Bir Galatasaray'lı için Süper Lig: Futbolsuz geçen zamanları değerlendirme ve yeni bir Avrupa macerası için gerekli prosedürleri yerine getirme dönemidir.
Çok uzun zamandır hasret kaldığımız Şampiyonlar Ligi için artık gerçek anlamıyla geri sayıma başladık. Kalplerin ritminin hızlanmaya başladığı ilk eşik olan, grup kura çekimlerinin yapıldığı dakikalarda malesef keyfimizi kaçıran çok üzücü bir haber aldık. Tecrübe ve yeteneğiyle savunmanın bel kemiği ve Galatasaray'da hücumun başlatıcısı olan Ujfalusi'nin sakatlanması, kadroyu tamamlamış olmanın verdiği rahatlıkla kuraları izlemek için televizyonun karşısına geçen bizleri, bir anda düşüncelere gark etti.
Başta blogdan yazar ve eski ev arkadaşım Hermes olmak üzere, yakın çevremin de bildiği gibi benim savunmaya ilk tercihim, Arsenal'den hayranı olduğum, bugünün City'lisi Kolo Toure. Yaşadığı doping sansasyonuyla Ada'da gözden düşen Fildişi'linin, hem Bursa hem de Trabzonspor'la görüşmüş ve parada anlaşamamış olması, transferin Galatasaray için çok zor olmayacağını gösterdi. Ayrıca Eboue ile hem Arsenal'de hem de milli takımda yan yana oynamaları çok büyük avantaj. Ayrıca hem sağbek hem ön libero için alternatif olabilecek bir oyuncu. Stoper özellikleri, hücuma katılışları, top kullanışı ve hava hakimiyetiyle, Avrupanın üst düzey savunmacılarından biri. Ve önünde oynayabileceği en az dört sene olduğunu düşünüyorum. Fatih Terim'in maç sonrası demeci ve Eboue'nin boşboğazlığıyla, Toure isminin artık yüksek sesle söylemesi beni yeterince heyecanlanıyor. Ayrıca Fatih Hoca'nın basın toplantısında yalnızca stoper değil başka ihtiyacımız da var demesi burnuma bir çilek kokusu gitriyorsa da bir imza görmeden havaya girmek istemiyorum.Hücum hattına yapılacak bir takviyenin takımın dengesini alt üst etmesinde de çekinmiyor değilim. Zira şu haliyle bile o bölgede kadro tercihlerinin tartışma yaratacağı bu gün iyice belli oldu. Transfer konusunu burada tamamlamadan önce eğer stoper harici bir transfer yapılacaksa sol beke yapılsın diyor ve noktayı koyuyorum.
Dedğim gibi kendimizi iyice Şampiyonlar Ligi'nin havasına kaptırdık . Bu gün oynadığımız Bursa maçı, Şampiyonlar Ligi öncesi takımı görmek adına iyi bir fırsat aslında. Zira Süper Lig sürecinde kendi sahamızda bize karşı savunmayı önde kurup ort asahasını stoperlerimizin hemen önüne kadar çeken, orada baskı kuran ve biz daha hücuma çıkarken bizi zor durumda bırakan bir rakiple her zaman oynayamıyoruz. Bu maç kanımca Galatasaray için Şampiyonlar Ligi öncesi taşların yerine oturduğu maç olma değeri taşıdı. Oynadığımız oyunu ve oyuncu değerlendrmelerini ayrıntılarıyla hermes yapacaktır zaten. Ben kadro ile ilgili bir kaç kelam etmek isterim.
Öncelikle Kasımpaşa maçının ilk yarım saatinden sonra sol içe çekilen ve Selçuk'un yanında başarılı bir performans sergileyen Emre Çolak'dan bahsedelim. Geçen seneden beri ısrarla söylediğim bir şey var ki. Emre kesinlikle bir kanat oyuncusu değil. Bir kanat oyuncusunun belirgin iki özelliği vardır. Birincisi kanat oyuncusu topla kat edebilmeli, sıfıra inebilmeli. Emre topla kat etme yeteneğine sahip bir oyuncu değil ikincisi hucum anında kendi kanadında ki beke pozisyon açıp kendisi içeri topsuz kat etmeli bunu da pek göremiyoruz Emre'de. Arkasında oynayan oyucunun da Hakan balta olması ve hakanın risk almayı pek sevmemesi, sol kanadın hücumda neredeyse hiç etkili kullanılmamasına sebep oldu. Amrabat'ın oyuna girmesi ile o bölgenin nasıl hareketlendiğini sanırım hekes görmüştür. Galatasaray'ın şu andaki sisteminde (4-4-2 ) özellikle kendi sahamızda oynayacağımız maçlarda Amrabat o bölgede daha etkili ve daha doğru bir tercih olacaktır.
Emre Çolak kötü oyuncu mu ? Tabi ki hayır. Emre topu çok iyi saklayan ve uzun ve kısa mesafeli iyi paslar atabilen, zaman zaman çok iyi zamanlamayla iyi şutlar atabilen bir merkez ortasaha oyuncusu. Kasımpaşa maçına dönecek olursak Emre'nin iyi performansının yanında Selçuk'un geride nekadar etkisiz kaldığını da göz ardı edemeyiz. Selçuk'un hücumdaki etkisinin en büyük itici gücü arkasında Felipe Melo'nun varlığıdır. Yani Emre'den maksimum verim almak için şu an ki Galatasaray'ın 4-3-3 gibi bir sistem kurması lazım ki o da şu anda pek mümkün değil. Ayrıca sağ kanatta Hamit'in artan performansı ve içeri kat edeişleriyle Eboue'nin bindirmeleri de görünce, Galatasaray için en uygun sistemin geçen sezondan gelen (4-4-2) sistem oduğunu söylemek çok da zor olmasa gerek.
Ufa'nın sakatlığı demişken, Ufa gibi bir tecrübeyle yanyana oynamanın Semih için ne büyük bir şans olduğu bugün çokdaha net görüyoruz. Geçen sene Reyes ve Forlan'ın bonusu olarak düşünüp burun kıvırdığımız Çek yıldız, takıma kattığı büyük değerin yanında Semihin çıkışında da tecrübesi ve yeteneğiyle çok büyük bir paya sahip.Eğer Semih'e, Sevet veya Gökhan'ın yanında forma verilseydi bugün kendini bir takasın içinde ya da PTT birinci ligde kirada bulabilirdi. Benim Şampiyonlar Ligi'ndeki stoper tecihim, çabukluğu, tek hamleli olmayışı ve bazen kendine aşırı güveni paslarda hatalar yapmasına sebep olsa da de teknik kapasitesinin Semih'e göre yüksek oluşundan ötürü Dany. Semih ise yerli pasaportu ve potansiyeliyle ligde ilk onbirde daha fazla şans bulacaktır.( Tabi ki bir stoper transferi yapıldığı var sayılınca)
Bir diğer kaos bölgesinin hücum hattı olduğu açık bir şekilde bugün ortaya çıktı. Sezon başında bir çoğumuz Elmander, Burak ikiisinin kadronun açık ara iki ismi olacağı Umut'un ise iyi bir alternatif olarak sezon boyu kadroda kalacağı ve sezon sonunda Fransa'ya geri döneceği düşüncesindeydik. Fakat Uumut'un sezona fırtına gibi başlaması tüm hesapları alt üst etti. Yakın zaman için formalardan birini Umut kapmış görünüyor. Diğer forma için Elmander ve Burak arasında çekişme bir süre daha devam edicek.
Ben Burak'ın transerini Galatasaray'ın geçen sene eksikliğini yaşadığı deplasman golcüsü eksikliğini kapatması açısından çok önemli buluyrum. Elmander raikbi pres gücüyle zorlayan ve takımın rakip sahaya çökmesini sağlayan, takım sıfıra indiğinde çok etkili olan bir oyuncu. Ligin en iyi şutörlerinden de biri. Burak ise rakip öndeyken, savunma arkasına müthiş koşular yapan, gol bölgesine çok çabuk gelebilen, fizik gücü yüksek ama Elmander'in yırtıcılığından uzak bir forvet. Umut ise Elmander ve Burak'ın ortasında ne Elmander kadar yırtıcı ne Burak kadar süratli olan ama ikisinin özelliklerine de belli ölçüde sahip olan bir santrafor.
Elmander sezon sonu yaşadığı sakatlığın olumsuz etkilerinin fiziksel anlamda hala taşıyor olsa da Şampiyonlar Ligi 'ne kadar hazır hale geleceğini düşünüyorum. Fiziksel olarak hazır hale geldiğinde santrafor tercihleri Fatih Hoca için daha zor bil hal alacak. Bu günkü maçı ele alırsak, hücum hattında mutlaka Burak olmaıydı. Zira Bursa, savunmayı kalesine 40 metre civarında kurarken bizde bu mesafe maksimum 25 metredeydi. Orta sahamız Emre, Hamit, Melo ve Selçuk gibi statik oyunculardan kurulu olunca Elmander gibi rakip kaleye yakın oynamayı seven bir oyuncunun işi hayli zor oldu. Maç içinde daha çok orta saha civarında topla buluşan Elmander çok da etkili olamadı. Bu günkü onbir tercihini Hoca'nın iyi giden düzeni bozmama geleneğine bağlıyorum. Zira Burak, Bursa skoru 1-1 e getirip savunmayı biraz daha geri çektiği dakikalarda oyuna girmesine rağmen savunma arkasına atılan paslarda ne kadar etkili olduğunu bizlere hatırlatmayı es geçmedi. İkinci gol yine Burak'ın savunma arkasına yaptığı bir koşu neticesinde geldi. Attığı gol de kaymak oldu.
Benim fikrim ilerleyen dönemlerde Elmander fiziksel anlamda eksiklerini giderince onbirin değişilmezi olacak diğer forma ise rakibe göre Burak ve Umut arasında değişecektir.
Devler Ligi'ne daha zaman var. Bu günlük sadece büyük heyecan öncesi takımın durumundan bahsedelim. Gurubumuzu ve gruptaki durumumuzu daha sonra ele alalım diye düşündüm.
SON OLARAK KAFAMDAKİ ŞAMPİYONLAR LİGİ KADROSU
MUSLERA
EBOUE - TOURE - DANY - BALTA
MELO
SELÇUK
HAMİT AMRABAT
BURAK(UMUT)
ELMANDER
AVRUPADAN FUTBOL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AVRUPADAN FUTBOL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Eylül 2012
26 Ağustos 2011
ŞAMPİYONLAR LİGİ 2011 - 2012 GRUPLARI VE TRABZONSPOR
Group A
FC Bayern München (GER)
Villarreal CF (ESP)
Manchester City FC (ENG)
SSC Napoli (ITA)
FC Bayern München (GER)
Villarreal CF (ESP)
Manchester City FC (ENG)
SSC Napoli (ITA)
Group B
FC Internazionale Milano (ITA)
PFC CSKA Moskva (RUS)
LOSC Lille Métropole (FRA)
Trabzonspor AŞ (TUR)
FC Internazionale Milano (ITA)
PFC CSKA Moskva (RUS)
LOSC Lille Métropole (FRA)
Trabzonspor AŞ (TUR)
Group C
Manchester United FC (ENG)
SL Benfica (POR)
FC Basel 1893 (SUI)
FC Oţelul Galaţi (ROU)
Manchester United FC (ENG)
SL Benfica (POR)
FC Basel 1893 (SUI)
FC Oţelul Galaţi (ROU)
Group D
Real Madrid CF (ESP)
Olympique Lyonnais (FRA)
AFC Ajax (NED)
GNK Dinamo Zagreb (CRO)
Real Madrid CF (ESP)
Olympique Lyonnais (FRA)
AFC Ajax (NED)
GNK Dinamo Zagreb (CRO)
Group E
Chelsea FC (ENG)
Valencia CF (ESP)
Bayer 04 Leverkusen (GER)
KRC Genk (BEL)
Chelsea FC (ENG)
Valencia CF (ESP)
Bayer 04 Leverkusen (GER)
KRC Genk (BEL)
Group F
Arsenal FC (ENG)
Olympique de Marseille (FRA)
Olympiacos FC (GRE)
Borussia Dortmund (GER)
Arsenal FC (ENG)
Olympique de Marseille (FRA)
Olympiacos FC (GRE)
Borussia Dortmund (GER)
Group G
FC Porto (POR)
FC Shakhtar Donetsk (UKR)
FC Zenit St Petersburg (RUS)
APOEL FC (CYP)
FC Porto (POR)
FC Shakhtar Donetsk (UKR)
FC Zenit St Petersburg (RUS)
APOEL FC (CYP)
Group H
FC Barcelona (ESP)
AC Milan (ITA)
FC BATE Borisov (BLR)
FC Viktoria Plzeň (CZE)
FC Barcelona (ESP)
AC Milan (ITA)
FC BATE Borisov (BLR)
FC Viktoria Plzeň (CZE)
Şampiyonlar Ligi'nde Trabzonspor
Trabzonspor Şampiyonlar ligine katılarak çok ciddi bir maddi gelir sağlayacak. Aynı zamanda, bir Şampiyonlar ligi takımı olarak, teklif götürdüğü oyuncular için öncelikli tercih sebebi olacaktır. Hal böyleyken kesinlikle akllı davranılmalı ve transferde Bursaspor'un geçen sene düştüğü hataya düşülmemelidir. Nokta transferler yapılmalı, bu para çarçur edilmemelidir.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki Benfica ve Athletico Bilbao maçlarıda izlediğim Trabzonspor, Şampiyonlar Ligi'nde mücadele edebilecek düzeyde bir kadroya sahip değil. Benim izlenimim, Karadeniz ekibinin ciddi güç kaybettiği yönünde.Sezon başı olmasının ve ülke futbolun da yaşanan krizin bunda etkisi vardır tabi ama Trabzonspor'un kaybettiği birkaç oyuncunun yerini dolduramadığı aşikar.
Trabzonsporun bu Sezon Yaptığı transferlere Şöyle bir bakacak olursak:
Zokora tartışmasız çok kaliteli bir isim. Afrika'nın son dönemlerde en önemli ve en güçlü futbol ülkesi haline gelen Fildişi Adalarının, meşhur futbol akademisinden Avrupa Futbolu'na (Keita, Toure kardeşler, Drogba, Eboue, Kalou gibi ) sunulmuş en önemli orta saha oyuncularından biri. İzlediğimiz kadarıyla takıma uyum sorununu çoktan aşmış ve bana kalsa bu takımın kaptanı olabilecek tecrübede,çok ciddi bir kariyere sahip, karakterli hırslı bir oyuncu. Yalnız Zokoran'nın, selefi Selçuk İnandan farklı bir oyun tarzına sahip olduğunu göz önüne bulundurursak ( ki çok zor değil ) geçtiğimiz yıllarda Selçuk'un üçüncü bölgeye sağladığı katkı tamamen Colman'ın üstüne kalmış durumda. Colman şahsen beğendiğim bir oyuncu olmakla beraber bu yükü kaldırabileceğinden emin değilim.
İzlediğim maçlarda beğendiğim bir diğer oyuncu da Paulo Henrique. Güçlü fiziğe sahip, fuleli bir oyuncu. Maliyeti ve yaşı itibariyle başarılı bir transfer olarak değerlendiriyorum. Yalnız kesinlikle ne Jaja'nın ne de Umut'un posisyonuna uygun bir oyuncu. Zira Trabzonspor'un bu sezon transfer ettiği hiç bir oyuncunun bu iki oyuncudan boşalan noktalara transfer edilmediğini görüyorum. Daha çok Burak Yılmaz gibi savunma arkasın koşular yaparak gol bulacak bir oyuncu. Burak'dan daha teknik ve gol vuruşu daha iyi. Peki bu iki oyuncunun gol koşuları için boşlukları kim sağlayacak? Geçen sezonun en çok eleştirilen isimlerinden Umut'du. Geçen sezon Trabzon'u ipten alan hatta zirveye taşıyan zirveye taşıyan, Selçuk - Burak ortaklığı gollerde Umut'un yarattığı boşlukları gözardı etmemek lazım. Eğer Tabzonspor geçtiğimiz sezon ki o golleri bulmak istiyorsa, mutlaka bir hedef santrfor transferi yapmalıdır.
Ayrıca Trabzonspor Jaja'nın boşluğunu da dolduramadı.Adrian orta saha özellikleri olan bir oyuncu. Benfica maçında sol kanatta topla buluştugu anlarda gördük ki kanatta iş yapacak biri değil. Trabzonspor orta sahası için Şampiyonlar Ligi'ni kaldırabilecek fiziki güçte de değil. Süper ligde iş yapabilir o ayrı. Bilbao maçında gördük ki Alanzinho da Jaja'nın pozisyonu için hem güçsüz hem topu kullanmakta çok geç kalıyor. Daha önemli bir sıkıntıysa, Trabzon sporda hücum hattında topa basacak arkadaşlarına vakit kazandıracak adam eksiltecek tek oyuncunun dahi bulunmaması. Ne Henrique, ne Halil bu tarz oyuncular değil. Trabzonspor Jaja'yı çok arar.
Ve Trabzonspor'un en sıkıntılı bölge... Yani defans...
Takımın birkaç yıldır artan performansındaki en önemli kilit oyunculardan biri, Egemen Korkmaz da İstanbul'un yolunu tuttu. İlginç bir şekilde Karadeniz ekibi o mevkiye tek transfer dahi yapmadı. Şu anda stoper mevkinin banko iki ismi Giray ve Glowacki. Alternatifi ise Mustafa Yumlu. Bu üç oyuncunun da üst düzey oyuncular olduğunu düşünmüyorum (Giray ve Mustafa için en azından şimdilik). Trabzonspor'un en acil transfer gereken bölgesi burası bence. Sol tarafa alınan Çelutska içinse şimdilik bir yorum yapamayacağım. Yalnız orası da alternatifsiz. Tıpkı Serkan'ın sağ bekte alternatifsiz olması gibi.
Trabzonspor'un tartışmasız en güvenilir bölgesi kalesi. İki yıldır muhteşem bir çıkış yaşayan Onur Kıvrak ve şahsen kariyerini Onurdan önce ve Onurdan sonra diye ayırdığım Tolga Zengin. Yaşadığı değişimi hala mantık çerçevesinde izah edemesem de Tolga şu anda çok formda ve Onur'un işi hayli zor.
Şimdi en başta söylediğimize dönecek olursak Trabzonspor Şampiyonlar katılmakla çok büyük bir maddi gelir elde etti. Ve transfer döneminin bitmesine de biraz zaman var. İyi düşünüp doğru transferler yapılmalı.
Benim fikrim öncelikle ve mutlaka üst düzey bir stoper, daha sonra en az Zokora ayarında bir orta saha oyuncusu alınmalı.( Aslında Gaziantepli Murat Ceylan Trabzonspor'un orta sahasına çok iyi bir takviye olur ama UEFA da oynadı ve Gazi Antep Beşiktaş verdiği oyunculardan almaya alışitığı fiyatı çekerse yerli pasaportuyla birlikte Murat on milyondan aşağı alınamaz gibi.) Son olarak da eğer geçen sezonun taktiğiyle hücum etmek istiyorlarsa sırtı dönük oynayabilen bir forvete kesinlikle ihtiyaçları var.
Son olarak Trabzonspor'un da içinde bulunduğu C gurubuna bakalım
İlk olarak dördüncü torbadan çekilen bir takım için iyi sayılabilecek bir gurup. Ama biraz gerçekçi olmak lazım. Şu anki görüntüsüyle Trabzonspor'un bu gurupta veya herhangi bir diğer gurupta pek bir şansı yok. Zira Trabzonspor çok tecrübesiz. ŞL ve UEFA ön elemeleri de gösetrdi ki, Trabzonspor henüz Şampiyonlar liginde üst turları görecek güce sahip değil. Ama hep vurguladığımız bir şey var ki, Şu anda transfer için büyük bir maddi kaynağı var. Eğer bu gelir doğru kullanılırsa Trabzonspor Şampiyonlar liginde gurubundaki takımlar için ciddi bir rakip haline gelebilir ve doğru bir strateji ile özellikle Avni Akerde oynanan maçlardan çıkarılacak puanlar, Trabzonspor'u gurupta üçüncü yaparak UEFA yolunu yeniden açabilir. Bizde bu kez daha güçlü bir kadroyla İzleriz Trabzonspor'u UEFA Avrupa liginde. Bu da tarihinde ilk kez şampiyonlar Ligi'ne katılan Trabzonspor için iyi bir sonuç olur diye düşünüyorum.
Her şeyden önemlisi Trabzonspor hem uluslar arası platformda büyük bir tecrübe kazanır; Hem de ilerleyen yıllar için çok daha iddialı bir takım kurabilir
17 Aralık 2010
UEFA EŞLEŞMELERİ

Beşiktaş'ın rakibi Dinamo Kiev oldu. Bana kalırsa zorlu rakipler arasında Beşiktaş'ın şansının daha fazla olduğu ekiplerden birisi Dinamo.
( Dİnamo Kiev - Beşiktaş deyince aklıma ilk gelen Nouma'nın efsane golü oldu)
Her ne kadar zor bir eşleşme olsa da, iyi hazırlanmış bir Beşiktaş'ın bu engeli aşacağına inanıyorum.
Kiev'i geçmesi halinde Siyah Beyazlıar'ın rakibi, Aris - Man City eşleşmesinin kazananı olacak.
Bu turda Kara Kartal'ın şansının pek de yüksek olmadığını düşünüyorum.
Zira medya da dolaşan (Borsaya bildirilern) transfer söylentilerine baktığımızda Beşiktaş yönetiminin transferde önceliğinin Avrupa Ligi olmadığını görmek zor değil.
Zaten şimdilik düşünülmesi gereken Dinamo Kiev eşleşmesi.
Umarım Kartal, Türk Futbol Severler'e uzun yıllar sonra İstanbul'un eşsiz ilkbaharında Avrupa maçı seyretme zevkini yaşatır.
ŞAMPİYONLAR LİGİ İKİNCİ TUR EŞLEŞMELERİ

Şampiyonlar liginde ikinci tura kalan takımlar için eşleşmeler şöyle.
Arseanal - Barcelona
Bayern Münih - İnter
Valencia - Schalke 04
Roma - S.Donetsk
Lyon - R.Madrid
Kopenhag- Chealsea
Marsilya - M.United
Milan -Tottenham
CL de son sekize kalacak takımlar için, benim tahminlerim : Barca, B. Münih, Valencia, S.Donekts, R.Madrid, Chelsea, M.UTD, Tottenham.
Ya sizinkiler?
15 Aralık 2010
MACHİNE YUVARLAK


Kimler gelmiş kimler geçmiş. Papazın çayırında ne efsaneler yaşmış. Şeref Stadını yapma şerefi de Çanakkale' de şehit olma şerefi de futbolculara nasip olmuş. "Bu formayı bana taraftar giydirdi. Şimdi onlar isteyince de çıkarırım" diyebilen Baba hakkılar,Sinyor Can Bartular, Taçsız Kral Metin Oktayları görmüş Futbol severler. O zamanlar Fenerbahçe'li ve Galatasaray'lı futbolcular İstanbul'un karşı yakasında oynayacakları maçlar için birbirlerinin tesislerini kullanırlar; Derbilerden sonra birlikte yemek yerlermiş. Spor kalitemiz Dünya'nın çok gerisinde ise de Sportmenliğimiz dünyalara bedelmiş.O zaman futbolcular özel hayatında neyse sahada da oymuş. Menajerlerin cüzdanında yaşamazlarmış.

Gel zaman git zaman önce radyodan sonra Televizyondan yayınlanır olmuş maçlar. Rekabet büyümüş. Oyun iş oluvermiş birden. Hem de ne iş. Öyle bir para dönmeye başlamış ki meşin yuvarlağın etrafında, kulüpler kendilerini inanılmaz bir sanayinin içinde bulmuş. Toplar artık sentetikmiş. Dostluklar da öyle. Paranın miktarı artınca profesyonellik diye bir kelime eklenmiş futbolculuğun başına. Kavgalar baş göstermiş. Bu takımların futbolcuları, taraftarları,yöneticileri birbirlerinden nefret eder hale gelmişler. Federasyonlar güçlenmiş. Dünya küçülmüş. Futbol endüstrisi Dünya'ya hükmetmeye başlamış. Her ülke kendi ekonomisi ve kendi futbol endüstrisi doğrultusunda sistemde kendine yer bulmaya çalışmış. Nitekim adımını sağlam atanlar kendi yerlerini bulmakta zorlanmamış. Avrupa'nın güçlü ülkeleri. Dünya futbolunda baş köşeleri kapmışlar. Daha az gelişmiş ülkelerse güçlü ülkeleri kendilerine pazar bilmişler. Böylece hem iyi oyuncular yetiştirip belli oranda başarı yakalamışlar. Hem yetiştirdikleri oyuncuları satarak para kazanmış ve büyümüşler. Yetiştirip gönderdikleri oyuncuların zorlu liglerde girdikleri rekabet milli takımlara da yansımış normal olarak. Bu tip ülkeler büyük Dünya Kupalarının vazgeçilmezleri olurken bu ülkelerin kulüpleri de uluslar arası turnuvalarda belirli bir istikrar yakalamış ve kalıcı olmuşlar.
Bizim sorunumuz tam da burada başlamış aslında. Biz nerede duracağımızı bilememişiz. Futbol Dünyasının endüstriyel keşmekeşinde koordinatlarımızı belirleyememişiz bir türlü. Dibine kadar girmişiz bu sanayinin içine. Ama yanlış yerden girmişiz. Üretim departmanında yer alacağımıza, hep müşteri olmuşuz büyük mağazalara. Elimizde ki para da az olunca, az paralık mal alarak elimizdekini de çarçur etmişiz. Kısacası hep bir küçük Amerika'cılık ve sonu hep hüsran.
Bu gün Dünya futbolunda ligler üreten ligler ve satın alan ligler olarak ikiye ayrılıyor. Major ligler (İngiltere, İtalya, İspanya) ( kulüp olarak B.Munich ve PSG yi de ekleyebiliriz) kapital'i, Başta Brezilya olmak üzere Hollanda, Portekiz, Arjantin, Fransa ve Almanya gibi ligler ise üreticiyi temsil ediyor. Hatta bu büyük liglerdeki takımlar dahi kendi arasında üretici ve tüketici olarak ayrılmış durumda. Ulusal Takım başarılarına ve UEFA sıralamalarına da bakınca, futbol endüstrisinde yerini belirlemiş ülkelerin üst sıraların tamamını oluşturduğunu görüyoruz.
Bu günün Dünya'sında endüstriyel futbola karşı koymak imkansız. Aynı zamanda gereksiz de. Önemli olan bu endüstride yerini doğru seçebilmek. Bunun da ilk adımı pazar oluşturmak. Yanlış anlaşılmasın Drogbalar, Sneijderler, Anlekalar ligimize gelmesin demiyorum Elbette gelsinler bu tip transferlerin Avrupa'dan Türkiye'ye doğru dağa sağlıklı bir pazar oluüturacağını düşünüyorum. Ama transferde bu yıldızlar kadar hatta daha fazla olarak katma değeri olan futbolculara yönelmek gerektiğini düşünüyorum.Gitmemek üzere gelen oyuncudan ziyade, en az bir transferi olan oyunculara yönelmek. Ve en önemlisi yerli olsun yabancı olsun.değerini bulan oyuncuyu yurt dışına satabilmek.
Bu gün Türk Futbolcuları için açık görünen iki kapı var. Bunlardan biri Rusya diğeri ise İspanya. Bu iki kapının açık olmasının etkenleri bellidir. Nihat Kahveci'nin müthiş İspanya kariyeri ile Gökdeniz Karadeniz ve Fatih Tekke'nin Rusya'da yaptıklarıdır. (açtıkları kapıdan nice oyuncu kolaylıkla girdi) Tugay Kerimoğlu'nun EPL de açtığı kapı ise sonrasında gidenlerin erken dönüşü ile şimdilik kapanmış gibi görünüyor. İspanya'da Nihat'ın bayrağını şu anda Arda taşıyor ve o kapıdan çok kısa süre içerisinde en az bir Türk oyuncu daha girecek gibi duruyor. Futbolcularımız Avrupa'nun iyi liglerine Transfer oldukça hem altyapının değeri artacak hem diğer liglerdeki parlak gençler bir çıkış noktası olarak Türkiye'yi tercih edecektir.
Dediğimiz gibi artık bu sanayi çerisinde nerede olmamız gerektiğine karar vermek ve bulunduğumuz noktanın gerektirdiği gibi hareket etmemiz gerek.
Ünal Burak Şahin
Bu gün Türk Futbolcuları için açık görünen iki kapı var. Bunlardan biri Rusya diğeri ise İspanya. Bu iki kapının açık olmasının etkenleri bellidir. Nihat Kahveci'nin müthiş İspanya kariyeri ile Gökdeniz Karadeniz ve Fatih Tekke'nin Rusya'da yaptıklarıdır. (açtıkları kapıdan nice oyuncu kolaylıkla girdi) Tugay Kerimoğlu'nun EPL de açtığı kapı ise sonrasında gidenlerin erken dönüşü ile şimdilik kapanmış gibi görünüyor. İspanya'da Nihat'ın bayrağını şu anda Arda taşıyor ve o kapıdan çok kısa süre içerisinde en az bir Türk oyuncu daha girecek gibi duruyor. Futbolcularımız Avrupa'nun iyi liglerine Transfer oldukça hem altyapının değeri artacak hem diğer liglerdeki parlak gençler bir çıkış noktası olarak Türkiye'yi tercih edecektir.
Dediğimiz gibi artık bu sanayi çerisinde nerede olmamız gerektiğine karar vermek ve bulunduğumuz noktanın gerektirdiği gibi hareket etmemiz gerek.
Ünal Burak Şahin
2 Ekim 2009
Yapma Be Galatasaray
Sinirlerim bozuk. Hala kalacak yer sıkıntısı çekiyorum. Son postu nezaman girdim bilmiyorum. O gün bu gündür ilk defa internete girebilme şansı buldum. Bir de ders kayıtı yapmak için öğrenci işlerinde bulmuştum. En son Galatarsaray Eskişehirspor maçında tv izleme fırsatı bulmuştum. Bir de dünkü maçın yetişebildiğim kısmından sonrasında. Okulların açılması ve akabinde yaşanan karmaşa, öğrencilikten uzak kaldığım bir yılın aslında hiç fena bir yıl olmadığını düşündürsede, tekrardan okulada olmak güzel. Neyse konumuz bu değil. deplasmanda alınan Panathinaikos galibiyetinin (ki bu galibiyete zafer diyenler var.) ardından, daha kolay ir rakip olarak görünen Sturm Graz karşısında Galatasara'yın farklı kazanacağını düşündü herkes. (İtiraf edeyim ki bende:)) )
Fakat öyle olmadı.

Belki yeri değil ama şunu söylemeden geçemeyeceğim. Doğan yayın gurubunun spikerleri, sadece kötü spiker değiller. Aynı zamanda spordan da anlamıyorlar. Hemen örneğini de vereyim. İnönüde oynanan Beşiktaş - ManUTD maçında sevgili spikerimiz Fergusson'un hiç bukadar aciz kaldığını görmediğini söylüyor. (Barca karşısında bile bukara kötü duruma düşmemiş United.) İşin kötüsü izleyenleri de etkiliyor. Zira maç sonrası BJK'nin daha iyi oynadığını söyleyen arkadaşlarım çıktı. Daha İlginci Sinan Şamilsam'ın Türkiyede yaptığı altın kemer mücadelesinde (ki ikinci rauntdan itibaren tek gözü kapalı sdövüşmek kalmıştır Sinan. ) Sinan'ın maçı önde götürdüğünü ve eğer bir Ali Cengiz dönmezse kazanacağını idda etmiş. Ve maçı Sinan'ın kaybettiği açıklanınca da baya yakınmıştı, sevgili startv spikeri arkadaşımız. (Türklere hep böyle davranıyorlar diye.) VB bir sürü örnek.
Dünkü maça dönersek bizi kahve köşelerine mahkum eden (ki TRT de yayınlasa kahvede izleyebilecektim zira başka çarem yoktu.) Aydın Doğan'ın kanalının maç anlatıcısı abimiz, Sturm Graz'ın oyunu kendi sahasında kabullendiğini ve fizik gücünün Galatasaray'la mukayese edilemeyeceğini anlattı durdu. Zira eğer anlattığı benim izlediğim maç ise durum hiç de öyle değildi. Devamlı önde basan bir rakip vardı galatasaray'ın karşısında. Ayhan'ın sakatlıktan henüz çıkmış olması ve Mehmet Topal'ın bir türlü toparlayamaması ise Rakibin ekmeğine yağ sürdü. Galatasary ilk yarıda iyi oynamasa da bol pozisyonbuldu. Şom ağızlı spikerimizin ilk yarının sonunda gol gelecek demesi üzerine ise gol geldi. Ve Graz Sami Yen'de 0-1 öne geçti.
ikinci Yarıda ise Elano Ayhan'ın pozisyonuna geçti. Ve Hastası olduğum adam sahada ki yerini aldı. Zira Son haftalarda çok etkisiz kaldı Kewell. Dünde bekleneni veremedi. Baros yine sonuna kadarb oyunu zorladı. Uyum sorununu henüz atlatamayan Elano, rakib savunmanın kucağına oturmak zorunda kalmadığı MC posisyonunda daha etkili oldu. Panathinaikos maçında yaptığı asistin aynısını yaptı Baros'a. Baros da aynı golü attı neredeyse. Atıığı gol öncesinde direkten dönen top ise bu maçın ancak berabere biteceğini işaret eder gibiydi.
Sabri'ye kızmaya çok alışmışız Zira direkten dönen pozisyonda, topa müthiş bir vuruş yaptı.Yinede yemediği küfür kalmadı Sabriye kızacaksak tekrar hakemleri ısırmaya başladığı için kızalım.
Arda'ya başka bir postda tekrar değinmeyi düşünüyorum. Şimdilik bukadar olsun. Bende dersime gireyim.
Fakat öyle olmadı.

Belki yeri değil ama şunu söylemeden geçemeyeceğim. Doğan yayın gurubunun spikerleri, sadece kötü spiker değiller. Aynı zamanda spordan da anlamıyorlar. Hemen örneğini de vereyim. İnönüde oynanan Beşiktaş - ManUTD maçında sevgili spikerimiz Fergusson'un hiç bukadar aciz kaldığını görmediğini söylüyor. (Barca karşısında bile bukara kötü duruma düşmemiş United.) İşin kötüsü izleyenleri de etkiliyor. Zira maç sonrası BJK'nin daha iyi oynadığını söyleyen arkadaşlarım çıktı. Daha İlginci Sinan Şamilsam'ın Türkiyede yaptığı altın kemer mücadelesinde (ki ikinci rauntdan itibaren tek gözü kapalı sdövüşmek kalmıştır Sinan. ) Sinan'ın maçı önde götürdüğünü ve eğer bir Ali Cengiz dönmezse kazanacağını idda etmiş. Ve maçı Sinan'ın kaybettiği açıklanınca da baya yakınmıştı, sevgili startv spikeri arkadaşımız. (Türklere hep böyle davranıyorlar diye.) VB bir sürü örnek.
Dünkü maça dönersek bizi kahve köşelerine mahkum eden (ki TRT de yayınlasa kahvede izleyebilecektim zira başka çarem yoktu.) Aydın Doğan'ın kanalının maç anlatıcısı abimiz, Sturm Graz'ın oyunu kendi sahasında kabullendiğini ve fizik gücünün Galatasaray'la mukayese edilemeyeceğini anlattı durdu. Zira eğer anlattığı benim izlediğim maç ise durum hiç de öyle değildi. Devamlı önde basan bir rakip vardı galatasaray'ın karşısında. Ayhan'ın sakatlıktan henüz çıkmış olması ve Mehmet Topal'ın bir türlü toparlayamaması ise Rakibin ekmeğine yağ sürdü. Galatasary ilk yarıda iyi oynamasa da bol pozisyonbuldu. Şom ağızlı spikerimizin ilk yarının sonunda gol gelecek demesi üzerine ise gol geldi. Ve Graz Sami Yen'de 0-1 öne geçti.
ikinci Yarıda ise Elano Ayhan'ın pozisyonuna geçti. Ve Hastası olduğum adam sahada ki yerini aldı. Zira Son haftalarda çok etkisiz kaldı Kewell. Dünde bekleneni veremedi. Baros yine sonuna kadarb oyunu zorladı. Uyum sorununu henüz atlatamayan Elano, rakib savunmanın kucağına oturmak zorunda kalmadığı MC posisyonunda daha etkili oldu. Panathinaikos maçında yaptığı asistin aynısını yaptı Baros'a. Baros da aynı golü attı neredeyse. Atıığı gol öncesinde direkten dönen top ise bu maçın ancak berabere biteceğini işaret eder gibiydi.
Sabri'ye kızmaya çok alışmışız Zira direkten dönen pozisyonda, topa müthiş bir vuruş yaptı.Yinede yemediği küfür kalmadı Sabriye kızacaksak tekrar hakemleri ısırmaya başladığı için kızalım.
Arda'ya başka bir postda tekrar değinmeyi düşünüyorum. Şimdilik bukadar olsun. Bende dersime gireyim.
29 Ağustos 2009
5 TE 5
-İyi akşamlar. 5 te 5 e hoş geliniz.-Hoş Bulduk.
-Umarız iyi bir yarışma çıkarır ve Play Station'u kazanırsınız.
-İnşallah.
-Hazırsanız başlayalım.
-Hazırım.
-Öyleyse ilk sorunuz geliyor. 2008-2009 sezonu La Liga şampiyonu olan takım hangisidir?
A) Real Madrid B) Barcelona C ) Sevilla D) Valencia
- Cevap veriyorum Barcelona.
-Doğru cevap. kolaybir soruydu sanırım.
- Evet.
- İkinci sorunuz geliyor. 2008- 2009 İspanya Kral Kupası Şampiyonu kimdir?
A) Atletico Madrid B) Real Madrid C) Barcelona D) Villareal
- C şıkkı Barcelona
- Tebrik ediyorum 2. soruyada doğru cevap verdiniz.
-Üçüncü soruya geçiyorum. 2009 Şampiyonlar Ligi Şampiyonu kimdir?
A) Barcelona B) İnter C) Manchester United d) Chelsea
- A Barcelona
-Tebrkler bunuda bildniz.
- 4. Sorunuz geliyor. 2009 İspanya Süper Kuspası sahibi hangi takımdır ?
A) Sevilla B) Real Madrid C) Deportivo D) Barcelona
-Cevap veriyorum d şıkkı Barcelona.
-Tebrikler bu soruyuda bildiniz ve Finaldesiniz.
Teşekkür ederim.
Evet Final sorunuz geliyor. 2009 Avrupa Süper Kupa Şampiyonu hangi takımdır.
A) Shaktar B) Bayern Münih C) Zenit D) Barcelona
- Cevap veriyorum. D Barcelona.
-Tebrikler Bizden Playstation 3 kazandınız.
- Oley beeaaaa.
-Tebrikler 5 te 5 yaptınız. Pardon İsminiz neydi ?
- Joseph. Siz kısaca Pep diyebilirsiniz.
Etiketler:
AVRUPADAN FUTBOL,
BARCELONA FC,
GEYİK,
La liga,
MEDYA
17 Ağustos 2009
ALAYINA İSYAN 2

Blogumuzun ilk postuydu ALAYINA İSYAN.
İspanya'da duble yapan Barça'nIn, Süper Kupa'daki rakibi, Kral kupası finalini oynadığı A.Bilbao idi birkez daha.
Barça, Estadio Campo San Mames'te, Marcos'un attığı golle ilk yarıyı1-0 geride kapatsa da, İkinci yarıda Xavi ve Pedro'nun attıkları gollerle maçı 2-1 önde bitirmeyi başardı.
Rövanş Camp Nou'da. Ne zaman ben de biliyorum.
14 Ağustos 2009
ÜMİTLER TÜKENMESİN
Ümit Özat, dün antremanda fenalaşmış. 10 dakika kadar kendine gelememiş.Ümt Özat'ın profösyonellliğini anlatmak için ayrı bir post gerekir.
Gerçi beni, Türk antrenörlüğü adına çok ÜMİTlendiren düşüncelerin vardı. Hatta bir çok arkaadışma 5 sene sonra Türk futbolunun bir numaralı hocası olacağını söylemiştim.
Ama Gel Yapma!!!
Hiç Bir şey canından önemli değil.
Gel çek sen de koltuğunu NTVSPOR a. Bu ülkede senin kadar iyi analiz yapabilecek kaç yorumcu var.
Gel yeni Rıdvan Dilmen ol.(hem Avrupa futbolunu da takib ediyorsun.)
Boş ver. Senin yarın kadar futbolu bilmeyen, Senin yarın kadar adam olmayanlar götürüyor parayı.
Gel Hala ÜMİT varken vazgeç.
7 Ağustos 2009
AVRUPA LİGİ PLAYOFF EŞLEŞMELERİ
Uefa resmi sitesinden canlı olarak, sanal ekran üzerinden verdi, kura çekimlerini. Televizyon kadar heyecanlı olmasada, gayet keyifli bir paylaşım olduğunu söyleyebilirim.Gelelim rakiplere.
Galatasaray Levadia ile Fenerbahce ise Sion ile eşleşti.
Açıkcası Levadia hakkında en ufak bir fikre sahip değilim. Sion ise İki yıl önce Galatasaray'ın kaşılaştığı ve orada 3-0 geri düştüğü maçı 3-2 ye getirip burada 5-1 kazanarak turladığı İsvicre taıkmı.
Fenerbahçe ve Galatasaray'ın pek skıntı çekmeyeceğni düşnüyorum.
Trabzonspor Fransa'nın Toulouse takımıyla eşleşti. Toulouse her nekadar Fransa'nın üst düzey takımlarında biri değilse de, Karadeniz ekbinin işi zor görünüyor.
Ve Svasspor'un rakibi Shaktar. CL'den elenmesi çok büyük süpriz olarak değerlendirilen Luce'nin, son UEFA şampiyonu ekibi karşısında, Sivasspor'un tur ihtimali mucizelere bağlı. Sivas'a bu güne kadar yaptıkları için teşekkür etmekten başak çare kalmadı malesef.
Galatasaray Netanya 6-0

Fazla söze gerek yok. Galatasaray zayıf rakibini Sami Yen'de 6-0 gibi farklı bir skorla yenerek playoffa kaldı.

Keita ilk golünü attı. (Aynı zamanda Galatasaray'ın Avrupa kupalaraında attığı 300. goldü.) Zaten tartışılmayacak kalitesini, ayağına aldığı her topda bir kez daha gösterse de, bana göre hala hazır değil. (Taklası ayrıca güzeldi.)

Nonda Uzur süredir gol pozisyonlarında büyük sıkıntı yaşayan, hatta takımdan gönderilmesi bile söz konusu olan Nonda, dün akşam 3 gol birden atarak, hala hücum hattı için önemli bir alternatif olduğunu gösterdi.

Kaptan. Büyük Kaptan Arda Turan tezahuratları arasında, 22 yaşındaki bir çocuk ne kadar olgun davranabilirse o kadar olgundu sahada.. Maçın sonlarına doğru biraz cıvıtsa da, onu izlemek çok büyük keyif. Kondüsyon problemi yaşadığını da atlamamak lazım.(Henüz sezonun başı ve çok sıcak)
Uğur Uçar. Sakatlık öncesi Uğur'a göre braz sönük kalsa da. Sahada nerede durması geretiğini bilen, Hücum beki değil diyenlere nazre yaparcasına bindirmeler yapan ve yaptığı bindirmeleri isabetli ortalarla bitiren Ahlak farkıyla Sabri'den önde olsa da, nefret ederek yazmak zorundayım ki henüz Sabri'nin dinamizminden uzak durumda.
Kewell. Elano transferini lk duyduğum zaman nekadar heyecanlandıysam, bir o kadar da içim burkuldu. Çünkü 5 kişiden oluşan, fantastik hücum hattında, bir kişiye kulübe görünecekti.Ve bu büyük ihtimalle Oz Büyücüsü olacaktı. Yine Bu takımın en büyük hücum alternatifi olarak, en az 20 maçta onu sahada görecek olmak gerçeği de Farklı bir teselli veryor, ayrı konu , Zira Kewell Galatasaray taraftarı için (en azından benim için) sıradan bir futbolcudan, hatta bir yıldızdan daha öte. Tabiki Kewel'ın aternatif futbolcu olması, Galatasaray futbol mentalitesinin, Rijkaard devrimi yolunda attığı adımların hangi noktaya geldiğinin de önemli bir göstergesi,
Düne gelince ikinci yarıda oyuna giren Harry Cool müthiş zekasını, zayıf rakibin işletim sistemini çökertmek üzere kullandı. Arda'yı ilk yarıda olmadığı kadar oyunun içine sokmayı başaran Kewell, klas çalımlarını ve paslarını, dördüncü golde Nonda'ya verdiği şık asistle taçlandırdı.
Hele Nonda ile girdiği bir verkaç vardı ki gol olmasını çok istedim. Kısmet değilmiş.

Barış Özbek. Galatasary'da ortasahada defansif yükü çekecek iki oyuncu olacak bu sene. Bunlardan birinin Mehmet Topal olacağı kesin gibi. Diğeri içinse alernatif bol. Tabi ki ilk aday Ayhan Akman.Barış ise, bu sezon, kendine ilk defa dün 11 de yer buldu . M.Sarp'dan daha yırtıcı ve süratli olduğu bliniyordu zaten. Linderoth'un akibeti de belli değil. Dün gördük ki Barış biraz basit oynarsa 11 e kapak atabilir.
Attığı iki gole gelince. İyi orta yapıldığında Barış bunları zaten atıyor.
Ve Tabi ki Aydın Yılmaz.!!! O malum Konya maçından beri bekliyoruz Aydın'ın yapacağı çıkışı.Yeterince şans bulduğunu da düşünüyorum. Dün ilk defa, beklediğimiz görüntüsüyle sahadaydı Aydın Yılamz. İlk yarda Keita'nın sağ kanatta görev almasıyla sol kantta ikinci yarıda ise Kewell'ın girişiyle sağ kanatta görev aldı. 3 asist yaptı. Özellikle Arda'nın attığı derin toplara müthiş koşular yaptı. Kısacası yeni sezon için ben de varım dedi.
Böylece, Galarasaray'ın Kewell, Aydın ve Serdar Eyilik'le çok iyi bir alternatif hücu hattına olduğuda görülmüş oldu.
Linderoth'a ayrı bir postda değinmek farz oldu.
29 Temmuz 2009
ANLAMSIZ MUTLULUK

Malesef Sivasspor, dün Anderlect karşısında çok kötü bir futbol sonucunda, çok ağır bir malubiyet aldı. Hatta çok kötü futbol demek bile optimist bir yaklaşım olabilir. Zira dün Anderlecth'li furbolcuların sahada Sivassporlu oyuncuarı gördüğünü zannetmiyorum. En azından ben gol pozisyonarında, aksiyon alanında, Sivaslı oyuncu göremedim. Gerçi 4. ve 5. goller atılırken Sivaslı oyuncular daha kalabalık görünüyorlardı ama topla alakaları yok gibiydi. Yani Sivas bildiğimizin çok uzağındayı. Nasıl olmasın ki zaten kadrosunun büyük bir böülümünü göndrdiler. Yerlerine alınan oyuncuların da, eskilerinin yerini doldurmasını kimse beklemiyor neredeyse. Kısacası Sivasspor dün, zaten favori olmadığı maçta beklenein çok altında bir oyunla, 5-0 gibi tarihi bir skorla elenerek, Şampiyonlar ligi defterini erken kapattı.
Evet Bülent Uygun'a kızabiliriz. Hatta daha önce yaptığı, dengesiz konuşmalar yüzünden, sen bunu hakkettin de diyebiliriz. Okadar adam gönderilir mi ? diye Sivasspor yönetimine de kızabiliriz.
Buraya kadar herşey normal.
Bu gün karşılştıpım manzara ise hakikaten üzücü. Neredeyse bütün blog alemini anlamsız bir sevinç kaplamış. Hepimiz Anderlecth'liyiz dercesine herkes Malubiyeti kutluyor. Bülen Uygun şahsında Sivasspor camiasına espirili göndermeler yapıyorlar. Evet Bülent Uygun fazlasıyla antipati topladı bu güne kadar yaptığı açıklamalarla ve sergilediği davranışlarla.Keza, Mecunun Odyakmazda öyle. Ama atladığımız birşey var. Bu takım 2 sene önce, BJK lilerin Geçtiğimiz sene ise Fenerbahce ve Galatasaraylıların, biz şampiyon olamıyoruz bari Sivas olsun dediği takım. Daha düne kadar Türkiye'nin 5. büyük takımı ilan edilen takım. Anadolunun bağrından kopan,yiğidolar bunlar.
Gün itibari ile eski görünümünden çok uzakta olsada bu takım. Son 2 yılda lige damgasını vuran takım. Ve hiç kimse haz etmese de Bülent bu takımın mimarıdır. Sevmeyebiliriz ama inkar edemeyeceğimiz bir gerçek var. Hem futbolla,hem rakamlarla. O da bu adam ve bu takımın başarılı olmuş olması.
Tıpkı İbrahimovic gibi Sevmiyorum adamı ama başarısını inkar edemem
24 Temmuz 2009
Barcelona İbrahimovic ve Kerrison
Ve nihayet Eto, İbrahimovic takası gerçekleşti. Real Madrid'in 2. Los Callacticos dönemine start vermesi sonucu yaptığı 3 büyük transfere cevap vermek durumunda kalan Barca, İbra'yı takıma katabilmek için kesenin ağzını fazlasıyla açmak zorunda kaldı. Barcelona taraftarlarını memnun etmek için kesenin ağzını açadursun, İnter tok satıcı konumunda İbrahimovic için dünyaları istiyordu.Kulağımıza ilk gelenler İbo'ya karşılık Eto ve 30 milyon euro idi. Yuh dedik. Tamam İbo iyi adam ama bahsi geçen diger adam da Eto. Evet Eto iki senedir ayrılmak istediğini söyleyip duruyor. Gözden çıkartılacaktır ama bu kadar ucuza değil. Diye düşünmüştük
Eto'nun artık klasikleşen nazları, iki kulüp arasındaki pürüzler derken nihayet transfer gerçekleşti.
Eto İnterle senelik 10.5 milyon euroya anlaşmış. Barca İbo'ya karşılık Eto + 45milyon euro nakit ödeyecek ve Hleb'i bir yıllık kiralık verecek, Hlebin bir yıllık 7.5 milyon euroluk ücretinide Barca ödeyecekmiş.
Yuh ki ne yuhhhh.
Tekrar söyleyeyim. Şahsen ben bir Barca sempatizanı olarak ibrahimovic gibi karaktersiz bir adamı Katalunyada görmek istemem. Ayrıca İbo'nun, Barca'nın yıllardır besleyip büyüttüğü total futbol anlayışına ve ayağa çabuk paslardan mürekkep, hücum sistemine ayak uydurmasınıda beklemiyorum. İnşallah Barcada huzursuzluk çıkarmaz.
Gerçek Barcelona Transferi
Ve barcelona, Nihayet kendisinden beklediğim bir transfer gerçekleştirdi. Palmeiras'ın 21 yaşındaki forvet oyuncusu Kerrison de Souarez ile anlaşmaya vardı. Muhtemelen Real Madrid'in transfer şovunun gölgesinde kalmaması için bu tarihe kadar ertelendi. Zaten bu sezon Katalunya'da kalmayacak olması muhtemel. Kiralık gönderilecektir bir yere. Bildiğimiz kadarıyla kiralık teklifi için, Roma beklemede. Kerrison'unda Roma'ya sıcak baktığı biliniyor. Barca'ya uzun dönemde çok faydalı olacak bir transfer...Hayırlı olsun
Etiketler:
AVRUPADAN FUTBOL,
barcelona,
BARCELONA FC,
TRANSFER
23 Temmuz 2009
Küs mü? Barış mı?

Çivili krampom yakalamış, bizde yorumlayalım.
Beşiktaş İspanyada Barış Kupası'na katılacak. Gruptaki rakipleri,Lyon ve Porto
Organizasyonu düzenleyenler resmi sitesinde Beşiktaşın genel bilgilerini ve kadrosunu yayınlamışlar ama ne yayınlamak.
Kabul ediyorum TSL yi takib etmiyor ve Beşiktaş'ı tanımıyor olabilirler ama İnsan biraz araştırır be arkadaşım. Hakikaten ayıp olmuş.
Yusuf şimşek defansa yazılmış, Yusuf'u tanımayabilirler, Batuhan'ı da tanımamaları normal , Nihat'ın forma numarasıda, askerlik falan kaynamış olabilir . Buraya kadar herşey bir nebze anlaşılabilir.
Ama dikkatimi çeken Kara Karatalların yeni "yıldız" defans oyuncusu Matteo Ferrari'nin kaleci olarak gösterilmesi. Mehmet Demirkol, Beşiktaş'ın Ferrarinin peşinden haftalarca koşuşunu eleştirince çok kızan, "Sen ne anlarsın, sen tanımıyorsun, İtalyada bomba adamdır" tadında yorumlar yapan BJK li arkadaşlarım ne düşünecek acaba. Sanırım Ferrari, İspanyada da pek tanınmıyor
15 Temmuz 2009
Arap Yagı Bol Bulmuş . . .
1 Temmuz 2009
BAŞKA TÜRLÜ....
Bazı futblocular vardır, başka türlü seversiniz onu. Rakip takıma transfer olsa bile azalmaz duyduğunuz sempati.Hatta tuttuğunuz takıma gol atsa bile kızamazssınız ona. Atacaksa da o atsın dersiniz. Kimseyle karşılaştırmak istemezssiniz. En iyisi kim tartışmalarının içine sokmak istemezssiniz. Mutlaka çok iyi oyunculardır ama. Belki en iyisidir belki de değildir. Önemli de değildir zaten . Siz onu en iyisi olduğu için sevmezssiniz çünkü.Başka türlü seversiniz.O tümşartlar altında aynıdır sizin için. Ve onun fenomen yapan özeliikleri 90 dakikaya sığmaz.Gazza gibi aykırı olurlar bazen. Bazen Cantona kantona kadar hırçın. Bazende BEYEFENDİ olurlar. Takdire şayan bütün meziyetlerine rağmen zayıflamayan karaktrleri en belirgin özellikleri olur.
Benim futbol fenomenim Zinedin Zidane dır. Maradonaya yetişemedim malesef ve Pelenin de abartıldığı kadar büyük bir futbolcu olduğunu düşünmem.Bu günün futbol kalitesinde olsa olsa Robinho kadar futbolcu olurdu diye düşünürüm hep. Benim yetişebildiğim en büyük futbolcudur Zidane. Hem futbolcu olarak, hem lider olarak, hem de ADAM olarak. Son maçında materazzi'ye attığı kafayı bile yakıştırmışımdır kendisine (matterazziyi özellikle küçük yazıyorum:) ) hiç bozmadı kendini. Euro 96 da sonra sırtına aldığı, Fransa Milli Takımı ile birlikte, 98 Dünya Kupası, 2000 Avrupa şampiyonası, ve Final olarak 2006 Dünya kupasında yaşattıkları Futbolunun büyüklüğündensede. juve de 21 numayı ile Real de 5 numarayı efsaneleştirmesi sadece çok iyi futbolcu olmasından ibaret değildi.
Ve Kaka... Karedeki diğer isim. İmza törenini 40 bin kişi izlemiş. Büyük ihtimalle Ronaldonun'kini daha fazla kişi izler. Zira transfer ücretleri arasında dahi dünya kadar fark var. Bir çokları Ronaldo'nun daha iyi bir futbolcu olduğunu idda edebilir. Haklıda olabilirler. Ben karşılaştırmayı dahi düşünmem. Hatta elimde olsa, Ronaldo'yu, Kaka gibi temiz bir ADAM ın olduğu bir takıma sokmam bile. Benim Zidane dan sonra ki dönemde bir numaralı yıldızım Kaka dır çok iyi futbolcudur. herşeyden önce Selefi gibi beyefendidir ve adamdır. Keşke 5 numarayı giyseydi. (en azından 10 giyseydi ki Ronaldodan daha çok yakışırdı (kişisel değildir)) Önümüzdeki seneden itibaren 8 numarayı giyecekmiş. Umarım Kariyeri de Zidane kadar başarılıolur.
Son olarak da Kaka ve Zidane'ın ortak yaptıkları tek hataları. Real Madride transfer olamsıdır. Zira benim gibi bir Barca sempatizanına ayıp ettikleri aşikardır.Ronaldo(orjinali) ve Figo diger hastası olduğum adamlardı ki onlar Barcada da estirdikleri fırtınadan sonra Rael'e gidip beni delirtmişlerdi. Ama hiçbir zaman Nou Camp daki kada başarılı olamadılar.
Yada ben kendimi kandırıyorum.
12 Haziran 2009
YUH GALLACTİCOS
2. Gallactios dönemine beklendiği gibi hızlı başlayan Real Madrid'in Kaka'yı transfer etmesi akıllara, Perez'in C.Ronaldo hayalinden vazgeçtiğini getirmişti. Bir çoğumuz Kaka'nın nRonaldo'nun alternatifi olduğunu düşünmüştü. Ama Real Madrid birini bile gerçekleştirmenin çok zor olduğu iki transferi peşpeşe gerçekletirmeyi başardı. Kakaya ödenen 56 milyon eurodan sonra, Ronaldoya ödenecek olan 80 milyon euro (rivayete göre 90 hatta 95 e kadar çıkabiliyor. aslında tam miktarını bende bilmiyorum) yok artık detirten cinsten.ZİDANE'DAN DAHA PAHALI
1. F.Perez döneminde Fİgo,Ronaldo,Zidane,Owen,Beckham... gibi dünya yıldızlarını (Bana göre Zinadine Zidane Dünya'nın gelmiş geçmiş en iyi 3 oyuncusundan biridir) kadrosuna katmayı başaran Real Madrid için bu iki transferi birden gerçekleştirmek pek de gerçek dışı değil. Zira bu iki transfer için ödenen paraların gerçek dışı olması, bundan sonra Transfer piyasasını nasıl etkiler hep birlikde izleyip göreceğiz.
En çok dikkatimi çeken nokta ise; Eğer bu fiyatlar gerçekse; Bu iki oyuncu da Zidane'dan daha büyük meblağlar karşılığında transfer ediliyor. Yorumu size bırakyorum.
Etiketler:
AVRUPADAN FUTBOL,
İSPANYA,
Real Madrid,
TRANSFER
8 Haziran 2009
PAUL GASCOIGNE LE SON 1 SENE!

-İngiliz futbolunun efsane ismi Paul Gascoigne'in bir yıl ömrünün kaldığı açıklayan yakın arkadaşı Stephen Purdew, Ada basınını ayağa kaldırdı.
-Alkolizmle boğuşan ve bulimia nervosa tedavisi gören ünlü eski futbolcunun aşırı kilo verdiği ve karaciğerindeki rahatsızlığın önlenemediği belirtildi.
-2005 yılında organ yetmezliğinden hayatını kaybeden ünlü yıldız George Best'in de tedavisinde yanında olan Purdew, Gascoigne'in durumunun Best'den daha kötü olduğunu ifade etti.
-2008 yılında gördüğü alkol tedavisinin ardından kısa bir dönem barlardan uzak duran sorunlu yıldız Gazza'nın, servetini tamamen tükettiği ve ailesinin tüm çabalarına rağmen içkiyi bırakamadığı öğrenildi.
İşte Beklediğim 10 Nuri Şahin
Lyon'da oynanan Fransa-Türkiye dostluk maçında MilliTakımımızın 10 kişi kalması keyfimimizi kaçırsada sahada keyif alamak için en az bir neden vardı: Nuri Şahin.Milli Takımımız'ın 2005 yılından beri beklediği genç yıldız Milli A Takım için tam anlamıyla hazır olduğunu gösterdi bize geçtiğimiz akşam.
2005 Dünya Gençler Şampiyonsaında 4. olan milli takımda ve öncesinde Türkiyenin şampiyonluğuyla sonuçlanan 17 yaş altı Avrupa gençler şampiyonasında, 10 Numaralı kırmızı beyaz formayı giyerken hayranlıkla izlemiştik Nuri Şahin'i. Yine aynı dönemde 2006 Dünya Kupası elemeleri sürecinde oynadığımız Türkiye-Almanya hazırlık karşılaşmasında maçın son dakikalarında, belki mükafat belki A milli takıma ısındırmak amacıyla oyuna alınmış ve çok şık bir gol atmıştı kalbinden çıkıp geldiği Alman ekolüne. Yine aynı sene Bundesliga'nın en iyi genç oyuncusu seçilmişti açık ara .
Tamam artık, Nuri bu takımın yeni yıldız adayı diye düşünürken; Dortmundun hoca değiştirmesi ve Nuriye Hollanda yolunun görünmesi, aynı tarihlerde Nuri'nin sadece 17 yaşında olması, şaşırılmayan bir düşüş yaşattı ki; Aynı dönemde yıldızı parlayan Arda Turan'ın muhteşem çıkışı ve devamlılığı Nuri'nin papucunun dama atılması için yeterli oldu. Geçtiğimiz iki senede yeniden toparlanmaya başlayan Nuri bu süreyi Ümit Milli Takım'da geçirdi. Aklımızın her zaman bir köşesinde bulunan ve umutla beklediğimiz genç oyuncu, zaman zaman süre aldığı milli takımda biraz çekingen, biraz verimsiz kalması belki biraz heyecanın biraz da Dortmund da tam anlamıyla oynayamamasının bir sonucuydu.
Bu sezonun başından bu yana Alamyada belirgin çıkış yaşayan Nuri Şahin, İstanbulda ki Bosna Hersek maçında ilk defa kıpırdanmış ve içimizde ki umudu tekrar kıpırdatmıştı. Geçtiğimiz gün Lyon'da oynanan Fransa maçında ise (Arda'nın erken tatile çıkmış gibi göründüğü maçtır bu maç)
sahada gerçek bir lider konumundaydı. Özellikle maçın ilk yarısında Ne yaptığını bilen, oyunu daima bir kademe öteye taşıyan, oyunun sıkıştığı anlarda isabetli yüksek taoplarla(Sabri'nin pasları gibi değil) oyunu açan, sakin aklı başında kısacası tam da beklediğimiz Nuri Şahin vardı.
Nuri sahanın 2. bölgesinde oynadığı ve oynattığı, futbolla Bana Tugay Kerimioğlunu hatırlattı.
5 Haziran 2009
İBO, ETO+30 EDER Mİ?
Hiç ihtimal vermiyordum ama gerçekleşecek galiba. Barcelona İbrahimovic için Eto+30 milyon euro verecekmiş. Eto'nun Barca'dan, Zlatan'ınsa İnter'den ayrılmak istediği de aşikar. Konuşulan para çok uçuk bir değişiklik olacaktır illaki. Zira Eto ile İbrahimovic arasında bukadar büyükbir fark olmadığı kanısındayım.
Ben bir Barca taraftarı olarak İbo gibi kendini beğenmiş bir adamı Katalunya da görmek istemem. Futbol becerilerine saygı duysamda İbrahimovic'in Barcelona'nın temiz ve sportmen takım kadrosuna uymayacağını düşünüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





