görebilir) bir soru var. Şampiyonlar Ligine gitmiyorsam neden ligde varım? Ligde varsam neden şampiyonlar ligine gidemiyorum? Madem UEFA'nın sıfır tolerans ilkesi var, neden Trabzonspor ve Fenerbahçe Avrupada ?

 Önceki yazımda da söylediğim gibi yayıncı kuruluş Fenerbahçe'nin (büyük ihtimal BJK de) olmadığı bir ligi kaldıramaz. Ve bu konuda TFF'ye baskısı çok büyük. Savunma almadan bir karara varmak istemeyen federasyonun (savunmayı beklemesine saygı duyarım) hiç bir şey olmamış gibi ligi 9 eylülde başlatma kararı alması Türk Futbol'unun ateşe atıldığı andı. 

Biz on beş ağustosta federasyonun aldığı kararsızlık kararına ithafen: " Karar alamıyorsan bu ligi başlatma dediğimiz zaman bize kızan hatta "Koyduk mu?" diye mesajlar atan arkadaşlarımız, ne demek istediğimizi iyice anlamıştır sanırım.  Zira o günde belirttiğimiz gibi ligi 9 eylülde başlatmak iddianame açıklanması sonrası suçlu kulüplerin en iyi ihtimalle iki senesine mal olacaktı. Bunu görmek çok zor değildi ama o gün itibariyle daha ciddi sıkıntıları olan Fenerbahçe camiası bunu göremedi. Hatta Fenerbahçe yönetimi, kulübün resmi internet sitesinden federasyonun aldığı kararın arkasındayız diye bir açıklama yaptı.

Aldığı karardan ötürü, Uefa'nın en ufak dayatmasına diş geçiremeyen Federasyon'un yüzünden Fenerbahçe medya karşısına soruşturmanın tek suçlusu olarak kaldı. Gün itibariyle itibariyle şu açığa çıktı ki, eldeki belgeler vesilesiyle Federasyonun kanaati Fenerbahçe'nin suçlu olduğuydu.Talimatname gereği (her ne kadar savunma alınacak olsa da) Fenerbahçe'nin alt lige düşeceği aşikardı. Kısa sürede ya iddianame hazırlanacaktı ya da bu kulübün en az iki yılı gidecekti.

Biz buradan ne demiştik ? Lig başlamasın. Bir sene Avrupa'ya gidilmesin. İddianame sonrası yarı  sezon lig oynansın. sebepleri de şunlar şunlardır. Ama biz Galatsaray'lıydık  ve en iyi ihtimalle hasetimizden çatlıyorduk.
 
 Ali Koç'un (bana ve bir çoklarına göre fenerbahçe'nin yeni başkanıdır) bu gün yaptığı açıklmalar çok makul ve bizim başından beri söylediğimize yakın açıklamalardı. Zira yönetimde farkında ki Fenerbahçe'nin aklanma ihtimali %56 falan değil. belki suçu kabullenmiyor ama artık suçsuz olduklarını da iddia etme durumları da yok.

Gün itibariyle Fenerbahçe haklı olarak bir an önce alt lige inmek istiyor. Çünkü ligin başlamasına çok az kaldı ve iddianame sonrası muhtemel düşürme kararı iki seneye mal olacak. Federasyon resmi yazı istiyor. Çünkü Fenerbahçe aklanırsa sorumluluk kabul etmek istemiyor. Alternatif olarak şike itirafı gerkiyor ki bu imkansız gibi. Zira Fenerbahçe cephesinden gelecek bir itiraf Aziz Yıldırım'ın kalan ömrünü demir parmaklıklar ardında geçirmesi anlamına geliyor. 

Soruşturmanın başladığı günden bu güne kadar gelen süreci iyi yönetemeyen federasyonun (Belli ki lig zamanında başlayacak) şu saatten sonra yapması gereken Fenerbahçe'nin çağrısına kulak vermektir. Fenerbahçe nezlinde suçlu olduğuna kanaat ettiği diğer takımlar hakkında da talimatname doğrultusunda gereken kararlar verilmeli ve tedbirli olarak yeni sezonda uygulamaya koyulmalıdır. Bu büyük camiaları bu kadar sürüncemede bırakmaya kimsenin hakkı yoktur.

Velhasıl Fenerbahçe Mağdurdur. Fenerbahçeli futbolcuların  ve Aykut Kocaman'ın çıkıp diğer kulüplere laf etmelerini de yaşadıkları bu haksız tramva dolayısıyla es geçiyorum. Zira geçen sezon ikinci yarıda gerçekten çok iyi bir takımdılar. İşgüzar yöneticilerinin yaptıklarının (eğer şike varsa ) ve Futbol Federasyonu'nun basiretsizliğinin cezasını çekiyorlar.  

Bu ara da bu sıkıntılı süreöte fenerbahçe üç potansiyel başknını kaybetçmiştir. Aziz yıldırım, Nihat Özdemir ve Mehmet Ali Aydınlar. Bana kalırsa sürecin en büyük mağdurlarından biri M.A.A dır ve muhtemelen başkan olduğu güne lanet ediyordur. 



Yine bu süreçte Fenerbahçe yepyeni bir başkan kazanmıştır. Aziz Yıldırım'ın yanında görünmeye başladığı günden beri gerek soyadıyla gerek çıkışlarıyla, bir gün kulübün başına geçeceği çok belli olan Ali Koç şu dakikadan sonra Fenerbahçe'nin yeni başkanıdır. Hayırlı uğurlu olsun.

25 Ağustos 2011

UEFA-İN/TFF-AUT & DECODER-ON/PLAY-OFF



Tekrar ediyorum. Failleri hariç kimsenin, net bilgiye hakim olmadığı bir davayla ilgili yorum ve açıklama yapma gafletine düşmem. Ama günlerdir yaşanan kepazeliklere de bir kaç kelam etmezsem çatlarım.Bu yüzden yöneticilerini veya  deklarasyonlarını eleştireceğim kulüpleri şike ithamı altında bıraktığım düşünülmesin.



ALİ TOPU AT

Federasyon'un ligin beş ağustosta başlayacağını açıklaması üzerine"Bu ateş üfleyerek sönmez" açıklmasını yapan Galatasaraya ateş püsküren kulüpler birliği ve federasyon, tükürdüğünü yalayıp ligi dokuz eylüle ertelemiş ve on beş ağustosa kadar karar verileceğini belirtmişti. Nitekim bu süreçte savcılıktan, günün popüler tabiriyle yirmi altı klasör belge alınmış ve etik kurulu tarafından incelenmişti. On beş ağustos günü geldiğinde ise beklenen olmamış ve federasyon karar almama kararı almış; Topu, iddianameyi bekleyeceğiz diyerek  savcılığa, kendinden şüphesi olan Avrupa'ya gitmesin diyerek de UEFA ya atmıştı. İhraç edilip edilmemek Avrupa'ya gidecek takımların kendi problemi derken;  Borsanın kapanmasını beklediğimiz için açıklamayı 17:30 aldık diyebilecek kadar da utanmazlaşabilmişti.O gün, birçokları FB ve BJK yi korumak adına böyle bir uygulamaya gidildiği düşünse de, işin maddi boyutu en baştan beri hissediliyordu. Zira şike davasının en büyük mağduru (100 yıllık kulüp mağdurdur şuçu netleşse de )Fenerbaçe'nin yöneticileri tüm açıklamalarında TFF'nin kararını alırken işin ekonomik boyutunu da düşünmesi gerektiğini ısrarla belirtiyor. Daha doğrusu federasyonu işin maddi boyutuyla tehdit ediyordu. On beş ağustos günü karar alınamamasının sebebi, tarafların savunmasının alınamaması olduğu belirtilmişti. Haklı olabilirlerdi ama bu durumda futbol askıya alınmalıydı güçleri yetmedi.   

DECODER - ON /  PLAY - OFF

Günler geçtikçe, durumdan en büyük rahatsızlığı duyan taraf olan yayıncı kuruluş kendini iyice hissettirmeye başlamıştı. Zira naklen yayın ihalesinde Türk Telekomla girdiği yarış sonucu , Süper Lige dört yüz milyon dolar civarı bir yatırım yapmıştı.Ülkenin dört büyük takımından üçü bu dava kapsamında küme düşme riski altındaydı ve Digitürk bunu kaldıramazdı. Zaten geçtiğimiz sezon (ne kadar doğru bilmem ) zarar etmişlerdi ve bu sene batmanın eşiğine gelebilirdi. Bu yüzden lig bir an önce başlamalıydı ve sezon sonuna kadar herhangi bir radikal karar alınmamalıydı. Ayrıca yayıncı kuruluşun başka bir talebi daha vardı. Kaybettiği zararı karşılamak için yeni bir sistem önerdi.Aslında önerdiği sistemin hiçbir yeniliği yoktu. Zira gezegende, yalnızca futbolun fazla gelişmediği ülkelerde uygulanan ve lig usulünü diğer turnuvalardan ayıran en büyük fark olan maraton olma özelliğini ortadan kaldıran, play-off sistemi getirilmesi kararı alındı. Böylece sezon sonunda muhtemelen dört büyük takım, ligi ilk dörtte bitirecek ve bu dört takım birbirleriyle tekrar lig usulü karşılaşacaktı.  On iki maç daha oynanacaktı( Play-off sistemini eskileri ve artılarıyla, anketimizi de göz önünde bulundurarak daha sonra tekrar paylaşacağımız için şimdilik ayrıntıdan kaçıyorum.). Türk Futbolu'nun içinde bulunduğu maddi durumdan dolayı  GS ve TS hariçi diğer kulüpler olaya balıklama atladı. Çünkü FB bir çıkmazın içindeydi ve lige tutunmalıydı. BJK yıllardır yaptığı transfer hataları neticesinde büyük bir batağa saplanmıştı ve bu gelirin sekteye uğramasını kaldıramazdı. En acısı Anadolu kulüpleri öyle bir durumdaydı ki naklen yayın gelirleri hariç hiç bir kaynakları yoktu. Onlar için ne şampiyon olmak önemliydi ne şike. Şampiyonluk gibi bir iddiaları da yoktu zaten. Hem de hiç birinin.

 Ve bir gün TFF B"en yaptım oldu." dercesine Play-offun  uygulanacağını açıkladı.  

 Yıldırım Demirören'in yaptığı şu açıklama, yayıncı kuruluşun kulüpleri nasıl boyunduruk altına aldığının resmi kaydı gibidir.
"Olumsuz tarafları yaşanacaktır ama futbol ailesinin tek amacı vardır; yere düşmüş futbolumuzu ayağa kaldırmak. Bu her futbolseverin birinci vazifesidir. Maç fazlalığı, derbi maçların fazla oynanması, bu canlılığı tekrar geri getirecektir. Kişiler geçicidir, kulüpler kalıcıdır, herkesin decoder alarak kulüplerine sahip çıkması gerektiğine inanıyoruz''

Play-off hamlesi öyle bir hamleydi ki. Şike davası bir anda unutulmuştu.

ATEŞ ÜFLEYEREK SÖNMEDİ

23 Ağustos günü UEFA tarafından Türkiye'ye gelen gözlemciler hem M.A.A ile hem davayı yürüten savcılarla görüştüler. Savcılıktan gelen açıklama, gizlilik dolayısıyla belgelerin gösterilmediği doğrultusundaydı. Rivayet o ki  UEFA gözlemcileri de, kesin bir delilin olmadığını belirtmişlerdi. Ne olduysa bir gün sonra TFF, ani bir kararla  Fenerbahçe'nin Şampiyonlar ligine katılamayacağını belirtti. Bu durumda, ŞL ön eleme turunda elenmiş, başkanlığını şike soruşturmasında tutuksuz yargılanan, yurt dışı yasağı olan ve tedbirsiz olarak PFDK ya sevk edilmiş Sadri Şener'in yaptığı Trabzonspor gidecekti.Davanın bir diğer sanığı olan Beşiktaş da UEFA daki yoluna devam edecekti. 

Trabzonspor'un ilk defa ŞL de mücadele edecek olması (her şeye rağmen çok ironik)  kulübe olan sempatimden dolayı beni mutlu etse de; Federasyon'un basiretsizliği yüzünden, UEFA'nın Türkiye'ye yaptığı bu baskının sonuç vermesi onuruma dokunmakta.Yani önümüzde Milan ve Porto örnekleri varken bu iki kulüp kanıtlanmış şike davalarına rağmen ŞL de oynayabiliyorken, FB'nin ihraç edilmesinde TFF nin basiretsizliğini bana kim anlatabilir. (Özellikle düne kadar federasyonu deli gibi savunanlar).

Şimdi kafama takılan bir kaç soru var.  Eğer ŞLye gitmek Trabzon'un hakkıysa, Fenerbahçe'nin Süper Ligde ne işi var? Yok eğer FB temizse federasyon ne işe yarar? Siz kimi kandırıyorsunuz?
Fenerbahce'nin Tahkime, CAS'a gitme hakkı var. Olmayan hukuk bilgimle soruyorum gizlilik ilkesi varsa belgeleri göremeden FB kendini nasıl savunacak ? FB haklı bulunursa TS ne olacak? Varsayalım ki FB aklandı ki mümkündür. O zaman ne olacak? Alacağı tazminat kaybettiği itibarı geri kazandıracak mı? Peki federasyon kime hesap verecek? 

       
Sonuç ? Galatasaray ve Fenerbahçe Avrupada yok.

Süpriz mi? değil.

Şike var mı? Büyük ihtimalle 

Fenerbahçe tek mi? Değil

Üflediler söndü mü? Hayır

En ne duruyoruz ? SPORTOTO SÜPER LİG HİÇ BİTMESİN. 

HE BİDE PLAY-OFF VAR. BELKİ SENEYE KALKAR 


15 Aralık 2010

MACHİNE YUVARLAK







Evvel zaman içinde Dünya'nın bir yerinde bir oyun icad olunmuş. Gençler bir araya gelip iki takım oluşturur, meşinden yaptıkları topu ayaklarıyla karşı takımın koruduğu kaleye sokmaya çalışırlarmış. kalede bekleyen kaleci varmış sonra. kaleci topu elleriyle tutabilirmiş. Oyunu oynamak, biraz güç, biraz sürat, biraz zeka ve birazda yetenek istermiş. Zaten bu yüzden takım oyunu olarak bilinirmiş bu oyun. Çok su çekermiş o meşin yuvarlak. Yagmurlu günlerde yerden kalkamaz, vuranın ayağını ağrıtırmış sabaha kadar. O kadar zevkliymiş ki bu oyunu oynaması da izlemesi de. Namı çok kısa zaman içininde bütün Cihanı sarmış. Osmanlı Toprakları'na sirayet etmemesi imkansızmış artık. Önce yasaklamış Devlet-i Ali. "Türkler'in bu oyunu oynamaya" denmiş. Zira saray eşrafının kurduğu Beşiktaş Jimnastik Kulübü de, Padişahın "Futbol mudur nedir? Onu oynamasınlar da ne spor yaparsalar yapsınlar " izni üzerine kurulmuş. Bazı Türk gençleri gayrimüslim isimleri edinerek İstanbul ligindeki Rum ve Yahudi takımlarında forma giymişler. Nihayet 1905 yılında Mekteb-i Sultani öğrencilerinden Ali Sami Bey ve arkadaşları yabancıları yenecek bir futbol takımı kurmaya karar vermişler. Ve Türk Spor tarihinin ilk Futbol kulübü tarih sayfasında ki yerini almış. Sonra Fenerbahçe kurulmuş ve Beşiktaş'ın da futbol sahnesinde boy göstermesiyle beraber İstanbul için futbol bambaşka bir anlam ifade etmeye başlamış. Dünya'nın en güzel şehrinin kalbi, dünyanın en şahane sporuyla atar olmuş nihayet.






Kimler gelmiş kimler geçmiş. Papazın çayırında ne efsaneler yaşmış. Şeref Stadını yapma şerefi de Çanakkale' de şehit olma şerefi de futbolculara nasip olmuş. "Bu formayı bana taraftar giydirdi. Şimdi onlar isteyince de çıkarırım" diyebilen Baba hakkılar,Sinyor Can Bartular, Taçsız Kral Metin Oktayları görmüş Futbol severler. O zamanlar Fenerbahçe'li ve Galatasaray'lı futbolcular İstanbul'un karşı yakasında oynayacakları maçlar için birbirlerinin tesislerini kullanırlar; Derbilerden sonra birlikte yemek yerlermiş. Spor kalitemiz Dünya'nın çok gerisinde ise de Sportmenliğimiz dünyalara bedelmiş.O zaman futbolcular özel hayatında neyse sahada da oymuş. Menajerlerin cüzdanında yaşamazlarmış.





Gel zaman git zaman önce radyodan sonra Televizyondan yayınlanır olmuş maçlar. Rekabet büyümüş. Oyun iş oluvermiş birden. Hem de ne iş. Öyle bir para dönmeye başlamış ki meşin yuvarlağın etrafında, kulüpler kendilerini inanılmaz bir sanayinin içinde bulmuş. Toplar artık sentetikmiş. Dostluklar da öyle. Paranın miktarı artınca profesyonellik diye bir kelime eklenmiş futbolculuğun başına. Kavgalar baş göstermiş. Bu takımların futbolcuları, taraftarları,yöneticileri birbirlerinden nefret eder hale gelmişler. Federasyonlar güçlenmiş. Dünya küçülmüş. Futbol endüstrisi Dünya'ya hükmetmeye başlamış. Her ülke kendi ekonomisi ve kendi futbol endüstrisi doğrultusunda sistemde kendine yer bulmaya çalışmış. Nitekim adımını sağlam atanlar kendi yerlerini bulmakta zorlanmamış. Avrupa'nın güçlü ülkeleri. Dünya futbolunda baş köşeleri kapmışlar. Daha az gelişmiş ülkelerse güçlü ülkeleri kendilerine pazar bilmişler. Böylece hem iyi oyuncular yetiştirip belli oranda başarı yakalamışlar. Hem yetiştirdikleri oyuncuları satarak para kazanmış ve büyümüşler. Yetiştirip gönderdikleri oyuncuların zorlu liglerde girdikleri rekabet milli takımlara da yansımış normal olarak. Bu tip ülkeler büyük Dünya Kupalarının vazgeçilmezleri olurken bu ülkelerin kulüpleri de uluslar arası turnuvalarda belirli bir istikrar yakalamış ve kalıcı olmuşlar.



Bizim sorunumuz tam da burada başlamış aslında. Biz nerede duracağımızı bilememişiz. Futbol Dünyasının endüstriyel keşmekeşinde koordinatlarımızı belirleyememişiz bir türlü. Dibine kadar girmişiz bu sanayinin içine. Ama yanlış yerden girmişiz. Üretim departmanında yer alacağımıza, hep müşteri olmuşuz büyük mağazalara. Elimizde ki para da az olunca, az paralık mal alarak elimizdekini de çarçur etmişiz. Kısacası hep bir küçük Amerika'cılık ve sonu hep hüsran.



Bu gün Dünya futbolunda ligler üreten ligler ve satın alan ligler olarak ikiye ayrılıyor. Major ligler (İngiltere, İtalya, İspanya) ( kulüp olarak B.Munich ve PSG yi de ekleyebiliriz) kapital'i, Başta Brezilya olmak üzere Hollanda, Portekiz,  Arjantin, Fransa ve Almanya gibi ligler ise üreticiyi temsil ediyor. Hatta bu büyük liglerdeki takımlar dahi kendi arasında üretici ve tüketici olarak ayrılmış durumda. Ulusal Takım başarılarına ve UEFA sıralamalarına da bakınca, futbol endüstrisinde yerini belirlemiş ülkelerin üst sıraların tamamını oluşturduğunu görüyoruz.

Bu günün Dünya'sında endüstriyel futbola karşı koymak imkansız. Aynı zamanda gereksiz de. Önemli olan bu endüstride yerini doğru seçebilmek. Bunun da ilk adımı pazar oluşturmak. Yanlış anlaşılmasın Drogbalar, Sneijderler, Anlekalar ligimize gelmesin demiyorum  Elbette gelsinler bu tip transferlerin Avrupa'dan Türkiye'ye doğru dağa sağlıklı bir pazar oluüturacağını düşünüyorum. Ama transferde bu yıldızlar kadar hatta daha fazla olarak katma değeri olan futbolculara yönelmek gerektiğini düşünüyorum.Gitmemek üzere gelen oyuncudan ziyade, en az bir transferi olan oyunculara yönelmek. Ve en önemlisi yerli olsun yabancı olsun.değerini bulan oyuncuyu yurt dışına satabilmek.

Bu gün Türk Futbolcuları için açık görünen iki kapı var. Bunlardan biri Rusya diğeri ise İspanya. Bu iki kapının açık olmasının etkenleri bellidir. Nihat Kahveci'nin müthiş İspanya kariyeri  ile Gökdeniz Karadeniz ve Fatih Tekke'nin Rusya'da yaptıklarıdır. (açtıkları kapıdan nice oyuncu kolaylıkla girdi) Tugay Kerimoğlu'nun EPL de açtığı kapı ise sonrasında gidenlerin erken dönüşü ile şimdilik kapanmış gibi görünüyor. İspanya'da Nihat'ın bayrağını şu anda Arda taşıyor ve o kapıdan çok kısa süre içerisinde en az bir Türk oyuncu daha girecek gibi duruyor. Futbolcularımız Avrupa'nun iyi liglerine Transfer oldukça hem altyapının değeri artacak hem diğer liglerdeki parlak gençler bir çıkış noktası olarak Türkiye'yi tercih edecektir.

Dediğimiz gibi artık bu sanayi çerisinde nerede olmamız gerektiğine karar vermek ve bulunduğumuz noktanın gerektirdiği gibi hareket etmemiz gerek.

Ünal Burak Şahin


14 Aralık 2010

MAÇ BİTSİN ÖYLE!!!






Barca forma reklamı alıyorsa biz de geri döneriz arkadaş.

Çok uzun zaman oldu bir şeyler yazmayalı. Galatasaray diye bir takım hala vardı biz son yazdığımızda mesela. Beşiktaş 8 milyonları Q7'ye değil Tabata'ya veriyordu.(dogru politika mı? Ayrıca tartışırız). Mesela Fenerbahçe'nin şampiyonluk sevinci iki dakika daha azdı o zamanlar. Anadolu'dan bir takımın şampiyon olabilme ihtimali hala ütopyaydı. Trabzonspor şampiyonluğa hiç bu kadar yakın olmamıştı. Ve 12 Dev Adam son destanını yazmamıştı.

Uzun zaman oldu yani. Artık geri dönme vakti geldi. Bu yeni serüvenimizde desteklerinizi bekliyoruz

29 Ekim 2009

ARDA VE CRİSTİAN YIRTTI !!!!


Ve PFDK derbinin faturasın kesti.

100 yıllık derbi ne hale geldi arkadaş!!! Artık maç kadar beklenen başka bir şey var: Maç sonu kesilecek cezalar.
Fenerbahçe iki maç seyircisiz oynayacak.

Keita ve Bilica'ya ise 3 er maç cezalı.
Tahmin

Fenerbahçe bir hafta İzmir'e gider.

Keita Bucassor maçıyla bir maçını tamamlamış oldu. (Yalnış harılamıyorsam 4 sarıdan bir hafta ekstra cezası var Keita'nın)

Fenerbahçe Bilica'ya itiraz eder ve cezayı iki haftaya indirebilir.

Peki Arda ve Cristian ortalığı karıştıran adamlar nasıl yırtar anlamadım.

Tahmin

Arda'nın son karşılaşmada aldığı ceza bu maçta onu ve Hasmını kurtardı.

26 Ekim 2009

EL CLASICO TÜRKİYE ' DE !!!


Haftalardır beklenen maç oynandı ve bitti ama sonuç birçok kişiyi şaşırtmadı sanırım! Dün gece oynanan maçtan önce birçok tartışılan konu vardı, Galatasaray'ın hücum hattı çok tehlikeli, Çok etkili oyunculara sahipler. Bu kez sonuç farklı olacak.Fenerbahçe' de Alex oynasa bile 2 haftadır antreman yapmıyor. Ne kadar etkili olabilir ki. Rijkard takımı maçlardan önce kampa sokmuyor Bu sayede GS lı oyuncular strese girmiyor. Rijkard bundan daha yüksek gerilimli maçlara çıktı ve bu maçta takımı daha iyi hazırladı vs vs...
Galatasaray'ın bu sene hazırlattığı mor forma ile birlikte haftalar öncesinden yeni bir polemik başlamıştı.Tüm Fenerbahçe taraftarları Galatasaray'ın Kadıköy'e mor forma ile gelmesini istiyordu.Hatta ilginçtir bazı Galatasaray taraftarlarıda bu oluşumu destekliyordu!!!Hatta maçtan birkaç gün önce tüm medyada Galatasaray'ın maça mor forma ile çıkacağını yazıyordu.Eee Fenerbahçe taraftarıda hazırlıklara başlamıştı:)

Maçtan 1 gün önce Galatasaray parçalı forma ile maça çıkacağını bildirse de hazırlıklar tamamdı ve geri dönüş imkansızdı:)

Herkes bir şeyler konuştu, anlattı ama maç saati gelmişti artık,daha oyuncular ısınırken çıkan gerginlik maçın ne kadar diken üstünde geçeceğinin göstergesiydi.Maç başladı ve daha maçın ilk dakikasında Emre 'nin müdahalesinde Baros sakatlandı eski sabıklaları dolayısıyla benle birlikte maçı izleyen Galatasaraylı ve Fenerbahçeli arkadaşlarımdan hiçbiri Baros'un gercekten sakatlandığına inanmadı. Maçtan sonra öğrendik Baros'un sol ayak tarak kemiğinde 2 kırık tespit edilmiş, kendisini pek sevmem ama gerçekten çok üzüldüm inşallah en yakın zamanda yeşil sahalara döner.

Bu maçta fark yaratacak eşleşmeler Alex-Mustafa Sarp , Kazım-Servet ve Gökhan,Roberto Carlos-Keita , Arda - Gökhan idi. bu 4 eşleşmede galip gelen takım skorada yansıdığı gibi Fenerbahçe oldu.Benim bir Fenerbahçeli olarak Galatasaray'da en çekindiğim oyuncu Keita idi. Ben Wederson'la orayı kitleyip Santos'la hücum edeceğini sanıyordum ama Daum Carlos-Wederson ikilisini o sol kanada koyarak Galatasaray'ın en etkili adamını sahadan sildi. .Nitekim Keita sinirden deli oldu ve kendini attırdı.Ne yalan söyleyeyim Carlos'tan bu kadar iyi bir oyun beklemiyodum.Müthiş disiplinli ve kontrollü oynadı sadece 1 kez ayağı kaydı geç kalarak Galatasaray'ın maçtaki tek pozisyonunu Aydın'a hazırladı. Aydın'da tıpkı Kazım gibi topu tribüne gönderdi.


Bir parantezde Arda'ya açmak istiyorum kendisini beğenirim ama hiç bir zaman abartıldığı kadar büyük bir oyuncu olduğuna inanmadım.Bu maçta bir kez daha kanıtladı düşüncemin doğruluğunu. Şimdi soruyorum "Arda ilk kez, ilk 11 de oynadığı maçtan bugüne ne kadar geliştirdi kendini sizce? İlk oynadığında da bu çocuk oyun zekası, bileklerine hakim olması ve iyi orta yapması ile parlamıştı. Bugüne kadar sadece biraz daha olgunlaştı bence.Allah aşkına bu kadar hücuma yakın ve genç bir oyuncu şut çalışmaz mı? Frikik çalışmaz mı ? Oyunu daha hızlı oynamak için biraz çabalamaz mı? Bilmiyorum belkide çalışıyodur. Demekki olmuyor.Birde artık bir büyük maçta oyna be Arda (Avrupa Şampiyonasındaki maçlar hariç orda zaten bizimkilere neler oldu kimse hala bilmiyor ama çok güzeldi be) yada oynama böyle devam et:)Dün gecede Rijkard 60 dakika dayanabildi Arda'ya.


Maça yine Alex damga vurdu Brezilyalı 2 sene önce attığı golü aynı kaleye tekrar yolladı 2 sene once arka direkte Ergün izliyodu dün de Hakan Balta pek değişen bişey yoktu aslında. Fenerbahçe golü bulunca Galatasaraylı oyuncular yine aynı moda girdiler ve maç 12. dk da bitti Galatasaray adına. İlk yarının skoru 1-0 dı.Maçın 53. dakikasında Leo Franco'nun peşpeşe yaptığı hatalar sonucu Fenerbahçe farkı ikiye çıkardı.56.dakikada Hakan Balta cevap verirken, son sözü hala nasıl bir golcü olduğunu anlamadğıım ama attımı birbirinden enteresan goller atan "klas!" golcü Guiza söyledi. Ayrıca Guiza'nın golden sonra Semih'e koşup sarılması çok manidardı. Maçta 3-1 bitti ve gelenek bozulmadı.






Maçtaki pankartlar,internetteki derbi geyikleride çok eğlenceliydi.Galatasaray'ın bu durumunu alaya alan espriler Fenerbahçe'nin Türkiye Kupası'na hasretine yapılan göndermelere çok benzerdi :)

Ne diyelim artık El Clasico 10 yaşında !








25 Ekim 2009

19 Ekim 2009

Derbi Gölgesinde Avrupa Lİgi (Derbiye Doğru)

Fenerbahçe, Gaziantep'e kaybetti. Galatasaray Trabzonspor'u yendi. Derbiye bir kala aradaki puan farkı ikiye indi. Ardından klasik Daum spekülasyonları "Alex derbide yok. Lugano yok." İki takımın da perşembe günü Avrupa igi maçları var ve kimsenin umrunda değil. Tüm gazeteler derbiden bahsediyor.





Önce Fenerbahçe Bükreş'de çıktı Stau'nun karşısına. Daum kendinden birkez daha ezber bozmadı ve alternatifleri dahi sakat olan oyuncuların yerine (Yahut Daum'un sakat olduğunu idda eden oyuncular yerine ) yeni isimler denemektense, kanat oyuncusu Kazımdan santrafor türetmeyi tercih etti. Anlaşılan Fenerbahçe kulübeye boşuna bu kadar yatırım yaptı. Hem zaten açk açık söylemişti Başkan hedeflerinin Lig Şampiyonluğu olduğunu. Böylece Daum derbiye istediği oyuncuyu saklyabilirdi. Öyle de yaptı. Nihayetinde de biz futbol severlere doksan dakikalık bir uyuklama seansı yaşattı.



Galatasaray ise Birbaşka Bükreş ekibi olan Dinamo ile İstanbulda karşıaştı. Fenerbahçe'ye oranla daha renkli bir kulübeye sahip olan Galatasaray Elano, Kewell ve Nonda ile başladığı maçı 4-0 a getirene kadar zevk verdi. Sonrası ise Fenerbahçe maçını düşünmekle geçti.


Geçtiğimiz hafta Galatsaray'ın derbiye mor forma ile çıkacağını açıklaması ban göre yönetimin oyunculara verdiği bir ultimaton. Zira Kadıköy deplasmanında, Fenerbahçeye üzerinde mor forma ile yenilmenin akabinde Fenerbahçe taraftarının geçeceği dalganın şiddetini tahmin etmek hiçde zor olmasa gerek.





Fenerbahce'nin haftasonu Gaziantep'de kaybettiği iki puan bana göre Galatasaray'lı oyuncuların iştahını kabartmaktan ziyade aradaki iki puanı koruma dürtüsü yaratacaktır ki bu da Galatasaray'ın en büyük handikaplarından biri gibi görünüyor. Zira her nekadar Galatasaray iyi kontra atak yapma potansiyeline sahip olsada, topun arkasında beklemeyi hiç beceremiyor. Bir de Kadıköyde Fenerbahçe'nin Galatasaray'a ne kadar kolay gol atığı düşünülürse; Galatasaray'ı bekleyen en büyük tehlike topun arkasında kalıp oyunun hakimiyetini Fenerbahçe'ye vermek olur.

Derbide en önemli faktörlerden biri de kafa yapısı. İki takımın oyuncularının, özellikle de yerli olanların yüzlerinden bile anlayabilirsiniz aradaki farkı. Fenerbahçe'li oyuncuların Kadıköydeki maçlardaki kendilerinden emin duruşları Galatasaraylıları çileden çıkaracak cinsten. Fenerliler biz burada yenilmeyiz modundalar. Galatasaray'lılarda ise daha top Fenerbahçeli oyuncuların ayağına değer değmez bir panik havası hasıl oluyor. Kalelerinde görecekleri ilk pozisyonun golle sonuçlanacağını ve maçın birdaha dönme ihtimalinin olmadığını düşünüyorlar. Belki de bu yüzden gitmeye yüz tutan hiç bir maç için doksan dakika boyunca dönme ümidi belirmiyor.
Geçen sezon oynanan maç geldi aklıma. Hatırlarsanız Galatasaray maça fırtına gibi başlamış Lincon'ün golüyle de bir sıfır öne geçmişti. Selçuk'un golünden hemen önce, diğer taraftan gelen ortaya, kafayı yine Selçuk vurmuş ve korner olmuştu. İşte o anda Galatasaray'lı oyuncuların bir anda yüzleri düşmüş, rahatsızlıkları ekranı kaplamıştı. Semih'in golü (yani Emre Aşık'ın kendi kalesine attığı gol) ise bence bu kafa yapısının sonucuydu.

Bütün bu gelişmelerin ışığının altında ben Galatasaray'ın maça daha gergin çıkacağını düşünüyorum. Maça istedikleri gibi başlayamadıkları takdirde Glatasaray'ın maçı onbir kişi bitirememe ihtimali çok yüksek. Tabi erken bulacakları bir gol ve ilk yarıyı önde bitirme ihtimali ise Fenerbahçe'nin ikinci yarıda eksik kalmasına sebeb olabilir.

Gönlüm tabi ki Galatasaray'dan yana. Favorim ise malesef Fenerbahçe. Umarım kırmızı kartların havada uçmadığı, Futbolcuların birbirlerini yumruklamadığı Galatasaray'ın Fener'den en az bir fazla attığı bol gollü bir derbi olur.


21 Ağustos 2009

NEDEN ARAGONES OLABİLİR Mİ ?

İlk önce Roberto Carlos ' un Kadıköy ' deki Honved maçında henüz 11. dakikada attığı frikik golünde sol arka adalesi yırtıldı.

Daha sonra ligdeki Sivas maçının 8. dakikasında bu kez Alex ' in sol arka adalesi yırtıldı.


Ve en son dün oynanan Sion maçının 28. dakikasında Deniz Barış sol arka adalesinden sakatlandı.

Bu sakatlıklardan sonra bütün medya bu sakatlıkların nedenini aramaya başladı ve Roland Koch un antreman sistemini sorgulamaya başladı.Daum ' da Sion maçından sonra yaptığı basın toplantısında 25 yıllık antrenörlük hayatında ilk defa bu kadar adale sakatlığıyla karşılaştığını söyledi.Takımı yeniden kan testine sokacağını ve futbolcuların dişlerini kontrol ettireceğini söyledi ne alaka diyenlerimiz için ise dişlerde oluşacak iltihabın doğrudan kasları etkilediğini söyleyelim.

Bence burada gözden kaçan bir konu var.Belki Daum da bunun farkında ama direkt olarak bunu basınla paylaşmaya çekiniyor.Çünkü Daum un sezonun ilk antremanlarından sonra takıma yaptığı kan testinden sonra bazı yöneticilere bu oyunculara ne olmuş , hepsi 3 sene de ileri gideceğine gerilemiş , fizik olarak bitmişler dediği bir iki gazetede yer almıştı.Geçen sene herkesin dikkatini çektiği gibi takım bütün maçlarda yavaş tempoda oynuyor , başardığı maçlarda ise sadece top dolaştırıyolardı.Çünkü eğer gücün yoksa istesende tempo yapamazsın ve ben geçen sene Fenerbahçe'nin içeride dışarıda hiçbir takıma karşı baskı kurduğunu hatırlamıyorum.

Fenerbahçe ' de olan bu sakatlıklarıda Aragones döneminde takımın çalışmamasına bağlıyorum.Bu dönemden sonra takımın başına gelen Daum'un ise Aragones'in aksine toplu oyunun yanısıra topsuz oyundada rakibi ısıran (Aziz Yıldırım'ın deyimiyle öpen :) ) oyun anlayışıyla 90 dakika mücadele etmesini benimsemiştir.Bu anlayış ve sistem Fenerbahçe'de uzun zamandır hamlaşmış adalelerde sakatlıklar çıkmasını sağlamıştır.Buradan belki Daum u da eleştirebiliriz ama takımının Avrupa ligi mücadelesine erken başlayacak olması ve hantallaşmış kasları tekrar eski gücüne getirmesi için belki de bu yüklemeyi yapmaktan başka çaresi yoktu.

4/2 Geçmez


Dün Akşam UEFA Avrupa Ligi Playoff turunda 4 takımımız temsil etti Türkiye'yi.

Fenerbahçe ve Galatasaray kendilerine oranla zayıf takımlarla oynadılar. Kazanmaları süpriz değildi. Sivas, son UEFA Şampiyonuna kaybettiği için başarısız sayılamaz. Trabzonspor ise kendi dişine göre rakibi olan tek takımdı. Trabzonspor cephesinde nedenini anlayamadığım, turu kolay görme havası hasıl olsada, Karadeniz ekibinn işinin zor olduğunu vurguladım her fırsatta. Vel hasıl öyle oldu ve TS turu mucizelere bıraktı. Sivas'dan kimse Vize beklemiyordu zaten. Geriye kaldı Galatasaray ve Fenerbahçe. Bir de Şampiyonlar liginde Beşiktaş. Guruplara kalmadan 3 takıma düştük uluslar arası arenada.

Başkası ne düşünür bilmem ama UEFA Avrupa Ligi'ne en az 3 takımla katılmalıydık bu sene. Gerçi Şampiyonlar Ligine de iki takımla katılmalıydık ya, neyse.

Dün akşam 4 takımımızdan ikisi veda etti gibi. Bilanço 4/2=2 . İlk okulda Geçer. Üniversitede, Ya Sorunlu geçer, ya çana takılır. Ama UEFA Avrupa ligi playoff'unda sınıfta kalır.

14 Ağustos 2009

ÜMİTLER TÜKENMESİN

Ümit Özat, dün antremanda fenalaşmış. 10 dakika kadar kendine gelememiş.

Ümt Özat'ın profösyonellliğini anlatmak için ayrı bir post gerekir.

Gerçi beni, Türk antrenörlüğü adına çok ÜMİTlendiren düşüncelerin vardı. Hatta bir çok arkaadışma 5 sene sonra Türk futbolunun bir numaralı hocası olacağını söylemiştim.

Ama Gel Yapma!!!

Hiç Bir şey canından önemli değil.

Gel çek sen de koltuğunu NTVSPOR a. Bu ülkede senin kadar iyi analiz yapabilecek kaç yorumcu var.

Gel yeni Rıdvan Dilmen ol.(hem Avrupa futbolunu da takib ediyorsun.)

Boş ver. Senin yarın kadar futbolu bilmeyen, Senin yarın kadar adam olmayanlar götürüyor parayı.

Gel Hala ÜMİT varken vazgeç.

7 Ağustos 2009

AVRUPA LİGİ PLAYOFF EŞLEŞMELERİ

Uefa resmi sitesinden canlı olarak, sanal ekran üzerinden verdi, kura çekimlerini. Televizyon kadar heyecanlı olmasada, gayet keyifli bir paylaşım olduğunu söyleyebilirim.

Gelelim rakiplere.

Galatasaray Levadia ile Fenerbahce ise Sion ile eşleşti.

Açıkcası Levadia hakkında en ufak bir fikre sahip değilim. Sion ise İki yıl önce Galatasaray'ın kaşılaştığı ve orada 3-0 geri düştüğü maçı 3-2 ye getirip burada 5-1 kazanarak turladığı İsvicre taıkmı.

Fenerbahçe ve Galatasaray'ın pek skıntı çekmeyeceğni düşnüyorum.

Trabzonspor Fransa'nın Toulouse takımıyla eşleşti. Toulouse her nekadar Fransa'nın üst düzey takımlarında biri değilse de, Karadeniz ekbinin işi zor görünüyor.

Ve Svasspor'un rakibi Shaktar. CL'den elenmesi çok büyük süpriz olarak değerlendirilen Luce'nin, son UEFA şampiyonu ekibi karşısında, Sivasspor'un tur ihtimali mucizelere bağlı. Sivas'a bu güne kadar yaptıkları için teşekkür etmekten başak çare kalmadı malesef.

6 Ağustos 2009

3 BÜYÜKLER ANALİZ


Yeni sezona girerken üç büyüklerin genel bir değerlendirmesini yapmakta fayda var.Geçen sezonun çifte kupalı şampiyonu Beşiktaş tan başlamak istiyorum.

BEŞİKTAŞ


Sezona Fenerbahçe ve Galatasaray a göre daha rahat ve oturmuş bir kadroyla girecek olan Beşiktaş,Fenerbahçe nin davet edildiği fakat, fikstüründen dolayı katılamadığı İspanya daki Barış Kupası'nda oldukça diri iki ekip Lyon ve Porto ile karşılaştı.Beşiktaş ın bu iki maçta göstermiş olduğu performans lige hazır olduğunun işaretiydi. Beşiktaş takım savunmasını oturtmuş bir takım hüviyetinde görünürken,orta sahasına Ernst'den sonra başka Alman, Fink'in de katılmasıyla dinamizm kazandığı da aşkardı,İsmail Köybaşı da İbrahimden devraldığı sol beke ayrı bir renk ve kalite getirmişti.

Savunmada Ferrari henüz uyum sağlamamış fakat Serie A tecrübesiyle yer tutuşu ve yerinde müdahalelerle verilen paradan pek söz ettirmeyecek gibi.

Süper Kupa finaline dönersek maça çok iyi başlayan ve oturmuş takımının farkıyla, Fenerbahçe yi ilk özellikle yarım saat bir hayli zorladılar, ama ikinci yarı oyundan düştüler.Bana göre bunda İspanya da oynadıkları 2 yüksek tempodaki maçın etkisi de vardı.Beşiktaş ın bu sene yaptığı en sükseli transfer olan Nihat Kahveci, bence bu sene Beşiktaş ın en büyük sorunu olacak.Çünkü Nihat ın o alışagelmiş egoist hareketleri , şu küçük dağları taşları ben yarattım edası bu sene Beşiktaş ın başını çok ağrıtacak gibi.

FENERBAHÇE

Fenerbahçe ye gelince, geçen sezonda ki o gamsız herşeyi bırakmış takım gitmiş, koşan mücadele eden ne istediğini bilen bir takım gelmiş.Zaten Aziz Yıldırım kongrede "Rakipleri öpen bir takım kuracağız" dediğinde bir çok kişinin kafasında Daum ismi belirmişti.Fenerbahçe'yi ise Honved maçını saymazsak, ilk dafa Beşiktaş gibi diri bir takım karşısında görme şansını bulduk.Bu maçta göze çarpan en büyük sorun Fenerbahçe adına Bilica nın çok iyi mücadele etmesine rağmen hala Sivas da oynar gibi davranıyor olmasıydı.Yönetimin buraya acil bir transfer yapmalı ve Bilica yı tek adam havasından kurtarmalı.Fenerbahçe nin orta sahaya yaptığı Christian transferi ilk etapta dudak büktürsede, Beşiktaş maçındaki ortaya koyduğu oyunla, Deniz ve Selçuk a göre top hakimiyeti,tekniği ve oyun zekası bakımından çok daha iyi bir oyuncu olduğunu söyeyebiliriz.Santos ise Uğur kadar hızlı olmasada daha teknik,bileklerine hakim,isabe
tli ve sert şutlar atabilen bir oyuncu.İki oyuncuya da klasik Brezilyalı diyebiliriz.


Benim Fenerbahçe de asıl beklediğim oyuncu ise Özer Hurmacı sakatlıktan kurtulup ne kadar oynayabilir bilmiyorum ama bu kadar teknik bir oyuncunun, oyunun iki tarafınıda oynayabilmesi beni heyecenlandırıyor.Mehmet Topuz un bu takıma nasıl uyum sağlayacağı ve nasıl yer bulacağı ise kafamdaki soru işaretlerinden. Fenerbahçeyi sezona hazır bir ekp olarak değerlendirebiliriz.


GALATASARAY


Ve tabii ki Galatasaray iki senedir transfer şampiyonu apoletini Fenerbahçe den aldılar ve sezona yine bomba transferlerle damga vurdular.Keita , Leo Franco , Elano ve Frank Rijkard transferleri ile rakiplere gözdağı verdiler.Sezonu en erken açan ekip olan Galatasaray ı henüz ciddi bir rakip karşısında göremedik ancak Rijkard ın oynatmak istediği sistemi göz önüne getirirsek Galatasaray da Elano,Kewell,Keita,Arda,Baros en az biri yedek kulübesinde oturacak.Bu oyuncuların oynayacağı sistemin orta sahası bu oyuncuları kaldırmak zorunda.Sanırım Rijkard bu yükü Mehmet Topal ve Ayhan ikilisine yükleyecek ve yanlarına bu 5 oyuncudan birini monte ederek hücum organizasyonlarını o oyunuyla başlatacak.



Galatasaray bu sene çok ilginç maçlar oynayacak gibi geliyor bana. Öyle ki Galatasaray maçlarında, cep telefonlarının bilgi mesajlarını kapatmak gerekekbilir:) Çok gol atıp çok gol yiyecek bir takıma sahip gibi görünüyor.Gerek forvetindeki bitirici golcüler gerekse savunmasındaki Servet ve Gökhan Zan ikilisiyle.Galatasaray ı daha ciddi maçlarda daha iyi analiz etme şansını bulucaz.

Herkes için hayırlı bir lig olması dileğiyle ...

23 Temmuz 2009

Fenerbahçe 2009-2010

Adidas Beşiktaşlıları çıldırtacak gibi görünüyor.Taraftar tarafından, rezalet olarak değerlendirilen, Beşiktaş 2009-2010 sezonu formalarının ardından, ünlü spor markasının Fenerbahçe için tasarladığı 2009-2010 formaları gayet olumlu tepkiler alacağa beniziyor.Zira formalarının üçüde birbirinden güzel duruyor.

Darısı Galatasary'ın başına

Önceki yazımızda da söylediğimiz gibi;" Keşke Adidas Beşiktaş için özel tasarımlarla uğraşmasaydı."

21 Temmuz 2009

FENERBAHÇE KÜRKCÜ DÜKKANINDA

Appiah'dan sonra transferde aradığını bulamayan Fenerbahçe, rotayı yeniden Brezilyaya çevirdi. Üst üste yapılan başarısız transferler, gelen oyuncuların uyum sorunu yaşaması ve Daum'un Fenerbahçe'ye geri dönüşü, Sarı Lacivertlerin yeniden sambacılara yönelmesinde önemli rol oynadı.
Bütün bu ihtimller dahilinde Ayku Kocaman'ınönderliğinde Brezilyada bulunan Fenerbaceli yöneticiler
, Corinthians'dan, 2009 Konfederasyon Kupasında Brezilya Milli Takımı'nın sol kanadında görev yapan Andres Santos ile birlikte takım arkadaşı Cristian ile anlaştığını açıkladı.

İki Transferi değerlendirmek için henüz erken olsada Konfederasyon Kupasını izleyen herkes gibi Santos hakkında bir şeyler söylemek mümkün.

Santos ortasahanın ve dafansın solunda görev alabilen, ayaklarına hakim, fiziği iyi, ofansif özellikleri üst düzeyde, defansif özellikleri hücum yönüne göre biraz zayıf olsada hiç de hafife alınmayacak, henüz 25 yaşına ve gerçekten üst düzey bie oyuncu. İki senedir birkaç maç dışında bekleneni veremeyen Uğur Boral'ın yerini dolduracak gerçek bir sol kanat oyuncusu. Böylece Uğurda fenerbahçenin sol kanatında rotasyonun iyi bir alternatşfş olacaktır. (Sadece Konfederasyon kupasında izledim. 5 maç üzerinden değerlendiriyorum. Kötü çıkarsa mesuliyet kabul etmem. Ben beğenmiştim)


Cristian'a gelecek olursak, defansif yönü güçlü, Hücum gücü ve tekniği zayıf bir oyuncu. Aslına bakarsanız Aziz Yıldırımın TSL ye yönelik vizyonu doğrultusunda şaşırılmayacak bir transfer olsa da, Fenerbahce için hayal kırıklığı yaratma ihtimali olan bir oyuncu. Yeni bir Maldonado, Josico kabusu yaratması beni şaşırtmaz.

Guiza'nın da kampa katılması ile birlkte Fenerbahçe sezona hazır görünüyor. belki bir defans oyuncusu alınabilir.

7 Haziran 2009

FENERBAHÇE ANALİZ

-Fenerbahçe camiası için çok kötü bir sezon geride kaldı.Sezona Avrupada başarı ve Türkiye de şampiyonluk parolası ile girilirken sezon sonuda elde hiçbirşey yoktu. Takım ligi 4. bitirerek ve Türkiye Kupası'nda final oynayarak ancak yeni adıyla Avrupa Ligi ne katılmaya hak kazandı.Mayıs ayında Fenerbahçe de genel kurul vardı ve 10+3 parolası (her ne kadar anlamasamda 1998 Şubat ında göreve gelen Aziz Yıldırım ın 2009 Mayıs ını nasıl 10 yıl olarak hesapladığını) ile seçime giren Aziz Yıldırım Şadan Kalkavan a büyük bir fark atarak 3 yıl daha göreve geldi.Sezonun sona ermesi ile birlikte beklenen hamle yapıldı. Aragones görevden alınarak yerine Aziz Yıldırım ın kongrede söylediği 3 sene üst üste şampiyonluk sözünü gerçekleştirmeye en yakın isim olan Christoph Daum getirildi.İlk hamle doğru bir hamle olarak gözüküyor ki kamuoyunun da genel görüşü bu yöndedir.
-Sıra takımı doğru hamlelerle takviye etmek de,takıma bakılırsa koyulan hedeflere yürüyecek bir takım oluşturmak için ilk önce takımda ki geleceği belli olmayan 2 oyuncu Volkan ve Lugano nun durumunun netlik kazanması gerekiyor,bana göre bu iki oyuncunun da takımda kalması gerekiyor.Sözleşme yenilenen Deivid,Roberto Carlos ile Maldonado,Josico ve Luciano da izlenen formülle Edu nun sözleşmesi fesh edilerek takımdan gönderilmelidir.

-Yapılacak transferlere gelirsek ilk olarak Sivasspor dan alınan Bilica doğru bir isim.Kalitesiyle takıma faydalı olacaktır,Lugano ile iyi bir ikili oluşturacaklarını düşünüyorum.
-Bundan sonra bence en önemli bölge olan ön libero transferleri geliyor ve gündemde ki isimlere bakılırsa transfer edilemeseler bile ilk defa bu sezon yazılan isimler Fenerbahçe için en uygun ve doğru isimlerdir.Bunlardan Seedorf un alınması bence öncelik olup takıma monte edilmesi gerekiyor,tamam yaşı 33 olabilir ama unutulmasın ki oyunun iki tarafını da oynayabilen piyasada ki birkaç futbolcudan biridir ve bu sezon Milan da oynadığı maçlarda görebildiğim kadarıyla en az 2 sene oynayacaktır.Tekniği,üstün oyun zekası,sert ve isabetli şutları ile takıma çok büyük katkı sağlayacaktır onun gelmesi en çok Guiza nın verimini arttıracaktır.Bugüne kadar 3 farklı takımda Şampiyonlar Ligi ni kazanan tek futbolcu olmasıda onun ne kadar bütük bir oyuncu olduğunu gösteriyor.

-Gündemde olan başka bir isim Poulsen de takıma dinamizm katacaktır ve Emre ile iyi bir ikili oluşturacaktır.Her ne kadar tekniği Emre ve Seedorf kadar olmasa da oyunun defansif yönü için alınacak ideal ve standartın üzerinde bir oyuncudur.Fenerbahçe nin aradığı savaşçı ruhu katacak en önemli transferdir.
-Bir başka isim A. Madrid li Maxi Rodriguez ise çok zor bir transfer olarak gözüküyor ama alınırsa Fenerbahçe tarihinin en iyi orta sahası olan bu dörtlüye girecek.Takımın Seedorf ve Emre ile birlikte beyni olacaktır.Sağ kanattan yapacağı bindirmelerle ve isabetli pasları ortaları ile forvetlerin gol krallığa koşmasına katkı yapacak(Diego Forlan a yaptığı gibi) büyük bir futbolcu ama alınması çok zor gözüküyor.A.Madrid bırakmaz,bıraksa da Avrupa dan bir çok talibi olan bir oyuncu olması transferi zora sokuyor.Tabii ki bu yönetimin daha önceki transferde ki başarısı taraftarları bu konuda ümitlendiriyor.













-Burada bonservisi alınan Mehmet Topuz dan bahsetmedim çünkü Mehmet Topuz verdiği demeçlerden sonra Fenerbahçe de oynayacağını veya oynayabileceğini hiç zannetmiyorum.Roberto Carlos un yerine de Gaziantep teki genç ve çok yetenekli olan İsmail in alınması Fenerbahçe nin sol bekini 1o yıl garanti altına alcaktır.Fenerbahçe nin çok iyi bir forvete de ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum ama buraya alternatif kaliteli oyuncular da alınarak takviye edilebilir.Yönetimin transfere 50 milyon euro ayırdığını düşünürsek bu isimler çok da uzak değil aslında sadece maddi açıdan bakarsak çünkü Juventus lu Poulsen in bonservisinin 8-10 milyon euro civarında olduğu söyleniyor.Seedorf u da artık revizyona giden Milan ın gözden çıkardığını düşünürsek 6-7 milyon euro ya alınabilir.Geriye 35 milyon euro kalıyor ki kulüpleri satmayı düşünürse Maxi Rodriguez ve gurbetçi oyunculardan Gökhan İnler ve Mevlüt Erdinç gibi oyuncuların bu paralara alınabileceğini düşünüyorum.

-Bu oyunculardan sonra oluşan takıma bakarsak gerçekten göz kamaştırıcı bir 11 ortaya çıkıyor.

Kaleci:Volkan Demirel

Defans:Gökhan Gönül,Lugano,Bilica,İsmail

Orta Saha:Maxi Rodriguez,Poulsen,Emre,Seedorf
Forvet:Guiza,Semih