Selçuk İnan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Selçuk İnan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2012

Doğru Oynamak



Öncelikle şunu söylemeliyim ki yıllardır bu kadar gerilimsiz, bu kadar heyecansız, kaybedenin sadece üç puan kaybedeceğini, kazananınsa daha fazlasını kazanmayacağını bildiği ve doksan  dakikaya binlerce anlam yüklemediği bir derbi yaşamamıştık.

Geçen sezona nispeten  bir çok oyuncusu düşüşte olan Galatasaray'la bal yapmayan arı Fenerbahçe dün TT Arena'da karşı karşıya geldi. Galatasaray'ın bu sezon bir çok oyun zaafı olduğunu buradan bin kere söyledik. Ve az çok Galatasaray'ı takip etmiş tüm teknik direktörler Galatasaray'ın bu zaaflarından faydalanmaya çalıştı kısmen de başarılı oldu. Aykut Kocaman hariç.

Maç öncesi Fenerbahçe'nin Galatasaray'a karşın maçı kontrol edebileceği tek bölge Topal, Meireles, Cristian üçlüsünden oluşan orta alandı ki Fenerbaçe bu bölgede iki pas yapmayı dahi denemeden topu sahanın her yerinden Sow'un bulunduğu bölgeye şişirmeyi tercih etti. Bu taktikte tek akılcı durum Sow'un sıklıkla Amrabat'ın savunma zaafı dolayısıyla Riera'nın yalnız kaldığı bölgeye koşular yapmasıydı ki o bölgenin oyuncusu olan Kuyt'la beraber Galatasaray kalesine gelmek kolaylaşacaktı. Ama Fener'li oyuncular bu topları daha kendi yarı sahasından atmaya kalkışınca Galatasaray orta sahası her topa rahatlıkla müdahale etti. Fenerbahçe için dünkü derbi taktiksel anlamda bundan ibaretti.

Galatasaray ise kendi sahasında kazanma isteği daha belirgin taraftı. Elmander'in yokluğunda hücumda top tutma konusunda büyük sıkıntı yaşayan, gollerin büyük çoğunluğunu savunma arkası koşularıyla bulan Galatasaray'a karşı Fenerbaçe'nin savunmayı geride kuracağını herkes tahmin ediyordu zaten. Bu anlayışta Galatasaray golü bulana kadar orta sahada ısrarla pas yapmaya çalıştı. Bu paslaşma ilk meyvesini Hamit'in direkten dönen şutuyla verdi. Orta sahada bol miktarda pas yapmak hem rakibi yormak için hem doğru şutu bulmak için hem de Galatasaray'ın geçen yıldan bu yıla belkide eksilmeden devam eden tek özelliği olan duran toplardaki etkisini kullanmak için en doğru hücum anlayışıdır ki Riera'nın ölümcül ortasına dokunma şanssızlığı Bekir'e nasip oldu.

Bu dakikadan sonra Galatasaray'ın belki de maç boyunca hatalı oynadığı tek bölüm başladı. Fenerbahçe için Burak tehlikesi varsa Galatasaray için de Sow tehlikesi var düşüncesiyle savunmanın iyice geri yaslanması Melo'nun onların önüne kadar gelmesi sonucu Fenerbahçe, Gataasaray sahasına topla gelmeye başladı. Fenerbahçe'de hücum anlayışı sağlıklı olmasa da Sow'a şişirilmek istenen bir top Riera'dan döndü ve beş kişi ile ceza sahası içinde dizilmiş Galatasaraylıların boşalttığı alandaki Hasan Ali'nin ters ayakla yaptığı mükemmel vuruş skoru eşitledi.

Tekrardan skor arayan taraf durumuna düşen Galaatasaray doğru yaptığı işe döndü ve orta saha da top çevirmeye başladı. Cristian'ın Selçuk'a yaptığı faul sonrası arkadaşlarına serzenişi durumun Fenerbahçe adına vehametini anlatıyordu aslında. Selçuk'un usta işi vuruşu kimse için sürpriz olmadı. Skoru bulan Galatasaray bu kez bir sıfır öne geçtikten sonra yaptığı hatayı yapmadı. Özellikle Hamit'in ilk yarı performansı Galatasaray için çok değerliydi.


Devre arasında iki teknik adamdan da kesin değişiklikler bekleniyordu. İlk tahmin Sezer - Meireles değişikliğiydi. Hem sarı buçuk faulü, hem kötü futbolu, Galatasaray karşısında hakim olamadığı orta sahayı Muhtemel Yekta takviyesiyle İyice rakibe vermek istemeyecek olan Fenerbahçe'nin ilk tercihi olmalıydı ama Kocaman buna gerek görmedi. Terim ise memnun olduğu gidişata on beş dakika daha şans verdi. Bu dakikalarda Galatasaray, Amrabat'la bir kaç kere etkili gelse de hücumları sonlandıramadı. Bu tip maçlarda en sıkıntılı bölge Amrabat'ın arkasında kalan Riera'nın bölgesi olur. Buna rağmen Riera dün maçın en iyisiydi. Hem oynatmadı hem oynadı, çalımlar attı, orta sahayı rahatlattı. Hem sol bek hem sol iç gibi oynadı. Bir çok kez de Selçuk ve Melo'nun yüzü FB kalesine dönük top almasını sağladı. 60.dakikadan sonra Terim Umut - Yekta değişikliğiyle orta sahayı beşleyince maç Fenerbahçe adına sona erdi. FB savunmasının alan bırakmadığını gören Burak, orta sahaya yaklaşıp kaleye otuz beş kırk metre mesafelerde top tutup pas yapmaya faul almaya başladı. Yekta kesinlikle takımın önemli değerlerinden biri. Daha fazla sahada kalmayı hak ediyor. Dün yine çok iyi işler çıkardı. Tek eksiği rakip Fenerbahçe de olsa kaleyi gördüğü yerden vurmaması. Son yirmi dakikada üç dört etkili pozisyona giren Galatasaray bu pozisyonlardan gol çıkaramasa da Fenerbahçe'ye de pozisyon vermedi. Zaten Kuyt'ın yerine oyuna giren Krasic'e pozisyon versen kaleye gidecek hali de yoktu. Maç belkide son yılların pozisyon başına gol oranı en yüksek derbisi olarak 2-1'lik skorla bitti.

 Futbolda iyi oynamak kadar doğru oynamak da önemlidir. İki takım da çok iyi futbol oynayamadıkları bir dönemde karşılaştılar. Doğru oynayan kazandı.

16 Eylül 2012

Şampiyonluk Yolunda bir Aslan s2e4


Takımımız ligin 4. haftasında M.P. Antalyaspor ile deplasmanda karşı karşıya geldi. Geçen sene iki maçta da yenemediğimiz Antalyaspor'a karşı rahat bir galibiyet aldık. Zorlu Manchester mücadelesi öncesi yıpranmadan aldığımız galibiyet bizim için sevindiriciydi. Maçın takımımız açısından bu kadar rahat geçmesindeki en büyük etken bana göre erken bulduğumuz goldü. Geçen senelere göre daha kırılgan olan Antalya temsilcisi erken golün ardından demoralize oldu. Ve Galatasaray gibi kaliteli bir takıma karşı reaksiyon gösteremedi. İsaac'in ilk yarının son anlarında gördüğü kırmızı kartta, Antalyaspor için maçın henüz ilk yarıda bitmesine neden oldu. 

Takımımız belkide bu sezon oynayıp oynayabileceği en rahat maçını oynadı. Yürüyerek kazandık desek sanırım yanlış olmaz. Zorlu Şampiyonlar Ligi mücadelesi öncesi fizik ve zihin olarak yıpranmadan alınan farklı galibiyet sevindiriciydi. maçın erken kopması, Yekta, Çağlar gibi isimleri hazır tutmak içinde iyi bir fırsat oldu. Bununla birlikte farklı taktik varyasyonlarını da uygulama fırsatı bulduk. Hepimizin olduğu gibi sahadaki oyuncularımızın da akılları Manchester'daydı. İkili mücadelelerde sakatlık olmaması için risk almaktan kaçınmaları bunun ispatıydı. Tabii bunda skoru erken bulmanın ve direnç göstermekten uzak rakibinde önemli payı vardı. Bu Antalyaspor rahat bir fikstürde karşımıza çıkmış olsa çok daha farklı bir skor ortaya çıkabilirdi. 

Lafı fazla uzatmadan oyuncu performanslarına geçersek; 

Muslera: Gol yememesi hem kendisi hem defans oyuncularımız açısından büyük moral oldu. Bu sezon yediğimiz gollerde hatası olmasa da, güven ve moral olarak olumsuz etkilediğini tahmin etmek zor değil. O yüzden kendisi içinde terapi maçı olduğunu söyleyebiliriz. Sektirdiği birkaç top tehlike sinyalleri verse de, maçın erken kopmasının bunda etkisi olduğu yadsınamaz. Bu tip hataları Manchester mücadelesinde tekrarlamayacaktır. 

Eboue: Skora rağmen oyun disiplininden bir an olsun kopmadı. 3-0'dan sonra sıfıra inip orta yaptığı ve rakipte kalan pozisyon sonrası geriye hızla koşması, ne kadar konsantre ve oyun disiplinine sadık olduğunun ispatıydı. Manchester mücadelesinde, gerek tecrübesi, gerek mücadelesiyle en önemli kozlarımızdan biri olacak. 

Semih: Kendisini değerlendirebileceğimiz bir oyun olmadı. 4. golde, defansın arkasına Burak'a attığı adrese teslim pas muhteşemdi. Bu ekstra pozisyon hanesine artı puan olarak yansıdı. Her maç kendisini geliştiren çok çalışkan bir isim. 

Cris: Stoperler açısından değerlendirme yapılabilecek bir oyun olmadığından kendisi hakkında değerlendirme yapmak yanlış olur. Tecrübesiyle takıma önemli katkısı olacaktır. 

Hakan Balta: Bu sezon performansının düşmesinin en büyük nedeni; kuşkusuz Fenerbahçe maçında yaşadığı talihsiz sakatlığın sürekli nüksetmesi. Bu maçta da yerini Çağlar'a bırakması bu yüzdendi. Hakan'ın sakatlığı sezon içinde başımızı ağrıtacak gibi görünüyor. 

Aydın Yılmaz: Bugün 11'de sahaya çıkması sürpriz oldu. Zaman zaman etkili olsa da performansını 90 dakikaya yayamıyor. Defansa katkısını artırması dikkat çeken yönüydü. 

Melo: Fizik anlamında iyi olmamasına rağmen bu haliyle bile bölgesinin tartışmasız en iyisi. Ligimizde fizik açığını tecrübesiyle kapatabiliyor ama henüz Şampiyonlar Ligi için yeterli değil. İyi mücadele etti. Antalyasporlu oyuncular kendisini zorlamaktan uzak bir performans sergilediklerinden rahat bir maç çıkardı. 

Selçuk İnan: Milli Takımdaki bazı odaklar tarafından dışlanıyor olması ve yıpratılmaya çalışılması moralini bozsa da bunu dışarıya ve sahadaki oyununa yansıtmadı. Yine alışılagelmiş paslarını atsa da, takım arkadaşları bu pozisyonlardan yararlanamadı. Bununla birlikte yine saha içinde takımı yönlendiren isimdi. Ayrıca kaptanlık pazubandını taktığı an işte budur diye gülümsemeyen Galatasaraylı yoktur sanıyorum. O pazubandın gerçekten yakıştığı isimlerden biri. Takımımızın başında Terim olduğu sürece, Emre Belözoğlu gibi kıskanç isimlere yem olmayacaktır. Avcı-Belözoğlu-Gümüşdağ ortaklığının gücü Selçuk İnan gibi bir oyuncuyu yıpratmaya yetmeyecektir. Selçuk-Hamit üzerinden yürütülen ve Milli Takımın alet edildiği zihniyet zaten kamuoyunun malumu olan bir zihniyettir. Ne Selçuk, ne Hamit ne de Galatasaray sahipsiz değildir. Bunu kimse aklından çıkarmasın. Kimse oyunlar oynayıp sonrada, ama Milli Takım, Milli duygular, bana değil koltuğa saygı filan diye demagoji yapmasın. Bu taraftar oynanan oyunların farkındadır. 

Amrabat: Rahatlıkla maçın yıldızıydı diyebiliriz. Sonradan oyuna girdiği maçlarda gösterdiği başarılı performansla formayı kapacağının sinyallerini vermişti. Bu maçta Terim'in 11'e alarak verdiği şansı iyi değerlendirdi. 2 asist 1 golle kendisine güvenenleri mahcup etmedi. Skora doğrudan ve dolaylı katkı yapması bir yana 90 dakika etkili bir performans ortaya koydu. 11'in değişmezi olma yolunda hızla ilerliyor. 

Elmander: Takımımıza geldiği günden bu yana kötü oynadı dediğimiz maçlar oldu. Ancak savaşmadı dediğimiz tek bir maç tek bir an olmadı. Takıma hem hücum hem savunma anlamında müthiş katkı veriyor. Terim'in top rakibe geçtiğinde hemen topun arkasına geçip şok pres uygulama taktiğinin en önemli parçası. Hem rakibin rahat çıkmasını engelleyip dengesini bozuyor hemde gol yollarında etkili oluyor. Sakatlığının ciddi olmamasını umuyorum. 

Umut: Golü adeta kokluyor. Gol pozisyonunda doğru zamanda doğru yerde olarak golünü yine attı. İstediği gibi vuramasa da top ağlarla buluştu. Skor katkısının yanında rakip defansın dengesini bozan yıpratıcı özelliğiyle öne çıkan bir isim. Güçlü fiziğini de iyi kullanıyor. Gollerine devam etmesini umuyoruz. 

Burak: Formayı kapmak için çok çalışıyor. Sonradan oyuna girip skora katkı yapıyor. Trabzonsporla yakaladığı çıkışı sürdürüyor. Her maç kendini geliştiriyor. Kullandığı frikikteki vuruş tekniği de bunun ispatı. Ancak bir an önce formayı kapma hırsı sinirlerini biraz yıpratmış olacak ki, Umut'un golünde Amrabat'la gereksiz bir tartışmaya girdi. Kalecinin müdahalesiyle sendelediği pozisyonda kendini yere bırakmamak için çaba sarf ederken pozisyonunu kaybetti. Kendini yere bıraksa penaltı çalınacaktı. Çünkü pozisyon yüze yüz penaltıydı. Son dönemde üstüne fazla gelindiğinden kendini bırakmamak için gereksiz bir çaba gösterdi. 

Yekta: Hazırlık karşılaşmalarındaki formuyla dikkat çekiyordu. Bugün sonradan oyuna girdi. İyi de bir oyun ortaya koydu. Selçuk-Melo ikilisine iyi bir alternatif olabileceğini gösterdi. Sağ kanatta da görev alabiliyor olması en büyük artılarından. Zorlu maratonda kendisinden fazlaca yararlanacağımızı düşünüyorum. 

Uzun bir aradan sonra, ait olduğumuz yere Şampiyonlar Ligi sahnesine çıkıyoruz. Hepimizi saran heyecan maç günü doruğa çıkacak. Sonuç ne olursa olsun, ligimizde boy göstermenin keyfini sonuna kadar yaşayacağız. İnanıyorum ki Old Trafford stadından da güzel bir sonuçla dönerek bu coşkuyu yaşayacağız. Galatasaray bunları yapabileceğini daha önce defalarca gösterdi. Bu tip zaferlere uzak bir kulüp değiliz. 

12 Eylül 2012

MİLLİ MESAİ



Hollanda'nın Avrupa Kupası hüsranı ve sonrasında Belçika ile oynadıkları hazırlık maçını kaybetmesi Abdullah Avcı'nın bu maç için iştahını kabarttığını söyleyebiliriz. Bu doğrultuda takım kurgusu, oyunu tutup skoru korumaktan ziyade, deplasmanda Hollanda'dan üç puan alıp gruba ciddi favori olarak başlamaya yönelikti. Zira maç öncesi basın toplantısında Hoca'nın "Artık play-of u değil, birinciliği hedeflemeliyiz." demesi bunun en büyük göstergesiydi.

Bu bağlamda Hollanda karşısında orta sahada Emre, Topal ikilisi onların hemen önünde Arda kanatlarda Tunay ve Sercan, en uçtaysa Umut görev alıyordu.

Avcı'nın kafasında net iki şey var. Birincisi Arda'yı, bu sezon Madid'de oynadığı gibi oynatmak ve ikilinin önünde ondan faydalanmak. Burda Arda'nın bir sene içindeki gelişimini göz ardı etmemek lazım. Koca kafa, kanat hücumlarında sol bekin  bıraktığı pozisyonu doldurmayan adamdan, rakibe önde ciddi pres yapan ve kritik bölgede her maç en az dört beş kritik top kapan bir oyuncuya dönüştü ki, Hollanda maçında hem Sercan'a getirdiği iki top, hem karşı karşıya kaçrıdığı pozisyon bunun göstergesiydi.

Hoca'nın kadrodaki diğer bir net tavrı ise Batı Avrupa alt yapısı çıkışlı oyuncuları kullanma tercihi .İki maçta da dizilişimiz 2010'da final oynayan Hollanda Milli Takımının ve Alman Milli Takımının dizilişleriyle aynı. Avcı'nın bu bağlamda Hamit'i sağ bekte oynatması ve doksan dakika oyunda tutması, bu tavrının başka bir göstergesi. Zira Hamit'in Hollanda'nın hızlı kanat oyuncularına (Robben) madara olması bir tarafa, sadece ilk yarıda altı kez ayağındaki topu rakibe verip kalemizde tehlikeli pozisyonlara sebep olması bile ikinci yarıya Gökhan'la başlamaya yetecek sebepti. En azından Tunay - Gökhan değişikliği yapılarak, Gökhan - Hamit sağ kanadı ile, Hollanda'nın tek etkili olduğu bölge durdurabilirdi. Avcı'nın başta HERMES olmak üzere hepimizi isyan ettiren tercihi ise ikinci yarıda Emre'nin yerine oyuna Nuri'yi almasıydı. Bir senedir hiç maç oynamayan, üstüne ağır sakatlıklar yaşayan Nuri'nin, Selçuk İnan'ın yerine oyuna dahil edilmesi hem Selçuk'a yapılmış bir ayıptı hem de Milli Takım adına maça havlu atmak anlamına geliyordu. Zira Liverpool-Arsenal maçını izleyenler Nuri'nin topa on metreden fazla yaklaşamadığını görmüşlerdir. Nuri'nin daha çok zamana ve oynamaya ihtiyacı var ki o formuna kavuştuğunda Nuri - Emre - Selçuk'lu tadından yenmez bir orta saha kurulacaktır diye tahmin ediyorum.

  Abdullah Hoca'nın orta saha felsefesi Hollanda karşısında tutmadı. Zira bu takımın en zayıf bölgesi defansın göbeği. Hal böyleyken zaten orta sahada tamamen savunmayı düşünen Mehmet Topal, stoperlerin hemen önüne kadar çekilmek zorunda kaldı. Onun geride kalması da Emre'nin kalemize maksimum 35-40 metre uzaklıkta topla buluşabilmesine sebebiyet verdi. Bu da Emre'nin en önemli özelliği olan topla rakip sahaya direkt kat edebilme yeteneğini baltaladı. Bu dakikalarda bir Selçuk - Tunay değişikliği yapılsa ve Arda kanada çekilse oyunun akışı değişebilirdi. Mevlüt'ün oyuna girmesi ise değerlendirmeye bile değmeyecek anlamsız bir değişiklikti.

Hollanda karşısında alınan yenilgi için çok da fazla bişe söylemeye gerek yok. Zaten gruptan çıkma hesapları yapılırken bu maça puan yazıldığını sanmıyorum. Önemli olan bu maçta alınan mağlubiyetin Estonya maçına nasıl yansıyacağıydı. İlk maçtan farklı olarak Tunay'ın yerine Umut, Hamit'in yerine ise Gökhan ilk 11de başladı. Dün Selçuk'un ilk 11'de olmaması benim için süpriz olmadı. Bunu iki açıdan değerlendirebiliriz. İlk olarak Avcı'nın baskılar benim tercihlerimi etkilemez mesajı. İkincisi ve benim öyle olmasını umduğum: Estonya karşısında Mehmet-Emre ikilisinin orta saha için yeterli olacağını düşünmüş olması.

Estonya'nın 26. dakikada 10 kişi kalması maçın geneli için tam bir fikir sahibi olmamızı engellese de, ilk yarım saat için şunları söyleyebiliriz: Defans bölgemiz gerçek bir felaket. Ortada hiç birşey yokken Estonyalıların savunma arkasına attıkları toplarla geriye düşebilir, hatta on kişi kalabilirdik. Hakemin penaltıyı atlaması ve iki pozisyonda Mehmet Topal'ın stoperlerden bile erken davranarak topa müdahalesi maçı lehimize çevirdi.
Kırmızı karta kadar da, sonrasında da maçın yıldızı Emre'ydi. Rakibin onbir kişi olduğu dönemlerde tandemimizdeki uyumsuzluğun yarattığı iki pozisyon haricinde. Soldan iki ve göbekten bir pasla Burak gole yaklaşırken Gökhan'ın pasında ise o kendine has müthiş koşusuyla golle burun buruna geldi. Rakibin kırmızı kart gördüğü pozisyon milli takımımızın 2 si çok net olmak üzere beşinci gol pozisyonuydu. Onbire onbir oynanan bölümüne bakınca oyunumuzun iyi, oyuncu tercihlerimizin doğru olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
İki maç sonunda Milli Takımın genel bir değerlendirmesini yapmak gerekirse: Hem bireysel performans hem de defans sorunları açısından orta sahada Mehmet - Emre - Selçuk üçlüsünü kullanmak Milli takımımızı Avrupa'nın hem fiziksel hem de niteliksel olarak en önemli takımlarından biri haline getirecektir. (Nuri ve Hamit alternatiflerini unutmadan) Ben Tunay'da birşey göremesem de, Abdullah Hocanın bir bildiği vardır diyerek Sercan, Tunay, Gökhan Töre ve benzeri oyuncuları Arda'yla beraber kanatta kullanabiliriz. Son adam olarak da maçına göre Burak veya Umut kullanılabilir.

Şahsi görüşüm; ne olursa olsun memleket futbolunun son üç yıldır en iyi işleyen hatta tek iyi işleyen sistemi göz ardı edilmesin. ( Burak - Selçuk - Umut)

Avcı'ya İNANmak


Milli Takımımız 2014 Dünya Kupası elemeleri grup mücadelelerine Hollanda karşılaşmasıyla başladı. Abdullah Avcı'nın göreve getirilmesiyle başlayan yeni yapılanmanın nasıl bir oyun ortaya koyacağı merak konusuydu. Hazırlık kampını ve hazırlık mücadelelerini yakından takip edenler takımdan ve mücadeleden umutluydu. 

Abdullah Avcı'yı İBB öncesi Milli Takım alt yaş kategorilerinde görev aldığı zamanlardan bu yana takip eden biri olarak şu anki görevini sonuna kadar hak ettiğine inanlardanım. Milli takımımızın alt yaş kategorilerinde ilklere imza atarak önemli başarılar yakalamış sonrasında İBB ile dikkat çeken bir istikrar ve başarı yakalamıştı. Zaten bu istikrar ve başarı grafiği kendisine Milli Takımın kapılarını açtı. 

Hazırlık maçlarında zaman zaman umut veren, zaman zaman karamsarlığa düşüren bir Milli Takım seyrettik. Oyuncu tercihleri ve oyun anlayışı hep dikkat çekiciydi. Kimi zaman eleştirdik, kimi zaman takdir ettik. Nihayetinde hazırlık maçlarıydı ve üzerinde fazla durulmadı. Olması gerekende buydu. Ancak Hollanda karşılaşmasındaki kadro seçimi hepimizi şaşırttı. Daha önce hiçbir hazırlık maçında bir arada oynamayan bu 11 Hollanda gibi zorluk derecesi yüksek mücadelede sahaya sürülmüştü. Bu sezon henüz kendi takımında bile forma şansı bulamamış isimler de vardı sahada. Bununla birlikte Alman liginin alt seviye takımlarından iki oyuncuda bu karşılaşmada ilk 11'de şans buldu. 

Kadroyu gördükten sonra içimizde fırtınalar kopsa da, belkide hocamız bizim göremediğimiz farklı bir şey görmüş ve ona göre bir kadro oluşturmuş diye düşünerek maç öncesi temkinli olmayı tercih ettik. Maç başladı dakikalar ilerlemeye başladı. Tam da beklendiği gibi daha ilk dakikadan orta saha üstünlüğünü rakibe verdik. Niyetimiz zaten üstünlük kurmak değil rakibin oyununu bozmaktı. Topal-Emre seçimi de bunun kanıtıydı. Nispeten bu anlayışta başarılı da olduk. Aslında bu anlayışta başarılı görünmemizde ki en büyük etken, Hollanda'nın son dönemdeki tarihinin en kötü oyunlarından birini oynuyor olmasıydı. Bu fırsatı değerlendirememiş olmamız üzücü olsa da, üstünde durulacak bir konu değil. 

Bizim üzerinde durmamız gereken asıl mesele Abdullah Avcı'nın nasıl bir tavır ve oyun anlayışı sergileyeceğiydi. Hollanda karşısındaki hatalı kadro seçimi ve oyun anlayışı haklı olarak eleştirildi. Her teknik adam hata yapar ve zaman zaman eleştirilir. Önemli olan hata yapmamak değil hatalardan ders çıkarabilmektir. Milli Takımı bekleyen asıl tehlike budur. Hollanda maçından sonra yorum yapmamamın ve Estonya maçını beklememin nedeni de budur. Abdullah Avcı Estonya maçına da Selçuk İnan'sız çıkarak, her şeyin en iyisini ben bilirim tavrını sürdürdü. Bu davranışıyla Hakan Şükür'e kafayı takan Ersun Yanal'ı hatırlattı. Umarım sonu benzemez. 

Avcı, basın toplantısında Hollanda'nın da Huntelaar'ı oynatmadığını söyledi. Huntelaar'ın oynamamasının nedeni yerinde Van Persie gibi formunun zirvesinde bir oyuncunun olmasıydı. Peki Selçuk İnan'ı oynatmayan Avcı yerine kimi koymuştu. Tunay? Topal? Sercan? Kimse kimseyi aptal yerine koymasın. Türkiye'nin en formda ismi olan Selçuk İnan'a rakip takımdan benzer bir isim bulunacaksa, bu isim formunun ve kariyerinin zirvesindeki Van Persie'dir. 

Avcı, Estonya'yı Selçuk İnan'sız yenerek bakın Türkiye'nin en formda oyuncusuna bu takımın ihtiyacı yok onsuz da rahatlıkla galibiyet alırız mesajı vermek istiyor. Bu tehlikeli anlayış Türkiye'nin 2014 macerasına da başlamadan noktayı koyar. 

Futbol bilgisine ve teknik direktörlük meziyetlerine çok inandığım, hatta Terim sonrası Galatasaray'ın başında görmeyi çok istediğim Avcı, beni hayal kırıklığına uğrattı. Umarım her şeyin en iyisini ben bilirim tavrını sürdürmez ve 2014 Dünya Kupasını da uzaktan seyretmek zorunda kalmayız. 

Estonya galibiyeti kimseyi aldatmasın. Eğer maç 0-0 devam ederken rakibin verilmeyen penaltısı verilse ve oyuncumuza kırmızı kart çıkmış olsa, daha yolun başında Milli hüsrana dönüşecekti 2014 yolu. Maçın kırılma anıda buydu. 

Takımımız Estonya karşısına yine 4-2-3-1 düzeninde çıktı. Hollanda maçından farklı olarak Hamit'in yerine Gökhan Gönül, Tunay'ın yerine de Burak görev yaptı. Umut'u Tunay'ın pozisyonuna çeken Avcı en uçta da Burak'a görev verdi. 

10 kişi kalmış Estonya'ya karşı taktik değerlendirme yapmak sağlıksız olsa da, iki maçı birlikte ele alırsak, 2014 Dünya Kupasına katılma şansımızı düşük görüyorum. Avcı'nın Hollanda karşısındaki Tunay ve Sercan seçimleri kanatları kullanmamızı engelledi. Orta sahamızda Emre-Topal önlerinde Arda üçlüsü güçlü rakip karşısında kırılgan kaldı. Estonya karşısında da gerek Umut'un tam kanat özellikleri taşımaması gerek Hasan Ali'nin hücumcu bir bek olmaması kanat etkinliğimizi düşüren etkenlerdi. Buna rağmen, orta alanda Emre-Topal-Arda üçlüsü zayıf rakibe karşı büyük üstünlük sağladı ve oyundan galip ayrıldık. Avcı, Romanya ve Macaristan maçlarında da bu seçimlerinde ısrarcı olursa ki olacak gibi görünüyor ben 2014 Dünya Kupasını da evden seyredeceğimizi düşünüyorum. 10 kişi Estonya karşısında sergilenen oyun bile tatmin edici değildi. Birkaç oyuncunun bireysel becerisi ve hakemin yardımıyla alınan üç puan kimseyi aldatmasın. İyi mücadele ediyoruz ama iyi oynamıyoruz. Bunun en büyük nedeni de Avcı'nın yanlış oyuncu tercihleridir. Özellikle Hollanda maçında geriye düştüğümüzde Selçuk yerine neredeyse bir senedir ayağına top değmemiş Nuri Şahin tercihi tam anlamıyla skandaldı. 

Dilerim ben yanılırım ve Milli Takımımız 2014 Dünya Kupasında mücadele eder.